Ev Süsleri

Tüm 12 sonuçları gösteriliyor


Ev süsleri dekorasyonun en temel unsurlarındandır.  Mobilyalarla birlikte kullanacağınız ev süsleri, evinizi kişiselleştirmenizi sağlar. Kişiye özel mobilya satın almak her bütçeye uygun olmayabilir.  Bu noktada uygun fiyatlı ev süsleri sayesinde dekorasyona kendi tarzınızı yansıtabilirsiniz. Biblo , vazo modelleri ve salon aksesuar setlerinden oluşan ev süsleri çoğunlukla seramik ve  cam malzemelerden üretilmektedir.

Türk Ev Süsleri Fiyatları Araştırmaları

Ev süsleri tasarımının, Türkiye’de bir bilim dalı haline gelmesi yakın zamanların olayıdır. Yeryüzünün en zengin sanat mirasına sahip bir ulusun, kendi ev süsleri eserlerini, bir bilim konusu halinde göremeyişinin nedenini, yine bu ulusun tarihi gelişmesi ve toplumsal yapısında aramak gerekir. Bu eksikliğin nedenlerini yalnızca, «cahillik, barbarlık ve göçebelik» nitelendirmeleriyle cevaplamaya kalkışırsak, zengin ev aksesuar süsleri üreten bir toplumun kişiliğine saygısızlık etmiş oluruz.

Anadolu Selçuklu ve Osmanlı kültür yapısında  dekorasyonun son derece ileri ve ayrıntılı bir programa sahip olduğu; ahşap ev süsleri,  mekan süslemeleri üzerine zengin bir literatürün varlığı bilinmektedir. Yine, Ortaçağ Türk devletlerinin kültür hayatında, askerlik ve diplomasi alanlarında olağanüstü zenginlikte bir meslek edebiyatı olduğunu bilmekteyiz. Buna karşılık, bazı sosyal bilimlerin hiçbir uygulama alanına sahip olmadığını, sözgelimi psikoloji gibi bir alanın hiçbir zaman işlerlik kazanmadığını görüyoruz. Bu tür bir bilimin, bugün anladığımız biçimiyle bilim hayatında yer almayışının nedeni; insana ilişkin ruhsal olayların çok farklı bir boyutta gelişmesi ve bu tür sorunların farklı bir alan içinde görülüp ele alınmasındandır.

OsmanlI kültüründe, geçmiş yüzyıllara ilişkin konularda veya eskiyi konu alan bilim alanları içinde; tarihin önemli bir yeri vardır. Osmanlılarda, her yıl olan olayların kaydını tutma, devlet işlerini kaydetme, diplomatik işlemleri yazma işlemi ve arşivcilik, köklü ve eski bir geleneğe sahiptir. Buna karşılık salon aksesuarları, yani sanata ilişkin eski bilgileri kaydetme geleneği hemen hiç görülmez. Hatta en ünlü Osmanlı ev süsleri sanatçılarının hayatı ve eserleri hakkında sağlam ve sağlıklı bilgiler bulabilmek çok zordur. Sınırlı ve eksik bilgiler veren bazı kaynaklar, belirli bir sanatçıyı dolaylı olarak tanıtır veya zenaat dalına ilişkin teknik bilgiler verir. Kısacası, gerçek anlamda ev süsleri üretini, tıpkı antropoloji ve psikoloji gibi, Batıdan-gelme olup, metoduyla, yaklaşım tarzı ve bakış açısıyla yepyeni bir bilimdir.

Osmanlı Ev Süsleri

Yukarıda özetlediğimiz durumun ışığı altında, Türk Salon Süs Eşyaları Sanatı araştırmalarının gelişmesini, derin ve geçmişi eskilere inen bir tarihçe halinde toplamanın mümkün olmadığı açıktır. «Türk Ev Süsleri Sanatı» diye bir kavramın varlığını tarihsel planda inceleme kaygısı Osmanlıların Batılılaşma döneminde ve daha belirgin olarak Cumhuriyet döneminde önem kazanan bir tutumdur. Bu kavramın tanımlanması, Doğu-îslâm dekoratif ev süsleri sanatlarından ayrılan sınırlarının çizilebilmesi de yine Batı ülkelerinde başlatılan çabaların bir ürünüdür.

