Dekoratif Süsler

Gösterilen sonuç sayısı: 23


Dekoratif süsler salonları ve duvarların estetik bir görüntüye kavuşmasını sağlar.  Dekoratif süs eşyaları cam ,meta , porselen ve polyester gibi malzemelerden üretilmektedir.  Bu günü piyasada satılan dekoratif süslerin büyük çoğunluğu ithal ürünlerdir. Binlerce dekoratif süs eşyalarını Mim Aksesuarın online satış sitesinden inceleyebilirsiniz.  Dekoratif süs satışının ve kullanımının kültürümüzde  ve tarihimizde önemli bir yeri vardır.

Dekoratif Süsler Tarihinin Bilimsel Boyutları

Dekoratif süsler tarihi araştırmasında sıra ve düzen kadar, bu düzenin anlamıda önemlidir. Akılcı bir sıra yanında, bilgi birimlerinin kendi içinde tutarlı olması da önemlidir.

Adı bakımından, dekoratif süs eşyaları tarihi, birkaç farklı kavramı birden çağrıştırmaktadır.

Gerçi tarihsel bir derinlik temel boyuttur, fakat dekoratif süsler olgusu iki farklı boyutu daha devreye sokmaktadır. Bu boyutlardan biri dekoratif süsler olgusunu yansıtan aracı, yani biçimi taşıyan maddedir.

Buna malzeme boyutu diyebiliriz. Bu boyut, tarihsel konumu dışında, başlı başına işlenmesi gereken bir alandır. Üçüncü boyut ise, daha dolaylı olarak devreye giren yöreselliktir. Buna da daha genel bir terimle coğrafi boyut diyebiliriz. Bundan sonraki sayfalarda, bir araştırmanın vazgeçilmez olan üç ayrı boyutunu ele alacağız.

Dekoratif Süs Eşyaları Malzemeleri

Dekoratif süsler tarihinin çerçevelediği alanı, nesnel bakımdan boş olarak tanımlamak imkansız bir çaba olur. Çünkü bu alan, maddi olan şeylerin biçimleri ve görüntüleriyle algılanabilir.

Birçok yönden eski insan, bugünkü insan gibidir; insan iş ve üretim içindedir; Mimar Sinan artık yaşamıyor, ama yine cami yapılıyor. Leonardo Da Vinci bugün yok, fakat resim dekoratif süsleri durmuyor.

O halde dekoratif süsleri, ev aksesuarları üreten, bunları tarih ve topluma kazandıran bir fabrika gibi düşünebiliriz. dekoratif süsler tarihini tanımak için, önce onun ürettiklerine bakmak gerekir.

Tarih boyunca insanın ürettiği dekoratif süs eşyaları, boyutları, fizik özellikleri, renkleri ve anlamları bakımından büyük bir zenginlik sergilemektedir.

Hangi türden olursa olsun, dekoratif süsler tarihinin araştırma konusuna giren eşya, obje, alet, süs ve benzeri nesnelerin tümüne birden malzeme diyelim.

İnsan için anlam taşıyan, dokunulabilen her üretim dekoratif süsler tarihinin malzemesidir.

Üretmeyi (daha doğrusu tasarımı) amaçlayan kişiye dekoratif süs eşyaları sanatçısı diyoruz.

Gerçekten üretim yapan kişi ise, günlük kullanıma hizmet eden ve seri üretim sonucu ortaya çıkaran kişidir. Bu ikinci tür, atölye işi olup, bu süreçten geçen malzemeyle, sonunda, birbirine benzer günlük kullanım için dekoratif süs eşyaları ortaya çıkar.

Bu işlemde, teknik yön, ikizlilik, dayanıklılık ve işe yararlılık, ağırlıkta o!an niteliktedir. Bu tür işlemden geçen eşya ile geleneksel dekoratif süs eşyaları arasında derin farklılıklar vardır.

Zaten dekoratif süsler tarihinin amaçlarından “biri de, inceldiği eserlerdeki mükemmelikle ve sıradanlık durumlarının kritiğidir. O halde, iki ayrı türe giren malzemeyi, onları oluşturan koşullarla birlikte incelemek gerekiyor.

Seramik Dekoratif Süsler

Dekoratif süsler tarihinin malzemesini değerli ya da az değerli kılan bazı koşullar vardır ki, kısa bir bakışla bu koşulların eşya üzerinde hangi bakımlardan etkin olduğunu görelim. Konuya şu soruyla girebiliriz :

Örneğin, bir dekoratif süsler başarısı sayılan Selçuklu keramiğini, dekoratif süsler eseri olarak gözönüne alamayacağımız bir toprak küpten ayıran şey nedir?

Seramiği müzelerde saklayıp, yüzyıllar boyunca ve tüm insanlar için dekoratif süsler değerini korumasını sağlayan şey nedir?

Bu sorulara seramik daha güzeldir de ondan diye cevap vermek konuyu basite indirgemek olur. Küp, çoğu kez, göze batmayan, olağan bir biçimdedir. Çirkin de değildir. Öyleyse küpte eksik olup ta, seramiğe dekoratif süsler değeri kazandıran şey nedir?

Selçuklu seramiğini çağdaşı olan küpten ayıran birkaç özellik vardır. Bu özellikler, kolayca çözümlenen elle tutulur bir şekilde anlaşılan şeyler olmayıp, bir anda kavranan çekici görüntülerdir.

Öncelikle, seramiğin anlamlı bir biçimi vardır. İnsanlar biçimi elde ederken yalnızca faydacılık düşüncesinden hareket etmezler. Fonksiyonellik her zaman yeterli değildir, malzeme günlük kullanım eşyası değilse, söz gelimi bir seramiğin, kötü iş görmesi, kolayca devrilir olması, ekonomik olmaması, onun çekiciliğini ortadan kaldırmaz.

Seramiğin, yüksekliğinin genişliğine oranı, siluetindeki kıvrımlar, onun biçimini olumlu yapan şeylerdir. Doğrudan algılarımıza çarpan bu biçim bizim için anlamlıdır.

İkinci etki, süslemede olabilir. Süsleme ana formun etkisini arttıran veya azaltan bir öğedir. Küpte, ana malzemeyi saklamayan, hızlı üretimin sonucu ve tekrara dayanan özensiz bezemeler vardır. Seyreden kişi bunu kolayca görür.

Seramik dekoratif süs eşyaları, çoğu kez ana malzemeyi gizleyen boya ve sır maddeleri, dikkatle seçilerek işlenmiş bir dekorasyon sergiler.

Bu süslemeler ana form’un görsel etkisine katkıda bulunur ve bunu yaparken ana yapıyla öyle bütünleşir ki, bu özellik sıradan bir küpte görülemez. Daha uzun bir üretim sürecinde yapıldığından, planlanmış bezeme programı o eseri (küp şöyle dursun) en yakın benzerinden bile farklı kılar.

Örneğin, bezeme fırçayla yapılmışsa, aynı usta aynı deseni tastamam tekrarlayamaz. Desen, el ve fırçanın anlık hareketleriyle ortaya çıkmıştır. Üretim tekniği bakımından, bir küpün pek çok benzerlerinin olması doğaldır; çünkü o, günlük kullanımı için geniş kitlelere sunulan, kırılması halinde bir benzeri alınabilecek eşyalardandır.

Pek çok atölye bu dekoratif süs eşyasından üretebilir. Seramik ise, her bakımdan dikkatle seçilmiş, özenle tasarlanmış bir süs eşyasıdır. Bir ya da birkaç dekoratif süs sanatçısı, yorum ve tasarım güçleriyle hünerlerini göstermişlerdir. Kuşkusuz böyle bir parçanın benzeri de az olacaktır.

Yukarıdaki karşılaştırmada, belirli koşullara uyan ve uymayan iki eşyanın dekoratif süsler değeri arasındaki derece farkını belirlemeye çalıştık.

İki tip malzemeyi birbirinden ayıran başlıca özellikler; form, malzeme ve bezemenin dikkatli seçimi, bütünü oluşturan parçaların boyut ve karakteridir.

Bu karşılaştırmadan sonra, gündemimize şu soru gelmektedir : dekoratif süs eseri nedir?

Dekoratif süs eseri, dekoratif süs eşyaları sanatçıları tarafından yapılan bir şeydir, ancak ham maddenin biçimini değiştirmek bu iş için yeterli değildir. Öte yandan teknik bir süreç de kaçınılmaz olarak gereklidir.

Yukarıdaki tartışmaya bir açıklık getirmek üzere öncelilke teknik dediğimiz süreci tanımlamakla işe başlayalım.

Grekçede techna, latincede ars kelimeleri, zenaatkarlık (artisan) işlerini anlatmak için kullanılıyordu. Bu işler, planlanan bir işlemi sürdürecek, başlangıçta nereye varacağı, hangi sonuca ulaşacağı bilinen eserleri üretme amacım taşımaktadır.

Ön bilgi ustalığın ayrılmaz parçasıdır. Bu bilgi olmadan, söz gelimi salon aksesuarları yapılamaz.

Fırınlama derecesi ve süresi, hamurun niteliği vs.nın önceden bilinmesi gerekir.

Hatta çoğu kez bir ev aksesuar ürünleri üretiminin farklı aşamaları farklı ustalarca yapılır. Bu ustaların birbirlerine ihtiyaçları vardır.

Bazı araştırmacılar bu mekanik işbirliğini dekoratif süs eserlerinin doğuşu için en başta gelen faktör olarak görürler.

Bu görüş oldukça hatalıdır. Çünkü, ne kadar gelişkin olursa olsun, teknik işlemler, sonucun artistik bir değer kazanmasını garanti etmez.

Bir seramik su taşımaya yaramaktan başka farklı, fazladan bir şeye sahipse dekoratif süs eşyaları eseri olabilir.

Yine, İslâm minyatürcüleri, bilimsel perspektif tekniğini uygulamışlardır, ama bu alanda şahaserler yaratmışlardır. Bu durumlarda ortaya çıkan şey yalnızca yararlı değil, güzeldir de.

Hatta hiç işe yaramasa bile güzel olabilir. Yani sonucu belirleyen şey, eşyayı olağan dışı yapan, heyecan ve hayranlık uyandıran şey dekoratif süs eşyaları sanatçısını fantazyasıdır.

Değerli Taşlardan Dekoratif Süs Eşyaları

Açıktır ki, dekoratif süsler problemi teknik problemden büsbütün ayrı düşünülemez.

O halde, malzemeden başlayarak, teknik süreç üzerinde duralım.

Henüz dekoratif süs eşyaları dönüştürülmemiş olarak doğada bulunan maddelere ham madde adını veriyoruz.

Taş bir ham maddedir. Doğadaki türlü jeolojik oluşumlarla farklı yapılara dönüşen bu malzeme, bulunduğu yere, miktarına ve niteliğine göre teknik alana sokulur.

Örneğin taşın az bulunduğu İran, Orta Asya çevrelerinde temel inşaat malzemesi olarak toprak, uzun bir zaman kullanılmıştır. Kalıplanan çamur güneşte kurutularak (kerpiç) veya fırınlanarak (tuğla) amaca uygun inşaat malzemesine dönüştürülmüştür. Böylece, söz konusu yörelerde çıplak tuğla tekniği adıyla bilinen bir tarz doğmuştur.

Anadolu bir taş ülkesidir. Bu bakımdan Selçuklu ve Osmanlı mimarisi daha çok bu malzemeyi işlemiştir.

Taş mimarisinin cami, kervansaray ve hanlarda uygulanması, bölgenin fiziki ham madde kaynaklarından gelmektedir.

Ham madde, henüz dekoratif süs eşyasına dönüştürülemediği, işlenmediği için bu adı alır.

Ahşap Dekoratif Süsler

Ahşap bir ham maddedir; doğada bulunan ağaç türlerinden birinin kesilmesiyle elde edilir.

Seçilen ağaç türü, amaca uygun olan: abanoz, ak gürgen, ak kavak, andız, ardıç, çınar, dişbudak, gürgen, ıhlamur, ceviz, ılgın, karaağaç, kayın, kızılağaç, maun, öd, pelesenk, sandal, çam, meşe, gül ya da bunlardan birkaçı olabilir.

Bu saydığımız ağaç türlerinden biri amaca uygunsa, kesim işlemiyle tomruk, kereste, bunlardan da levha, çıta halinde tahta elde edilir.

Doğal yapısı değiştirilen ağaç organik bakımdan ölür, insan ustalığı ile tahta halini alır. Kaba aletlerle yarı işlenmiş olan bu malzeme ham maddedir.

İkinci bir aşama için kullanıma hazır olan bu hammadde, marangoz, dülger, neccar gibi ince dekoratif süsler sanatçısı ustaların eline geçer.

Ham madde, kullanılacağı yere göre fonksiyonu olan bir biçim alacağı için (kapı kanadı, çekmece, sandık, çerçeve, teşbih, ağızlık vs) bir biçimlendirme sürecine sokulur. Bu işlem için, zenaatkarın işini dekoratif süs sanatkarları devralır.

Ham maddenin değeri öncelikle onun seçilişindedir. Bazı ham salon aksesuar setleri maddelerinin, ötekilere göre daha yaygın kullanılması, onun çok iyi olmasından değil, geleneksel tekniklere yatkın olmasındandır.

Hangi nedenle olursa olsun dekoratif süsler tasarımında ilk adım ham maddenin belirlenmesidir. Dayanıklılık, fiyat, görüntü, bu seçimde farklı roller oynayabilir.

Henüz biçim verilmemiş maddenin belirli bir dekoratif süs eşyasına dönüştürülebilmesi için, başka bir süreçten geçmesi gerekir.

Belirli bir fiyat ödendiğinde satın alınabilecek olan yarı işlenmiş madde, dekoratif süsler üretenlerin gözünde plastik bir maddedir.

Dekoratif süsler tarihinin malzemesini üreten teknik süreç, bazı serbest düzenleme ve yaratıcı uygulamalar göreceği için, bu yeni aşamadaki teknik işleri dekoratif süsler tasarımcısı dediğimiz kişi yapar.

Teknik süreç, bir maddeyi dekoratif süslere   dönüştürürken, dekoratif süsler sanatçısının izlediği yol, yöntem ve becerilerin tümüdür.

Bu süreç, elde edilmek istenen biçimsel sonuçlara giderken belirli aletlerin kullanılmasını gerektirecektir.

Konu ahşap malzeme ise, işleme, oyma, çatma, yapıştırma veya geçme teknikleri uygulanacaktır. Oyma yapılacaksa; bu oymanın derinliği, plastikliği, yüzey şekilleri, düz, eğri ya da keskin olacağından, bu işlemlerde kullanılan bıçak türleri de değişik olacaktır. Düz, yuvarlak ve sivri ağızlı bıçaklar yanında cetvel, pergel ve testere gibi aletler, motifler için kalıplar kullanılabilir.

Dekoratif Süsler Tasarım Teknikleri

Teknik, ham maddeyi işleme yoludur. Bu, işlemede, amaca uygun alet seçilir.

Resim için, boyayı sürecek olan spatül, fırça vb. aletler, hatta bunların yassı, yuvarlak, ince ve geniş uçluları kullanılır.