Osmanlıların, Batılılaşma döneminden sonra (18. yüzyıldan başlayarak); önceleri daha çok Avrupalı bilim adamları tarafından yürütülen, daha sonraları da Türk bilim adamlarının katılmasıyla büyüyen araştırmacılar topluluğu, giderek artan bir hızla Türk Ev Süsleri Sanatı tarihi araştırmalarını günümüze kadar ulaştırdılar.

Osmanlı İmparatorluğunda, halkın, sarayın otantik ev süslerine karşı tutumlarının nasıl olduğu, bu kesimlerin görüşlerinde farkılıkların olup olmadığı soruları tartışmaya açıktır. Bununla birlikte kesin olarak bilinen bazı noktaları da hatırlamakta yarar vardır. Geniş halk kitleleri için, otantik ev süsleri, öncelikle ecdat yadigarı olduğundan saygı görürdü. Ayrıca, dâha eski yüzyıllardan kalan bir salon masası süsleri  eseri; kullanılabilir, işlevsel bir nitelik taşıdıkça korunan ve yaşatılan bir değer olarak bilinirdi. Bütün bunların yanında, Osmanlı ev süslerinin büyük çoğunluğu, teokratik yasa düzenine göre dokunulmaz eserlerdi.

İmparatorluk nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan müslüman halkın ibadet ettiği mahalle mescitleri, namazgahlar,” tekke, zaviye ve türbe gibi yapılar, yakın çevre halkının koruduğu eserlerdir. Bu tür yapıların kullanılabilir halde kalması, ortak bir inanç sistemine bağlı olan cemaatin, hayırsever insanların yardımıyla mümkün oluyordu. Büyük programlı yapılar; selâtin camileri, ricâl yapılan, han, köprü, hamam ve kervansaraylar ise, varlıklı kişilerin; beyler, paşalar, vezirler ve bizzat Sultan’ın gözetim ve denetimi altındaydı.

Bu eserlerden, vakıf eseri olanların, fiziki ve fonksiyonel bakımdan korunması; onaranı, personeli, gelir ve giderleri çok sıkı kurallara bağlanıp kayıt altına alınmıştı. Çeşitli yapılara ait, kağıt üzerine yazılmış, uzun ve ayrıntılı vakfiye metinlerinden başka, bu vakfiyelerin özetini taşıyan kitabeleri de bu yapılar üzerinde görebiliyoruz. Osmanlı döneminde gayri-müslim yapılarının da, benzer ilkelerle, korunarak veya kiliselerin camiye çevrilmesinde olduğu gibi, tekrar işlev kazandırılarak günümüze ulaştığı görülüyor.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında, bugün kısaca antik adını verdiğimiz ev süslerinin durumu biraz daha değişiktir. Romalılar kendilerinden önceki dönemlerin mimari konsol süslerini kendi amaçlarına uygun olarak nasıl yeniden kullanmışlarsa, Bizanslılar da Grek ve Roma malzemesini aynı şekilde kendilerince değerlendirmişlerdir.

Osmanlılar ise, antik mirasa karşı, ya ilgisiz kalmışlar ya da kendi amaçları doğrultusunda bu ev süslerini tekrar kullanmışlardır. Hiçbir uygarlık, kendinden öncekileri yıkıp yok etmek üzere amaçlı ve bilinçli bir tavır göstermemiş; eskiyi, kendi amaçlarına göre yeniden değerlendirmiştir.

Bugün Anadolu’daki ev süsleri eserleri en eski çağlardan başlayıp günümüze kadar ulaşan ve her uygarlıktan örnekler taşıyan zengin bir tablo halindedir. Bununla birlikte, zaman zaman görülen yağma ve talan hareketleri, amaçlı kışkırtmalar olarak tarihe geçmiştir. Latin ordularının Bizans’ı özellikle başkent Constantinopolis’i yağmalamaları , yine Bizanstaki ikon-kırıcılığı ve Osmanlı devrinde görülen Patrona Halil ayaklanması , nedenleri üzerinde bugün bile tartışılan belirli ve özel tarih olaylarıdır.

Türkiye’de ahşap ev süsleri araştırmalarının başlangıcını, Avrupalıların Doğu’ya dönük çok yönlü ilgilerinde aramak doğru olur. Oryantalizm yani şarkiyatçılık, kısaca «doğu sorunlarıyla ilgilenmek» demektir.

Bu bakımdan, Türk süs eşyaları sanatının araştırmasında önemli başlangıç noktalarını, seyahatnâmeler, filoloji çalışmaları, tarih ve arkeoloji notlarında, parça parça bulabiliyoruz.

Türk tarihine ilişkin ilk incelemeler 17. yüzyılda başlamakla birlikte, bu çalışmalar süreklilik göstermez. D’Herbelot (1625-1695) adlı Fransız yazanınn 6 ciltlik Bibliotheque Orlentale adlı eserinin son cildindeki «Türk» kelimesi başlığı altın da çok değerli bilgiler verilmektedir.

Bundan bir süre sonra, yine Fransa’da 16. Louis’nin kitaplığına çok sayıda çince kitap gelince, bu dili bilen Joseph De Guignes (1721-1800) kitaplık müdürü olarak atanır. Bu yazar, ilk kez Hunların genel tarihini yazmış  kendisinden sonra Julius van Klaproth (1788-1835) doğuya yaptığı gezileri, Trab!eaux historiques (Paris, 1823), Memoirs relatifs a l’Asie (1842-26) adlı eserleriyle yayınlamıştır. Bunlardan başka, Çin kaynaklarına dayanarak eserler veren Stanisias Julien (1799- 1873) ve Edouard Chavannes, özellikle en eski Türklerin ev süsleri tarihini araştıran türkologlardır.

19.Yüzyılda, Türk ev süsleri ve kültürünün en eski dönemlerine yönelik araştırmalar Finlandiya, Macaristan ve Rusya’da yapılmaya başlanmış. Ünite süsleriyle ilgili sorunlar genellikle, dilin ve tarihin kaynağı sorunlarıyla birlikte ele alınmıştır. Özellikle FinUgur dil ailesi üzerinde yoğunlaşan tartışmalar, Finlandiya’da bir dernek  kurulmasına ve bu derneğin Orta Asya’ya bilim adamları ve sefer heyetleri yollamasına neden olmuştur. Bu dönemde, runik Orhun yazısı çözümlenir. Stahlenberg Heikel, Thomsen ve Radloff’un uzun çalışmalarıyla çözümlenip okunan ve niteliği iyice aydınlanan bu metinler, Göktürk tarihi ve ev süsleri için en önemli kaynaklar olarak yayımlanır.

Macaristan’da başlayan türkoloji çalışmaları, bu ülkedeki bilim adamlarının kendi dil ve tarihlerini öğrenme çabasından kaynaklanır. Bu ülkede Türk dili çalışmalarının temelini atan kişi olarak Budenz Yoznef (1863-1892) gösterilmektedir. Bu ülkede türkoloji çalışmalarını sürdüren öteki bilim adamları ise; Kont Kuun Geza  A. Vambery ve J. Repcsiky’dir.

Türk ev süsleri sanatına ilişkin belirtilerin de, içinde yer aldığı türkoloji çalışmalarının en canlı olduğu bir sırada, genç bir oryantalist, Rene Grousset (1885-1952) önemli eserlerini vermeye başlar. Önce, doğu ülkelerinin tarihini yazmakla ise başlayan yazar, 1939 yılında, I/Empire des Steppes (Bozkır İmparatorluğu) adlı eserini yayınlar. Bu .eser, İslâm öncesi Türk ev aksesuarları sanatı hakkında o güne kadar bilinenlerin bir sentezi gibidir. Ancak Türk sanatının, tarihi ve niteliği hakkında görüş ve hipotezleriyle ün yapan bilim adamı Joseph Strzy- gowsky (1862-1941 )’dir.

Viyana Üniversitesi Sanat Tarihi Enstitüsü müdürü olan Strygowsky, Türk ev süsleri sanatının kaynaklarına inip, bu sanatın bütünlüğünü en çarpıcı örneklerle sergileyen araştırmacıdır. 1917’de yayınlanan Altay-İran ve Kavimler Göçü  ile, hediyelik ev süsleri sanatının tarihi ve niteliği hakkında, o zamana kadar değinilmemiş olağanüstü bilgiler verir. Türkler ve Orta Asya Ev Süsleri Sanatı Meselesi» adlı yazısıyla  yüzyılın ilk yarısında derin yankılar uyandırmıştır.