Söz gelimi resim tarihi boyunca en az değişen şey malzeme olmuştur. En büyük devrim erin yapılması için ise yine fırçanın kullanılması yeterli olmuştur.

Her dekoratif süsler ve eşyaları, teknik bir süreçle ortaya çıkar, bu yüzden dekoratif süsler tasarımcıları belirli bir tekniğe sahiptir.

Bu iş, bir yapım işidir. Bu yüzden, yalnız başına teknik, kişiyi dekoratif süs sanatçısı yapmaya yetmez.

Konu ve motif kadar, bunların nasıl oluşturulduğu ve düzenlendiği de önemlidir. Bu nokta, da, dekoratif süsleri ve  sanatçılarını yüce, ulaşılmaz, benzersiz kılan tasarlama sürecine geçilmektedir ki, bu konu pek çok yönüyle halen tartışılan ve dekoratif süsler üretimini biliminin dışına taşan bir sorundur.

Ham madde ve teknik bilgisi, daha ileride de ele alacağımız üzere, bir ucuz ev aksesuarları eseri tanımlayan önemli bilgilerdir. Araştırma konusuna giren bir eseri, bir katalog maddesi halinde anlatırken o eserin yapımında kullanılan ham madde ve onun işleniş şekli öncelikle ele alınmalıdır.

Farklı dekoratif süsler alanlarında ortaya çıkan eserlerin üretilme biçimleri farklıdır.

Edebiyat, çoğaltılmak üzere üretilen bir anlatım ürünüdür. Bu türün değişik harflerle aktarılması, eserin özünü fazlaca değiştirmez.

Ama plastik dekoratif süsler bu anlamda çoğaltılamaz.

Edebiyattaki çoğaltma, göze hitap etmediğinden; harflerin karakteri, boyutları, kağıdın cinsi ne olursa olsun şiir şiirdir. Metin aynı kaldıkça, çoğaltma özgünlüğü bozmaz. Hatta az buçuk kayıplarla dillere bile çevrilebilir.

Resimde ise çoğaltma (reproduction) eserin önemli olan maddesini değiştirir. Tablo tektir, her seyirci için ayrı bir tablo yapılamaz. Resim tercüme edilemez, çünkü konu plastik yoldan, görsel yoldan verilir.

Dekoratif süsler  malzemesi içine giren her eser tek ve benzersiz  kabul edilmek durumundadır. Bu yüzden, araştırmacı, her nesneyi değerlendirmekle yükümlü titiz bir malzemeci olmak zorundadır.

Yöresel  Dekoratif Süsler

Yeryüzünü, çeşitli kültürlerin yaşamış olduğu bir kültür coğrafyası gibi düşünürsek, değişik bölgelerdeki dekoratif süsler  malzemesinin durumunu, yeni bir boyutla değerlendirmek gibi, önemli bir sorunla karşılaşırız.

Sınırları belirlenmiş bir yörenin dekoratif süsler üslubu, çevre yöredeki kültür ve dekoratif süsler alanlarının karakteriyle karşılaştırılarak saptanabilir.

Kültürel coğrafya içinde belirli yoğunluklar taşıyan merkezler bulunmaktadır; üslup dokularının güçlü, seyrek, tekdüze ya da karmaşık olması, saf ya da melez üsluplar halinde birbirinden ayrılabilmektedir.

Bir yörenin dekoratif süsler karakterini belirleyen etkenler arasında, iklim, yüzey şekilleri, madenler, hayvan, (fauna) ve bitki örtüsü (flora), insan ve toplum yapısı, ekolojik denge, jeopolitik durum, savaşlar, göçler, ticaret ve komşu çevrelerle etkileşim, gibi öğeleri sayabiliriz.

Bütün bu etkenler göz önüne alınmaksızın yöreşel boyutu, yani dekoratif süslerin bölge karakterini anlayabilmek mümkün değildir.

Dekoratif süslerin yöresel karakteri çözümlenirken, özellikle etkileşimler üzerinde dikkatle durulmalı, alman etkilerin hangi ağırlıkta ve hangi nitelikte olduğu inceden inceye araştırılmalıdır.

Yöresel üslup araştırması, belirli bir yörede karşımıza çıkan dekoratif süslerin hangi koşullar altında biçimlendiğini ve başkalaştığını belirlemek için yapılır.

Bir üslubu, yakın çevresinden ayıran nitelikler, hem bir iç gelişme hem de sayısız alışverişlerin sentezi olarak karşımıza çıkar.

Böyle biçimlenmiş bir üslubu, tam olarak kavrayabilmek, yerli öğelerle, bunlara dışarıdan katılan öğelerin oran ve dengesinin çözümlenmesi ve ölçümü gibi önemli bir sorunu gündeme getirmektedir.

İnsanın dekoratif süsler eserlerinin geçtiği mekânı bize coğrafya anlatır.

Coğrafi yapı, doğal koşullar, iklim, akarsu, engebeler vs’nin insan üretkenliği üzerindeki etkileri, yerine göre önemli olabilir.

Fizik coğrafya, özellikle ham madde kaynaklan hakkındaki bilgileri, yöredeki dekoratif süslerin malzemesi ve tekniğini belirlemede önemli açıklama yolları verir.

Aynı dekoratif süsler geleneğinin farklı anlamları olan İran Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu mimarisinin, yapı malzemelerinde görülen köklü ayrılık yerel malzeme farklılığından kaynaklanmaktadır.

İran’da olağanüstü parlak yaşayan tuğla mimarisi zengin örnekler verirken, bu malzeme Anadolu’da yerini taşa bırakmaktadır.

Yörenin jeolojik koşullarının ürünü, özellikle taş, tuğla gibi, bir yerden başka bir yere taşınması zor olan malzeme, kullanıldığı yörenin mimarisinde kendini ağırca hissettirmektedir.

Mezopotamya’nın kerpiç mimarisi, İran’ın tuğla yapıları, taşsız bir coğrafyanın zorladığı hammadde koşullarının ürünleridir. Malzemenin farklı olması sonuç olarak dekoratif programı da etkilemektedir.

Zaman içinde yerini yurdunu değiştiren toplum, yeni malzeme seçenekleriyle baş başa kalır ve dekoratif süsler yapımını bu malzemenin imkanlarıyla çözümler.

Bu gerçeğe rağmen, Anadolu’da tuğla yapıların (minare ve kümbetlerde) varlığı düşünülürse, yöresel malzeme koşullarının dekoratif süsler üzerindeki etkilerinin abartılmaması gerçeğini de göz önüne almak gerekir.

Yukarıdaki örnek, yöresel mimaride yerli malzeme kullanımı konusundaki genel bir tutumu belirtmek için verilmiştir.

Türklerin gâzili kcihad ideali, İran’ın ihtişam ve geleneği ve binlerce yıllık geçmişi olan yerli Anadolu dekoratif süslerini tam sentezine varabilmek, kuşkusuz kısa süren bir operasyonla tamamlanmamıştır.

Daha çok İran Büyük Selçuklularının bir uzantısı olan bu yeni sentezi oluşturan faktörler araştırmacı tarafından her aşamada yeniden gözden geçirilmelidir.

Öncelikle dikkati çeken şudur ki, yeni oluşan toplumun egemen etnik ve kültürel grupları, Anadolu’ya dışardan gelen ve daha önce bağlı oldukları İran, Orta Asya dünyasının mirasını taşıyan kişilerdir. Bu gruplar, mimari ve dekoratif elemanlarının tümünü Rum ülkesinde keşfetmemişlerdir.