19.Yüzyıl Türkiyesinde, hediyelik ev süsleri, tarihsel boyutları bakımından tam olarak anlaşılamamış ve kaynakları bilinmeyen bir alandı. Bu konuyla ilgilenenlerin büyük bir çoğunluğu da zaten levantenlerdi. 1873’de Viyana Dünya Sergisi için Sultan Abdülaziz’in emriyle, bir kurulun hazırladığı Usûl-ü Mimarî Osmanlı adlı eser, adından da anlaşılacağı üzere, Osmanlı mimarisinin ve dekoratif ev süslerinin karakteristik yönlerini tanıtan bir kitaptır. Kitabın desenleri Montani Efendi, Bogos Efendi ve E. Maillard tarafından hazırlanmıştır. Pek çok bakımdan hatalı olan bu kitap , ev içi süsleri sanatının eskiliğini ortaya koyamadığı gibi, Osmanlı mimarisinin yapı elemanlarını Süryanî, Çin ve Arap ev süslerine bağlamaktadır.

Osmanlı imparatorluğunda, sarayın ve devlet kurumlarının ev süslerine bakışı, daha çok Osmanlı sanatında billurlaşıyor, en fazla Anadolu Selçuklu dönemiyle bağlantılar kurabiliyordu.

Oysa Avrupa’daki türkoloji çalışmaları sırasında beliren Türk cam ev süsleri kavramı, milattan önceki yüzyıllara, Hunlara kadar iniyordu. Türkiye’deki araştırmaların sağlam bir zemine oturması, Avrupa’dan davet edilen Alman, Avusturyalı ve Macar bilim adamlarının katkısıyla olmuş: halkevleri ve müzecilik çalışmalarının gelişmesi ve hükümetin Türk camdan ev süsleri sanatı araştırmalarına önem verilmesi şeklindeki istekleriyle canlanmıştır.

Heinrich Glück, Strzygowsky’nin öğrencisi ve izleyicisidir. Türk ev süsleri sanatından Osmanlı camilerine kadar, her alanda Türk sanatını işleyen Glück’ün Türk Ev Süsleri Sanatı başlığını taşıyan kitabı, bu başlık altında ve bir batı dilinde yazılmış ilk kitaptır.  Eserde, Nagy Szent Miklos hazînesinden başlıyarak, Bezeklik freskleri, Samarra, Tolunoğulları, Gazneli, Büyük Selçuklu, Timurlu; Konya Selçukluları, îznik, İstanbul, Edirne’deki Osmanlı anıtları arasında bağlantılar kurularak Türk ev süslerinin büyüklüğüne işaret edilmek istenmiştir. Aynı yazarın Die Kuııst der Osmanen (Leipzig, 1922) adlı eseri ise yalnızca Osmanlı ev süsleri sanatına ayrılmıştır.

1944 yılında, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarafından davet edilen Ernst Diez (1878-1962), Türkiye’de ilk kez bağımsız bir dal halinde ev süsleri öğretimine başlamıştır. Viyana Üniversitesindeki Strzygowsky geleneğine bağlı olarak, ev süsleriöğretiminde bilimsel metot ve karşılaştırma fikrini uygulamaya başlar. İlk baskısı 1946 yılında, ikinci baskısını ise 1955’de yayınlanan Türk Ev Süsleri kitabı , kendisinden sonra yazılan kitaplara • esas olmuştur. Diez’in ayrılmasından sonra, aynı fakültede Kurt Erdmann (1901-1964), Berlin ekolünün sağlam katalog ve literatür bilgisine dayanan metodunu yerleştirir . İki cilt halinde yayınladığı Selçuklu Kervansarayları  bu metotla yapılan araştırmaların en gelişmiş örneğidir. Erdmann’ın halılar üzerine yazdığı araştırmalar , Türk halılarının dünya halı sanatına temel olduğu gerçeğini kanıtlamaktadır. Bugün, Diez ve Erdmann’ın çalıştığı Türk Ev Süsleri Kürsüsü’nün başkam olan Prof. Dr. Oktay Aslanapa, «bu iki bilim adamının geri dönmesiyle açılan boşluk artık bir daha doldurulamamıştır.»  demektedir.

Hediyelik Ev Süsleri

20.Yüzyılda Türk hediyelik ev süsleri çalışmalarına. Batılı tasarımcılar kadar Türk bilim adamlarının da katkıda bulunduğunu gömüyoruz. Türkler arasında makalelerin listesi birkaç sayfa tutmaktadır.

İstanbul’da ulusal sanatı bilinçli olarak inceleyen; çeşitli kaynaklan elden geçirerek, hediyelik ev süsleri araştırması yapan bilim adamı . Celal Esad Erseven (1875-1971)’ dir. Arseven, Hediyelik Ev Süsleri Sanatı kavramını her planda tartışarak, öteki İslâm devletlerinin sanatlarından ayrılan yanlarını vurgular. Mimari, resim, minyatür ve plastik sanatların hemen her dalında çalışan Arseven, enerjik bir araştırmacı olduğu kadar verimli bir yazardır .

Arseven’in Türk sanat tarihçiliğine geçen hizmetlerini birkaç grupta toplamak mümkündür. Bu hizmetlerinden biri ev süsleri terimlerinin Türkçeleştirilmesi yolunda olmuştur. Maarif-i Umûmiye Nezareti’nin, İslahat-ı İlmiyye Encümeni, kendisinden bir sanat terimleri sözlüğü hazırlamasını istemiş, 1914’de sözlük yayınlanmıştır. 1926’da yayınlanan Kamus-u Sanat, sanat terimlerini fransızca karşılıklarıyla verir. Istıla- hat-ı Mimariyye (İstanbul, 1908 ve 1912’de iki defa basılmıştır), 1926’da basılan Dictionnaire des termes d’art, Français-Turc, Tur-Français (Matba-ı Âmire, 1926), daha sonra yayınlanacak olan büyük boyutlu bir ansiklopedi çalışmasına hazırlık niteliği taşımaktadırlar. 1943’de basılan 5 ciltlik Sanat Ansiklopedisi, deyim, terim, kelime, üslup ve teknik adlarını kapsayan önemli bir başvuru eseridir . Yazarın Türk ev süsleri sanatına asıl büyük katkısı, o zamana kadar bilinenleri toplamak ve sentez kitaplar haline getirmek olmuştur.

İlk kez 1928’de yayınladığı Türk Sanatı (Türk Ocakları Merkez Heyeti Yayını, Akşam Matbaası, İstanbul. 1928) başlıklı kitabında, Batılıların, bazen Arap bazen de İran sanatına bağladıkları ev süsleri sanatını ayrı bir varlık halinde etraflı olarak işler, bu konuyu resim ve planlarla destekler . 10 yıl sonra bu kitabı çok genişletip resimlerle zenginleştirerek L’art. Turc (L’art Turc, depeuis son origine josqu’a nos jours, İçişleri Bakanlığı Basın Yayın Genel Müdürlüğü Yayını, İstanbul. 1939.) başlığı altında fransızca olarak yayınlar. Daha sonra yayınlanan Les Arts decoratifsı turcs (Milli Eğitim Basımevi, İstanbul) ve Türk Sanatı Tarihi formalar halinde yayınlanmış bir eserdir. Bu eserde, hediyelik ev süsleri bütün dalları hakkında, o zamana kadar dağınık olarak verdiği bilgi ve görüşleri toplar. Bu yönüyle eser, Türk sanatı üzerine bir sentez denemesidir. Arseven, hemen bütün eserlerinde, Türk sanatının en eski köklerini tespite çalışmakta ve kaynağından başlıyarak onun gelişmesini izlemektedir. Bu bakımdan Arseven’in Türk sanat tarihi bilimindeki yeri önemlidir

Ahşap Ev Süsleri

Anadolu ahşap ev süsleri sanatının tanınması bakımından, bu alana yönelik arkeolojik kazılar aydınlatıcı olmuş, Selçuklu ve Osmanlı çağma ait buluntular bu alandaki bilgilerin artmasına, zenginleşmeşine yol açmıştır.

Anadoludaki ilk kazılar genel olarak «antik» adı verilen merkezlerde yapılmıştır. 18. Yüzyılın ortalarında başlayan bu ilgi bazı gezginlerin Küçük Asya’ya yapmış oldukları seyahatlerden esinlenmiştir. Bunlardan G. Perrot, 1861’den beri Anadolu’da araştırmalara girişmiş, A. de Moustier (1864), H. Barth (1858), V. Langlois (1861), W. J. Hamil ton (1842) ve C. Texier (1833-37), Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yaptıkları gezi ve araştırmaları yayınlarlar. Anadolu’da bazı eski ve tanınmayan uygarlıkların (özellikle Hititler) varlığından haberdâr olan batılılar, bu ülkede bazı arazi çalışmaları ve kazılar yapma işine önem verdiler.