Anadolu’daki yerli Hristiyan geleneği ise; özellikle taş mimarinin bazı ayrıntılarını hazır formüller halinde vermiştir. Bu arada özellikle renkli taş kullanımında, güneyden gelen Eyyübi, Zengi etkilerinin Konya’ya kadar uzandığı dikkatimizi çekmektedir.

Anadolu Selçuklu dekoratif süslerı, başlangıçta, öncü çevrelerine geri dönüş yapmakla birlikte 13. yüzyıl ortalarına doğru, daha bağımsız ve kişilikli bir gelişmeyle kendini belli eder.

Belli bir yörede, yerli malzeme kendini bütün ağırlığı ile duyurabilir. Bu alanda yöreselliği aramak tutarlı bir yoldur.

Ancak taşınabilir dekoratif süs eşya eserlerinde durum biraz daha farklıdır. Taşınabilir malzeme, ticaret, göç, moda ya da armağan edilme yollarıyla bir ülkeye girebilir.

Ayrıca, bir dekoratif süs eşyası, işlenmiş, bitirilmiş olarak bir ülkeye girdiği gibi, yarı işlenmiş, ham madde olarak da girebilir.

Her iki durumda da bir ithal ev aksesuarları söz konusudur. Ancak, dıştan gelen ham madde yeni geldiği ülkedeki atölyelerde işleneceği için değişik bir özellik kazanacaktır.

Bilindiği gibi, fil dişi eşya Bizans’ta uzun süre kullanılmıştır. Afrika ve Hindistan’dan getirilen bu ham madde, İstanbul’da veya Bizans’ın bir başka kentinde işlenerek Bizans kültürünün damgasını kazanıyordu.

Taşıma  dekoratif süs eşyasının yöreselliği incelenirken  ölçülü ve son derece dikkatli olmak gerekiyor.

Bir bölgede gelişen dekoratif süslerin durumu incelenirken, sosyoekonomik yapıyı, biriken para ve öteki değerlerin dekoratif süslere hangi ağırlıkta yansıdığını belirlemek gerekir.

Anadoludaki kervansaraylar, büyük bir ulaşım ağının konaklama tesisleridir. Düzenli bir ekonomik yapının sonucu olan ticaret olmasaydı, kervanların konaklayacağı tesislere de gerek olmayacaktı.

Bugün bilinen kervansarayların sayısı, özellikle 13. yüzyılda ulaşılan sağlam, güvenli ve canlı bir ekonomik yaşamın olduğunu kanıtlamaktadır. Tarihi kaynakların da yardımıyla, belirli bir yöredeki kervansarayın önemi açıklanabiliyorsa, yapının ölçüleri, plan şeması ve teknik özelliklerine ilişkin ayrıntılar açık ve anlaşılabilir bir konuma oturtulmuş olur.

Belirli bir şehrin mimarisi, o şehre ait tarihi bilgiler açıklanabilir.

Söz zgelimi, Konya Selçuklu yapılarındaki zenginlik, bu şehrin, büyük ekonomik desteklerle beslendiğini gösteriyor. Ama bu zenginlik, Konya’nın bir Selçuklu başkenti olmasının bilinmesiyle daha da anlamlı bir durum kazanıyor.

Sonraki yüzyıllarda mimari zenginliklerin Bursa ve Edirne’de görülmeye başlanması Osmanlılar’ın yeni merkezlerindeki mimari faaliyetle ilgilidir. Şehirlerdeki mimari anıtların sayısal durumu ve kaliteleri büyük ölçüde, o şehirlerin siyasal ve sosyal tarihleriyle bağlantılıdır.

Bir şehrin etnik yapısı, daha doğrusu o yörede yaşayan insanların inançları ve alışkanlıkları, dekoratif süslerde varlığını duyurur.

Yan yana yaşayan farklı cemaatler, oradaki halkla sonradan gelen halkın duyuş, inanış ve yaşayış farklılıkları en azından yapı tiplerini belirlemektedir.

En başta dini farklılık  dinlerin fonksiyonlarına hizmet eden cami, kilise ve sinagog gibi yapı tiplerinin doğuşunu zorunlu kılmıştır.

Bir Türk şehrindeki kiliselerin sayısı, türü, oradaki gayrimüslim nüfusun sayısı ve mezhebini ortaya koyar.

Bir araştırmada, dekoratif süsler tarihçi incelediği eserlerin anlam ve önemini kavrayabilmesi, özellikle mimari alanındaki problemleri çözebilmesi için şehir tarihlerinden yararlanmak zorundadır.

Anadolu Türk Mimarisi araştırmalarında yöresel karakter aynı malzeme alanında birbirinden ayrılabilmektedir.

Kayseri Selçuklu yapılarının süslemelerinde görülen yüzeysel oymalı taş işçiliği ile Divriği Külliyesi’nin taç kapılarında görülen süslemelerin plastik karakteri şaşırtıcı farklılıklar gösterir.

Örneklerle saptanan bu yöresel farklılıkların nedenleri, dekoratif süsler tarihinin ana problemlerinden biri olarak kalmaktadır. Yine Güneydoğu Anadolu Mimarisinde görülen renkli taş kullanımı (polikromi), aynı yörede Zengi, Ar tuklu, Dulgadırlı ve hatta Osmanlı dönemleri boyunca izlenebilmektedir.

Bu durum, daha çok yöredeki ham madde kaynaklarından (siyah renkli bazalt ve beyaz renkli çeşitli taş türleri) gelmektedir.          ‘

Anadolu yarımadasının kültürel durumu, coğrafi durumuna çok benzemektedir. Doğu’da İran, Mezopotamya, güneyde Erken İslâm ve Antik, batıda Bizans’la çevrili Selçuklu ülkesi, iç bölgede binbir türlü yerli kültürün mirasçısıdır.

Genelde Roma ülkesine gelip yerleştikleri düşünülerek, Anadolu Selçuklularına, Rum Selçukluları da denmektedir.

Bu yarımadanın dekoratif süsler tarihini araştırmak isteyen kişi, herşeyden önce, ülkenin bir motifler denizinde yüzdüğünü görecektir.

Zengin ve eski yerli kültürlerin mirası, bu ülkeye daha sonra gelen Türklerin dekoratif süslerini belirli ölçülerde etkilemiştir.

Yeni çevre ve toplum, çok yönlü ve değişik etkilerle bu dekoratif süsleri yoğurmaya başlar.

Oğuz boyları, bomboş bir coğrafyaya gelseydi ya da onların dekoratif süsler gelişmesi kendi başına bırakılsaydı kuşkusuz, gelişme büsbütün başka olacaktı.

Durum böyle olmadı; yeni ortamda, otokton halklarla yeni gelenlerin dekoratif süsleri birleşti, üstelik her köşede farklı üsluplar geliştirerek.

Dekoratif süsler tarihinin yöresel boyutu, ana fikir olarak, tarih, din, ekonomik koşullar ve daha akla gelmeyen binbir çeşit etkileşimin bir anlatımıdır.

Toplumların hayalgücü, duygusallıkları, inançları, dayanma ve benimseme güçleri, hem çevrelerini değiştirme hem de kabullenme olanağını vermiştir. Bu süreçler sonunda, belirli bir yörede kristalize olmuş dekoratif süsler üslupları ortaya çıkmıştır.

Bu anlamda, yaygın olduğu bölgenin adıyla bilinen pek çok üslup vardır: Kafkas Halıları, İznik Çinileri, Saraybosna Bakırları vb. Genelde Selçuklu Çağı için sözkonusu olan yöresellik, Osmanlı Çağı’nda da görülür.

Birgi, Tire, Aydın, Antalya gibi belirli bir bölgedeki şehir ve kasabalarda bulunan mimari eserleri anlatır. A. Altun’un Mardin’de Türk Devri Mimarisi ise, Güneydoğu’nun Mardin şehrinde bulunan mimari eserlerin, yapı işçiliği ve mimari geleneği üzerinde durur.

Yazar, özellikle güneyden gelen etkileri belirterek, bu yöredeki gelişmeleri, Artuklu, Akkoyunlu ve OsmanlI devirleri boyunca ele alır.

G. Öneyi’n Türk Devri Çanakkale Seramikleri başlıklı kitabı, adı geçen şehirde, 18. yüzyıl ortasından 20. yüzyıl başına kadar üretilen seramik salon setleri anlatmaktadır .

Dekoratif süslerin öbür dallarında da, söz gelimi halı ve kilim alanında; Isparta’da Halıcılık, Gördes Seccadeleri ve Uşak Halıları gibi, yöresel ayırımlarla sınırlanmış çalışmalar görülebilmektedir .

Belirli bir bölgenin üslup karakterini; malzeme, teknik ve süsleme anlayışını billurlaşmış ilkeler halinde formüle edebiliyorsak, bu bölgenin biçim geleneğini çağdaş komşu yörelerle karşılaştırarak belirleyebiliriz.

Herhangi bir motifin; belirli bir bölge için tipik olup olmadığına karar verebilmek, o bölgenin, komşu bölgelerle olan alışverişlerinin yoğunluğuna bağlıdır. Bu aşamada, bir araştırma, dikkatli gözlem ve karşılaştırmalara dayanmak zorundadır.

Şunu da eklemek gerekir ki, bir araştırma konusunun yalnızca yöresel boyutunu ortaya koymak yeterli değildir; ele alınan konu, ayrıca, kronolojik gelişme açısından, tarihsel bir perspektif içinde de değerlendirilmelidir.

Tarihimizden Bugüne Dekoratif Süsler Gelişimi

Dekoratif süsler gelişmesini, bugün müze ve koleksiyonlardaki eserlerle ve mimari kalıntılarla izleyebiliyoruz.

Elimizdeki bu malzeme, kronolojik bakımdan düzenli bir sıralanma göstermiyor. Bu eserlerin tarih çizgisi üzerindeki yoğunlukları farklı farklıdır.

Aynı şekilde, bu ahşap süs eşyaları eserlerinin birbirleriyle olan bağlantıları benzer bir gelişim çizgisi verirken bazen kopukluklar sergiler.

Dekoratif süsler tarihinin kronolojik boyuttaki başlıca problemi, hu kopuklukların ve boşlukların durumunu iyi değerlendirmek, gelişmenin görülebildiği durumları ise berrak bir şekilde vurgulayabilmektir.

Zaman içinde biçim değiştirerek gelişen malzemenin bu gelişme çizgisi, dekoratif süsler tarihinin izlemeye çalıştığı temel boyutlardan biridir.

Bir başka deyişle, dekoratif süsler tarihi araştırmasındaki ana problemlerden biri, dekoratif süs eşyalarının zamana bağlı değişimlerinin kronolojik belirlenmesidir.

Eğer dekoratif süs eserlerinin tarihinden zaman kavramı çıkarılırsa, geriye anlamsız bir eşya kalabalığı kalır.

Tarihsel perspektif içinde, dekoratif süs eserlerinin çeşitliliğini zamana bağlı nitelikler olarak gösterebilirsek, biçim değişikliklerinin hangi koşullar altında ortaya çıktığını açıklayabiliriz.

Biçim değişmelerinin yasalarını bulabilmek, bu oluşların, nelerin sonuçlan olarak ortaya çıktıklarını saptamaktır. Bu sorun karşısında, derinlemesine bir boyut olan kronolojik araştırma, ister istemez yeni bir alan olarak karşımıza çıkar .

İnsanların, dekoratif süsler eseri denebilecek malzemeyi ne zaman üretmeye balşadıklarını kesin olarak bilemiyoruz, ama: dekoratif süslere yönelik insan tutkularının başlangıcı din kadar eskidir diye düşünebiliriz.

Dekoratif süslerin kaynağı ve kökeni, pek çok araştırmacının kafasını kurcalamaktadır.

Özellikle, antropolog ve prehistoryacılar kendilerini bu sorunun cevaplarını aramakla görevli sayıyorlar. Bu yolda ileri sürülen tezler çok çeşitli ve ilginçtir. Bugün için kesin bir kronolojik başlangıç noktası bulmak mümkün gözükmüyor.

Başlangıç noktası bilinemese bile, dekoratif süslerin, süreklilik gösteren bir olgu olduğu, zaman zaman görülen kopmalara karşın, birbirine bağlanabilen dekoratif süs üsluplarının bir gelişme zinciri izleyerek günümüze kadar ulaştığı kesindir.

İlkel başlangıçlardan hemen sonra beliren gelişmelerin, birbiri ardınca ilerleyip zenginleştiği, dekoratif süsler malzemesinin durumundan anlaşılmaktadır.

Coğrafi ya da yöresel boyut, yatay bir araştırma tarzıdır. Yanyana yaşayan çağdaş dekoratif süsler ve üslupların ilişki ya da etkileşimlerini saptamak, derinlemesine bir araştırma hareketini gerektirmez.

Tarih içinde, kuşaklar boyu, toplumların her an değişmekte olan zihniyet, tutum ve isteklerinin ürünü olan dekoratif süsler, kendi dışındaki gelişmelerden büsbütün kopuk düşünülemez.

Değişmelere bağlı olarak, belirli bir dönemdeki dekoratif süslerin öncüleri ve ataları olduğu gibi, kendisinden sonra gelen uzantıları da vardır.

Dekoratif süslerin genel tarihine baktığımızda, bir uygarlıktan başka bir uygarlığa geçerken ömrünü tamamlayan dekoratif süs eşyalarının, bazı biçimleriyle, sonraki dekoratif süsler evresine yansıdığı görülür.

Böyle bir sıraya bağlı olarak, tarih içindeki dekoratif süsler evreleri, en eskiden başlayarak üstüste yığılmakta, adeta bir tabakalar düzeni oluşturmaktadır.

Gombrich’in Sanatın Öyküsü adlı kitabı, ele aldığı genel dekoratif süsler tarihi konularını kronolojik bir sıra izleyerek anlatır.

Böylece, dekoratif süslere ilişkin bir öykünün daha akıcı, tutarlı bir yöntemle sunulabileceği kabul edilmiştir. Kitabın alt başlığı ise Başlangıcından Günümüze ifadesini taşımaktadır.

Bunun gibi pek çok kitap çağlar boyunca, gelişme ve değişmeler vb. ifadelerle, dekoratif süslerin bir süreç olduğunu anlatan başlıklara sahiptir.

Dekoratif süsler tarihi konuları, eskiye gidildikçe (alt katlara inildikçe) daha karanlık ve problematik olmaktadır. En eski dönemler için bilgi veren kaynaklar, bilgiyi besleyen malzemeler ve buluntular azalmakta, zaman aşımının yok ettiği eserlerin listesi büyümektedir.

Eski yüzyıllara inildikçe derinleşen ve karanlıklaşan zaman boyutu, tarih çağları ve modern çağlara doğru ilerleyen, günümüze yaklaştıkça daha dolu ve yüklü hale gelen bir boyuttur.

Seyretmekte olduğumuz bir ev süsleri eserinin ilk akla “getirdiği sorunlardan biri, bu eserin ne zaman yapıldığıdır.

Kuşkusuz, hangi dönemde ya da tarihte yapıldığı bilinmeyen bir eser, bir dizi sorun, merak ve gizemi de kendisiyle birlikte sürükler, getirir.