Almanların kurmuş olduğu Deutsche Orient Geseischaft, 1888-90 yıllarında Zincirli’de Humann başkanlığında kazı yapar. Londra’da kurulmuş olan Asia Minör Exploration Fund 1890 ve 1891 yıllarında Anadolu ve kuzey Suriye’de kazılar yapar. Fransız J. E, Gauthier, 1895’de Kadeş’te hafriyat yaparak buluntuları İstanbul müzesine gönderir. 1905 yılında İstanbul müzesi uzmanlarından Makridi Bey, Prof. Winckler ile birlikte Boğazköy hafriyatına başlarlar. Bu kazı. 1912’ye kaadr sürer. 1908’de Liverpool Üniversitesinden Prof. Garstang, Sakçagözü (İslahiye)’n- de hafriyat yapar. 1911-14 arasında yapılan Cerablus (Kargamış) kazısı Hogarth, Thompson, Wooley ve Lavrence tarafından sürdürülür. 1925’ de Prag Üniversitesi profesörlerinden. B. Hrozny, Kültepe (Kayseri)’de hafriyata başladı. Şikago Şarkiyat Enstitüsü’ne bağlı olarak von der Osten 1932’de Alişar hafriyatını yapar.

Cumhuriyet’i izleyen yıllarda dil inkılabının yankıları, ahşap ev süsleri sanat terminolojisine de yansımış, hızlı bir Türkçeleştirme coşkusu yeni – arayış ve denemelere yol açmıştır. 1938’lerde ahşap süs eşyalarını da içine alan sanat kelimesinin karşılığı olarak «ar» kullanılıyordu. Çok hızlı geliştirilen bu kampanya zaman içinde daha bilinçli ve tutarlı bir doğrultu kazanarak terminolojik karmaşa bir ölçüde duruldu; kimi zaman öz-türkçe, kimi zaman osmanlıca kökenli terimler, tekrar, yerli yerinde kullanılır oldu. Bütün bu gelişmelere karşın, Arseven’ den bu yana Türk Sanatının terminolojik sorunları bilimsel olarak ele alınmamış; bu konudaki kararsızlık günümüze kadar süregelmiştir.

Cumhuriyet dönemindeki önemli gelişmelerden biri de, Türk ahşap ev süslerine yönelik arkeolojik kazılar olmuştur.

Son elli yıl içinde birdenbire artan bu kazılar  Anadolu’da, Selçuklu ve OsmanlI mimarisinin, mekan ve strüktür sorunları, süslemecilik, özellikle çini dekorasyonunun zenginliği hakkında yepyeni bilgiler vermiştir. Ancak şunu da belirtmekte yarar vardır ki, Ortaçağ Türk ahşap süs eşyalarına dönük kazıların sayısı ve kapsamı, antik kazılara göre her zaman az ve yetersiz olmuştur.

Ahşap ev süsleri sanatı tarihine yönelik çalışmalar yapan kuramların merkezleri, genellikle, yabancı arkeoloji enstitüleri ve Türk .müzeleri olmuştur. Bu kuramların en eskilerinden biri olan İstanbul Âsâr-ı Atika Muhipleri Cemiyeti, nizamnamesine göre 12 Şubat 1326 da kurulmuştur. Sadrazam Prens Sait Halim Paşa’nın başkanlığında oluşan ve üyeleri arasında yerli ve pek çok yabancı bulunan, eski eser ve estetik konularıyla uğraşan bu topluluk, cemiyetin faaliyetini durdurduğu I. Dünya Savaşma kadar çalışır. Cemiyet nizam-namesinin birinci maddesi şöyledir:

İstanbul Şehri Muhripleri Cemiyeti, İstanbul şehrinin kıymet-i bedîiyyesirü her türlü vesait neşriyle izhar ve tamim etmek ve şehre müteallik âsâr-ı nefîse-i sanatkârâne hakkında bilinmesi iktiza eden mevadda dair istifade-i umumiy- yeyi mucip olacak surette neşriyatta bulunmak maksadiyle teşekkül etmiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi dekoratif ev süsleri tarihini araştırırken, sanat tarihine ilişkin konuların da ele alınması (Cumhuriyet dönemine canlılık kazanmış ve bu ilgi geniş halk kitlelerine indirilme-’ ye çalışılmıştır. Bu amaçla, devlet 1930 yılı Nisan sonlarında, Türk Ocakları merkezine bağlı Türk Tarih Tetkik Encümeni adlı bir müessese kurulmasını emreder. 1931’de Türk Ocakları kapanınca bu kurum Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti adıyla bağımsız bir kuruluş olur. Bu kurum, bugünkü Türk Tarih Kurumunun çekirdeğidir.

10 Mayıs 1931’da Halkevleri açılması kararlaştırılır. Bu yeni kurum, resmi eğitim kurumlan dışında, geniş halk kitlelerinin her bakımdan eğitilmesiyle görevlidir. 1932’de 14 il merkezinde, 1938’de ise 209 merkezde yaygın çalışmalar yapan bu kurum, daha çok el sanatları ve ev süsleri incelemelere yönelik olmakla birlikte, sanat tarihini de önemle ele almıştır.

Ev süsleri sanatına ilişkin çalışmalar, il monografiler, nümizmatik ve epigrafi alanlanndaki yayınlarla da beslenmiştir. Bu konulardaki başlıca yayınlar ve yazarları hakkında, daha ilerideki bölümlerde (Sanat Tarihine Yardımcı Dallar) ayrıntılı olarak bilgi verilecektir. Ahşap ev süsleri çalışmalarının bugünkü durumu için aşağıda gösterilen makaleye bakılmalıdır.

Güzel Bir Dekorasyon İçin Ne Tür Ev Süsleri  Seçilmelidir?

Ev süslerini incelerken, bugünkü düşünce yapımızla, anlamakta güçlük çektiğimiz bazı sorunlarla yüzyüze geliriz. Bu sorunlar bütünüyle Osmanlı ev süsleri sanatının yapısını bilemeyişimizden kaynaklanmakta ve birer sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Sözgelimi, Ortaçağ Anadolu Türk Sanatı ortamında ne tasvir yasağı ne de «arabesk» gibi bir sorun yoktu.

Tarihi kaynakların bütünüyle ayıklanıp, günümüz Türkçesine aktarılmış olmaması, özellikle Selçuklu döneminin ev süsleri dünyasını tanımamızda başlıca engeldir. Arşiv belgelerine inilmemiş olması, karşılaşılan sorunları, spekülasyonlar, sezgilerle ve ilk akla gelen cevaplarla çözümlemek gibi bir hazırcılığa yol açmaktadır.

Ana kaynaklara inilemeyişinin yanında, Ortaçağ’in estetik sorunlarına 20. yüzyıl mantığı karşılık bulma çabaları, bu sorunları büsbütün içinden çıkılmaz hale sokmaktadır.

Özet olarak söyleyecek olursak; Anadolu Selçuklularının ve OsmanlIların ev süslerindeki bazı yönler anlaşılabilmiş değildir. Mimariden el sanatlarına kadar, sanatın her alanındaki sorunların bir kısmı giderek aydınlanmaktadır. Dekorasyonda, bazı mekanların işlevleri, yapı elemanlarının uygulanışı ve süslemecilik alanlarının her birinde bilinmeyen noktalar vardır. Bu sorunların hepsine değinmek bu yazını boyutlarını çok aşacağından, tasvir yasağı ve arabesk sorunlarını tartışacağız.

Tasvir Yasağı ve Ev Süsleri Bibloları

Uzun zamandır ev süsleri olarak kullanılan biblolarda başlıca problemlerinden biri olarak tartışılagelen «tasvir yasağı» sorununu, birkaç değişik yaklaşımla tekrar ele alıp bazı yeni değinmelerde bulunacağız.

Hayvan ve özellikle insan figürlerini, ev süsleri alanında her zaman aynı yoğunlukta,göremeyen araştırmacılar, bu figürleri, ev süsleri eserlerinin dışında tutan bazı nedenlerin var olduğu düşüncesi üzerinde durmaktadırlar. Yasaklamanın İslâm dininden geldiğini ileri süren düşünceyi benimseyenler, tasvir yasağı terimini de ev süsleri sözlüğüne sokmuşlardır. Tasvirin İslâm dinindeki durumuna geçmeden önce, öteki büyük dinlerde, örneğin Sami dinleri ve Hristiyanlıkta tasvirin durumuna kısaca göz atalım.