Tarihlenmesi yapılmamış bir eser, araştırmacı için tam bir bunalım doğurur. İlgi alanımıza giren eserlerin dekoratif süsler tarihi perspektifi içinde nereye oturacağı bilinmedikçe, eşyalar, yapılar ve her türlü nesne tam bir kaos tablosu sergiler.

Zaman soyut bir kavramdır, bu yüzden insanlar, zaman içinde üretilmiş olan dekoratif süsler malzemesini belirli tarih noktalarına oturtabilmek için zamanı, dilimlere ayırmışlardır.

Soyut bir kavram olan zamanı dilimlere ayırabilmek için somut bir zaman ölçüsü belirlemek gerekmiş, bu amaçla takvim sistemlerinden yararlanılmıştır. dekoratif süs eşyalarının, zaman içindeki yerini kesin olarak işaretleyebilmek için başvurduğumuz takvim sistemleri, başlangıç noktası belirli olan birer zaman cetvelidirler.

Dekoratif süsler malzemesinin böyle bir cetvel içinde yerli yerine oturtulabilmesine, ortak kabul edilen bir takvim sistemine göre dekoratif süsler eserinin yapıldığı yılı saptama işlemine tarihleme denir.

Dekoratif süsler eserinin zaman içindeki tam yeri ya da, belirli zaman dilimleri açısından yaklaşık yeri açıklana biliyorsa, o eser tarihlenebiliyor demektir.

Bir eşyayı veya mimari eseri kronoloji çizgisindeki yerine oturturken, eşyanın zaman içindeki durumuna göre, tarihin verilişi, birkaç farklı tür gösterir. Bu işlemin farklılıklar göstermesinin nedeni, her dekoratif süs eseri için, bir anda ve kesin tarihleme yapmamıza imkan verecek kanıtların bulunmayışıdır.

Dekoratif Süs Eşyası Olarak Kullanılan Kitabeler

Bazı dekoratif süsler  örneğin inşa kitabesi taşıyan mimari eserler ve sikkeler, yapım tarihlerini kendi üzerlerinde taşıdıklarından kesin tarihleme yapılabilemktedir.

Bir yapıyı kesin tarihleyebilmek için, inşa kitabesinin gerçekten o yapıya ait olması; sonradan getirilip o yapıya eklenmemiş olması gerekir .

Çok farklı olasılıklar düşünülüp, kitabenin orijinal olduğuna karar verildikten sonra okuma çözümleme işlemine geçilmelidir .

Ortaçağ İslâm yapıları ve OsmanlI mimarisi için, inşa kitabelerinde verilen yıl, Hicri takvim Sisteminin yılıdır.

Batıdaki taç kapıda yer alan uzun metinde …Ahmet Şah, 626 yılının birinci ayında buyurdu sözleri yazılıdır.

Her iki kitabe de, Arapça ve sözlü olarak 626 yılının rakamlarını verirler . 626 Hicri yılının, Miladi takvimdeki karşılığı 1228 ve 1229 yıllarıdır.

Yapının 1228 yılında inşa edildiğini söylerken, tarihe ilişkin bütün rakamların ve takvim sistemi işaretlerinin yanyana verilmesi doğru olur. Böylece, yapının inşa tarihini veren rakamların düzeni, M. 1228/9 (H. 626) şelkinde ya da yalnızca, 1228/9 (H. 626) şeklinde, birbirinin karşılığı olan her iki tarihi de yanyanâ getirerek verilmelidir.

Bazı kitabelerde, tarih, açıkça söylenmez, kitabenin sözkonusu ettiği olay ne rakam ne de yazıyla verilmez.

Genellikle şiir şeklinde, bir beyit ya da dörtlük halindeki metin içinde tarih gizlenmiştir. Bir şairin yazdığı kısa metindeki harfler ebced hesabı denen bir şifreyle tarihi verir ki, tarihi, böyle bir dekoratif süsle vermeye tarih düşürme denir.

Ebced, Arap alfabeisndeki harflerin karşılığı olan rakam değerlerinin cetvelidir. Buna göre her harf bir rakamın karşılığıdır; herme denir. Ebced, Arap alfabesindeki harflerin genel toplamı aranan tarihi verir. Örneğin, Mimar Sinan’ın mezar taşında yazılı olân :

Gicdi bu demde cihandan piri mimârân Sinan.

dizesi, ebced kurallarına göre hesaplanırsa : gicdi : 47, bu demde : 61, cihandan : 113, piyr : 212, mimârân: 402 ve Sinan: 161, hepsi toplanınca, 996 rakamını verir. Bu rakam Sinan’ın öldüğü Hicri 996 yılıdır (11). Bu tarihin Miladi karşılığı 1558’dir.

Açık ya da gizli, hangi yoldan verilirse verildin, kitabelerden okunan tarih, yıl veriyorsa, bu yolla elde edilen tarih, kesin tarihleme alabilmemizi sağlar.

Bir süs eşyasına ait kesin tarih’i kitabeler kadar önemli saydığımız arşiv belgelerinden elde edebiliriz.

Kitabenin bulunmadığı durumlarda, örneğin bir yapının inşasıyla ilgili vakfiye kayıtları, tapu sicil defterleri yapıya ilişkin bilgileri verirken; inşa tarihini, yıl, ay hatta gün olarak belirtirler. Vakfiye kayıtları ana kaynak olduğundan, bu belgelerde geçen tarihler kesin tarih olarak kabul edilir.

Bugün, üzerindeki kitabeye göre 861’de yapıldığı kabul edilen Bursa Karacabey Camii’nin adı, 859 tarihli evkaf defterinde geçmektedir.’ Bu duruma göre, yapının inşa tarihi 2 yıl daha geriye 859 yılma inmektedir . Bu yapı üzerindeki kitabe kayıp bile olsaydı, arşiv belgesi, bize kesin tarihi verebilecek bir belge olma özelliğini koruyacaktı.

Hicri yılları, bugün kullandığımız Miladi takvim yıllarına çevirmek için basit ve hızlı hesaplama yolları vardır. Fakat bu tür hesaplamalar her zaman doğru sonucu veremeyeceği gibi, ayların hesaplanmasında yetersizdir. Bu problemi en doğru sonuçla çözümlemek için geliştirilmiş hazır cetvelleri kullanmak  doğru olur.

Günümüzün teknolojisi, fizik ve kimya bilimleri, eşyanın kesin tarihlenmesinde yeni yeni laboratuvar metodları uygulanabilmesine imkan vermektedir.

Daha çok organik yapıdaki malzemeye uygulanan C 14, PotasyumArgon, Dend rokronoloji, keramik malzeme için Termolumine sans testleri, bazı durumlarda dekoratif süsler tarihine de uygulanabilir.

Ancak ülkemiz araştırmacılarının ayrıntılı ve pahalı programlarla gerçekleştirilen bu yöntemlerden yararlanabilmesi şimdilik zordur.

Bazı durumlarda, herhangi bir dekoratif süs eserinin yapım tarihi kesin olarak bilinemese bile; kesin olan bir tarihten önce yâ da sonra yapıldığı bilinebilir.

Söz gelimi bir yapının onarımını belgeleyen bir kitabenin verdiği yıl, asıl yapının inşaatından daha sonraki bir tarihi göstermektedir.

Bu durumdaki bir yapının inşaatı için söylenebilecek en geç tarih sınırı, onarım yılı olmaktadır. Böyle bir tarihlemede, en geç yıl, o yapı için terminus post quemdir .

Anadolu’nun en eski camisi olan Diyarbakır Ulu Camii üzerindeki çeşitli devirlere ait pek çok kitabe yer almaktadır. Bu kitabelerin en eski tarihli olanı, Sultan Melikşah’ın adını ve 484  tarihini verenidir.

Bundan başka 511, 518, 639, 731, 848, tarihlerinde yapılan onarım ve genişletmeleri gösteren kitabeler de bulunmaktadır.

( Latincede, terminus sınır, post sonra, auem bitim noktası .anlamlarına gelirler. Terminus post quem kalıbıyla ifade edilen zaman noktası, bir, eserin yapılmış olabileceği en geç tarih sınırlarını vermektedir. Bu terimle, söz konusu eserin, verilen tarihten önce yapıldığı anlaşılır. )

Bu duruma göre 484 (1091) tarihi, caminin tarihlenmesi için son sınırdır. Yapının bu tarihten sonra yapılmış olması düşünülemiyeceğinden, 1091 yılı, bu yapı için terminus post quemdir.

Aynı mantıkla, bir yapıdan sözeden ana kaynaklardan biri; örneğin bir seyahatnamenin yazıldığı tarih biliniyorsa, yapıyı tarihlerken, en geç tarih sınırını ortaya koyabilmek mümkündür, çünkü kaynağın yazıldığı tarihte o yapı vardır.

Kesin inşa tarihi bilinmeyen bir yapının onarım tarihi de bilinemeyebilir. Bu durumda bir başka imkan doğabilir. Örneğin, tarihi bilinemeyen bir yapının, döşemesi altında kesin tarih veren hir sikke bulunmuş olabilir.

Sikke yapı oradayken, döşeme altına giremiyeceğine göre, yapıdan daha eski bir tarihte orada yer almıştır, bir başka deyimle, yapı, sikke oradayken, üzerine yapılmıştır. Sikke, sözgelimi 1260 tarihini veriyorsa, yapının bu tarihten sonra yapıldığı açıktır. O halde 1260 yılı, yapı için terminus ante quem (en erken tarih sının) verir. Yapı, kesinlikle bu tarihten önce yapılmış olamaz.

Farklı yüzyılların dekoratif süslerini birbirinden kesin çizgilerle ayrıldığını düşünmek doğru olmaz.

Bir çağın dekoratif süs sanatçıları toptan yok edilmedikçe ya da ani bir yıkım olmadıkça, dekoratif süsler kesintisiz bir süreç olarak ilerler.

Belirli bir çağ üslubundan söz ederken, bu terim, o çağın dekoratif süsler üslubunun, önceki ve sonraki çağlardan ayrılan özellikleri göz önünde tutularak kullanılmıştır.

Genel olarak, bir çağın dekoratif süslerindeki karakteristik görünümleri, gelişme ve değişmeleri içeren çağ üslubu kavramı, kronolojik takvim ayırımlarına (yüzyıllar) tastamam uygunluk göstermez.

Çağ üslubunu tanımlarken ilke olarak, dekoratif süsler tarihinin gelişmesini, kronolojik üsluplar dizisi olarak görme düşüncesinden hareket edüir. Buna göre, her üslup devresinin öncüleri, katılanlârı, zenginleşmesi, yozlaşma ve bozulması gibi süreçleri vardır. Bu dönüm noktalarını, süreklilik içinde izlerken kronolojik bir sıraya, sıkı sıkıya değil, fakat genel olarak bağlı kalmak doğru olur.

Bir dönemin egemen görüşü, düşünce akımı, otoritenin koymuş olduğu yasal davranış biçimi, dekoratif süslere de yansımakta, böylece bir dekoratif süsler üslubunun konusu, biçimi hatta tekniği oluşmaktadır.

Çağ ya da dönemin dekoratif süslerini yönlendiren görüşler, kilise, saray veya egemen bir sınıfın isteklerine göre değişebilmektedir.

Ekonomik güçleri elinde tutan egemen çevreler, sınırlı olsa da, dekoratif süs sanatçısını belirli konu, teknik ve formlara zorlamaktadır.

Her dönemin, değişen istek ve talepleri ya da modası ile, üslup değişmeleri arasında kuşkusuz bağlantılar vardır. Ancak, bu türden bağlantıların sağlamca kurulabilmesi, bu ilişkinin ortaya konması ayrıntılı bir araştırmayı gerektirir .

İlgi alanımıza giren dekoratif süsler malzemesini, üslup genetiğinde yerli yerine oturtabilirsek, bir başka deyimle, eseri bir üslup devresine mal edebilirsek yaklaşık bir tarilheme girişiminde bulunmuş oluruz. Bir eserin yapım yılını yaklaşık olarak verebiliyorsak, bu işlemle varılan kronolojik sonuca yaklaşık tarihleme denir.

Üslupların pek çoğu; 13. yüzyıl, Viktorya Çağı vb., kronolojik belirlemelerle ad alırlar. Buna göre, belirli bir üslup döneminde yapılmış eserlerin tümünde yaygın olarak görülen ortak üslup özellikleri, elimizde bulunan ve tarihlemesi yapılmamış bir örnek için karşılaştırma imkânları yaratır.

Bu imkandan yararlanarak, tarihi bilinmeyen bir konsol setleri eseri, biçim benzerliklerinden dolayı, kesin tarihi bilinen bir esere yakın görerek yapılan tarihlemeye rölâtif tarihleme (nisbi tarihleme) denir.

Kesin tarihi bilinen bir eserle, tarihlenmesi gereken eser arasındaki yakınlık ve benzerlikler farklı yönlerde görülebilir. Böyle bir İşlemi gerçekleştirmek için iki eser, her boyutta ele alınıp bütün özellikleriyle karşılaştırılmalıdır.

Bu özelliklerden, ölçü, fizik yapı, malzeme ve teknik, motif ve kompozisyonların düzeni hemen akla gelen noktalardır.

Belli bir dönemin dekoratif süsler üslubuyla, o dönemin toplumsal yapısı arasındaki ilişkileri ortaya koyabilmek, her şeyden önce ana kaynaklara inmek ve bu kaynaklarda verilen bilgileri bütün boyutlarda eleştirmekle mümkündür, ikinci elden araştırma eserlerine dayanarak toplumsal yapı araştırmalarına girişmek mümkün değildir.

Rölatif tarihleme için en elverişli yöntem üslup kritiğidir. Üslup kritiği kesin tarihleri bilinen bir ya da birkaç eserde görülen ortak üslup özelliklerini gö zönüne alarak; tarihi bilinmeyen dekoratif süs eşyalarının bu kriterlere vurulması ve karşılaştınlaması ile yapılır.

Bilinenle az bilinen arasındaki yakınlık, benzerlik, akrabalık, hatta yakınlık öğelerinin yoğunluğuna göre, ilgi ve bağlantıyı sağlayan durumlar, tarihleme bakımından problemli olan eseri, yaklaşık tarihlememize esas olur.

Rölatif tarihlemenin esasını oluşturan üslup kritiği yöntemi için, tipolojik serinin kurulmuş (hazır) olması, yani birbirini izleyen salon dekorasyon ürünlerinin oluşturduğu üslubun gelişmesi biliniyor olması gerekir.

Böyle bir koşul hazırsa, yaklaşık tarihleme yapılabilir. Üslup kritiği yapılırken, problemli eserin, ait olması gerektiği devirden çok sonra, bir özenti veya modaya uyma tutkusuyla yapılmış olabileceğini, ya da bir kopya olabileceğini göz önüne almak gerekir.

Yaklaşık verilen tarih, doğal olarak, belirli bir zaman dilimi içindedir. Böyle bir tarihlemede, 13. yüzyıl başları, 14. yüzyılın ikinci yarısı gibi ifadeler, ya da erken, başlangıç, arkaik, olgun, klasik ya da geç gibi devir karakterlerini vurgulamakla yetinebiliriz.

Anadolu Türk dekoratif süslerini gelişmesi, yalnız dekoratif süsler tarihi değil, bütün toplum kuramlarının incelenmesi konusunda belirli kronolojik devrelerle göz önüne alınmaktadır.

Birbirinden farklı ve belirgin kimliklere sahip olan bu devreler, farklı coğrafi sınırlara rağmen kronolojik devamlılığa sahiptir. Bu genel gelişme boyunca, özel gelişme devreleri de ayrılabilir kuşkusuz.

Burada Türk dekoratif süslerini gelişmesi siyasi tarihe bağlı olarak ve ana çizgileriyle görülüyor.

Anadolu Türk dekoratif süslerinin kronolojik gelişimi, çok yönlü değişmelerle birlikte değerlendirildiğinde anlamlı bir kronolojik boyut vermektedir.,

Anadolu’daki gelişmenin incelenmesinde tutulan yol, öncelikle tarihsel bir süreklilik ilkesine dayanır.

Buna göre, 11. yüzyıl içinde ilk mimari eserleri vermeğe başlayan ilk Türkmen devletleri; Artuklu, Danişmendli, Saltuklu ve Mengücüklüler, henüz çok çeşitli olan etkileri bütünüyle sindirememiş olan bir formasyon devrinin öncüleri olarak görünmektedirler.

Bu dönemde tam bir üslup bütünlüğünün olmayışı, kısmen İran Büyük Selçuklu dekoratif süslerinin devamı, kısmen de yeni bir coğrafyada görülen şaşırtıcı formların katılmasından kaynaklanmaktadır . Bu dönemin eserleri 12. yüzyıla da sarkarak Selçuklu dekoratif süslerini hazırlamıştır.

Anadolu Selçuklu dekoratif süslerı deyimi, genel olarak, sözkonusu ülkede, 13. yüzyıl sonuna kadar Türk egemenliğinde kalan bölgelerin dekoratif süslerini ifade eder.

Böylesine politik esasa dayanan bir adlandırmada bazı yöresel beylikleri, Danişmendli, Artuklu, Mengücekli ve Saltukluları da sözkonusu kavrama katıp bir genelleme yapmış oluyoruz.

Selçuklu egemenliği Anadolu’da yayılmaya başlayınca, 12. yüzyılın başlangıç halindeki üslupları bir süre daha gelişmesini sürdürmüş, fakat asıl gelişme 13. yüzyılda kendini belli etmiştir.

Seçkin dekoratif süsleri Konya, Kayseri, Sivas ve Erzurum’da gördüğümüz bu devre eserlerini, Selçuklu Üslubu başlığı altında toplamak bir gelenek halini almıştır .

Selçuklu siyaseti kesinlikle merkezidir; bölgesel dekoratif süsler geleneklere karşın büyük inşaat doğrudan doğruya Sultan’ın buyruğu ya da bir devlet büyüğünün isteği ile yürütülmektedir.

Dekoratif süsler etkinliklerinin belirli merkezlerde toplanmış olması, farklı üslupları kaynaştırıp. yoğunlaştırmış,  benzerliklerin arttığı genel bir üslup ortaya çıkmıştır.

Homojen üslupları özendirici, bütünleştirici bir politika izleyen merkezi otorite, özellikle, büyük boyutlu, sağlam malzeme ve gelişmiş teknikle yapılan ilginç yapılarda kendini duyurmuştur.

Siyasi ortamdaki denge ve tutarlılık, devir üsluplarının anlaşılır ve sağlam bir yol izlemesine neden olur. Anadolu’da 1300’lerden sonra başlayan Moğol istilası, bazı yazarlara göre, kendi üslubunu yaratan bir dönem olmuştur,

Beylikler üslubu, Selçuklu üslubundan sonra gelen, bir farklılaşma ve dağılma devrinin yankısı olarak görülür. Siyasal neden olarak Timur istilası gösterilmektedir.

Bu dönemde ortaya çıkan pek çok Beylik arasında, Karamanlılar, eski Selçuklu geleneğinin mirasçısı olarak merkezi durumlarını koruyabilen bir üslup yaratabilmişlerdir.

Genel olarak, bazı bakımlardan, Selçuklular’ın devamı; bazı bakımlardan Osmanlı üslu bunun hazırlayıcı ve müjdecisi olarak düşünülen Beylikler Devri’nin dekoratif süslerinde, kendine özgü karakterler arayan araştırmacılar da vardır .

Osmanlı Dekoratif Süs Eşyaları

Büyük dediğimiz mimari eserlerin belirli bir zamanda, belirli bir ülkede ortaya çıkması kuşkusuz ki, bir rastlantı değildir.

Söz gelimi Selimiye Camii yapılmasaydı herhalde onun yerinde bir başka yapı yükselecek, Sinan olmasaydı yerini bir başkası doldurabilecekti. Bu anlamda, Osmanlı çağı pek çok bakımdan büyük karakterlerin ardarda geldiği bir dönemdir.

Osmanlı üslubu, siyasi bütünlüğün sonucu ikinci bir toplanma devrinin ürünüdür. Kısa sürede, Kahire’den Macaristan’a kadar yayılan dekoratif süs eşyaları tarzı, en azından büyük programlı devlet yapıları için homojen bir düzen gösterir.

Cami mimarisini düşünecek olursak, merkezi otoriteye bağlı bir mimari faaliyetin nasıl somutlaştığını görürüz. Cami mimarisi alanında, Selçuklu ve Osmanlı dekoratif süsleri, birbirinden ayrılan iki dönüşüm ve iki ayrı siyasetin dile gelişini gösterir.

Bazı bakımlardan, Osmanlı dekoratif süsleri, Selçuklunun mirasçısı ve devamcısıdır.

Erken, Klasik ve Geç evrelere ayırabileceğimiz  Osmanlı dekoratif süslerinin Batılılaşma dönemi, saray ve çevresinde oluşan bir modanın etkisiyle barok, ampir ve rokoko üsluplarına özenerek kendi üslup sürecini tamamlamıştır.

Üslupta sürelilik ve birbiriyle olan bağlantılar, günümüze doğru yaklaştıkça yekparelik kazanıyor. Ortaçağlara doğru yaklaştıkça, dönemlerin buluntuları azaldığından süreklilik kolayca izlenemiyor.

Çağ ilerledikçe, haberleşme ve iletişimin artmasıyla, büyük insan kitlelerine ortak mesajların yayılması, birbirinden haberi olmayan kapalı üslupları giderek homojen bir ortama sokuyor.

Bugün, bu değişmeler, insan ömrünün şahit olabileceği bir süre içinde, dekoratif süsler tasarımlarını yavan ve tekdüze bir duruma getirebilecek düzeye ulaşmıştır.

Eski zamanların, üslup mozayiğini andıran zenginlik ve çeşitliliği, iletişim ve haberleşmeyle ortadan kalkıp yerini sanayi ve şehirleşmenin alacağı oluşumlara bırakmak üzeredir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, malzeme ve yöresel boyuttan başka, kronolojik boyut, araştırmamız boyunca göz önünde tutulması gereken bir alandır.

Dekoratif süsler üsluplarının tarihsel süreç içindeki değişmelerini genetik bir bakışla ele almak gerekiyor.

Kısaca söylemek gerekirse, metodik bir dekoratif süsler tarihi görüşünü temellendirmek, yalnızca yöresel karakterlerle değil, fakat zaman ve tarihleme sorunlarının da değerlendirildiği kronolojik araştırmayla tutarlılık kazanır.