Büyük dinlerin en eskisi olan (M. Ö. 1440) Yahudilik’te tasvir yapanlara karşı belirgin ve açık bir tutum vardır. Musa’nın kurduğu bu din, tek Tanrılı dinlerin en eskisi olup, kuramsal ilkeleri, iki taş levha üzerine yazılmış esaslâıa göre (On Emir) biçimlenmiştir. Bu buyrukların hemen ikinci maddesinde şöyle denmektedir:

«Kendin için oyma put; yukarıda göklerde olanın, yahut aşağıda olanın, yahut yerin altında olünm, hiç suretini yapmayacak, onlara eğilmeyeceksin…» (1)

«On Emir«in bir maddesini oluşturan yukarıdaki sözler «put yapmayacaksın» şeklinde anlaşılacağına göre, bu yasaklamanın, ötekilerden önce gelmesi ve apaçık duyurulması düşündürücüdür!

Hristiyanlık, da zaman zaman biblo veya imaja karşı büyük nefret duymuş; ikonoklast hareketle, ev süsleri biblo sanatına korkunç bir darbe indirmiştir . Hristiyanlığın ortaya çıkışıyla birlikte, antik heykellere karşı bir hoşnutsuzluk hemen belirir. Pek çok heykel ve tablo tahrip edilir, yakılıp ortadan kaldırılır. Kurtulabilen tasvirler ise, antik çağdaki anlamlarıyla değil, fakat Hristiyanlık ikonografisindeki yorumlarıyla ayakta kalabilmiştir . Gerçi antik eserlerin bir kısmı imparator saraylarında ve zengin evlerinde korunmuş, hatta bulunabilen parçalarla bu eserler restore edilmiştir., Fakat, kiliseden kaynaklanan korkunç düşmanlık antik sanat eserlerini hedef almış, iki ayrı kesimin; hümanistlerin ve skolastiklerin sanat eserlerine karşı olan tutumları, iki yönlü bir diyalektik çekişmeyi sonuna kadar sürdürmüştür.

15.Yüzyıl Avrupasındaki bir olay, biblo ev süslerine duyulan tepkinin önemli bir örneğidir. 1494 yılma doğru, Floransa’da ortaya çıkan bir rahip, Fra Girolamo Savanarola, etkili vaizleriyle, insan elinden çıkma akla gelebilecek her türlü bibloyu lanetler. Şehrin meydanına, Fulci, Bocaccio ve Petrarca’nm en güzel minyatürlü eserleriyle yağlıboya tabloları üstüste yığdırıp ateşe verir. Kaydedildiğine göre, tabloların çoğu Lucretîa… Klecpatra ve Faustina gibi kadınları konu alıyordu. Avrupa’da konsol aksesuarları laikleşme sürecine girmesi, şehir kültürü ve ticaretin gelişmesiyle, baskılar gevşedi, hatta yabancı kültürlerin ev süslerine karşı ilgi arttı. Doğu Roma ve onun Hristiyanlaşmış devamı olan Bizans’ta ise durum biraz daha farklı gelişti.

Hellenistik pagan ikonografiyi Hristiyanlaştırarak sürdüren Bizans kültürünün,ev süsleri sanatını etkileven en büyük depresyon kuşkusuz İkonoklazma’dır. 726-843 yılları arasında esen tasvir kırıcı fırtına, sanatçıların, dini konular içinde de insan recini yanmalarını yasaklıyordu. O zamana kadar Tevrat, İncil konuları ve apokrif yazmalar, biblo ev süsleri sanatı icin sınırsız esin kaynağı idi. Yasaklamayla birlikte, insanlı konuları anlatma yerine, haç ve bitki süslemeleri gibi, cansız ve hareketsiz nesnelerin resmi yapıldı. İkonoklast hareketi savunanların başlıca görüşlerini şöyle özetleyebiliriz:

İslam’da Ev Süsü Bibloları Kullanmak

Ortaçağ İslâm ve Türk  Ev Süsleri Sanatında, canlı varlıkların; hayvan ve özellkile insan resimlerinin yapılmasından kaçınıldığı açıktır. Kesin bir kayıt bulunmasa bile, özellile insan figürü yapmanın bütün İslâm dünyasında yasaklanmış olduğu sonucuna varabiliriz. Bu yasaklamanın sonuçlarını aşağıda maddeler halinde ele alacağız. Pek çok araştırmacı, İslâm’ın temel kitabı olan Kuran-ı Kerim de. resim (sûret) yapılmasının yasaklandığına ilişkin hiçbir ifadenin bulunmadığından yola çıkarak, İslâm’da bir tasvir ve biblo yasağının sözkonusu olmadığını ileri sürerler.

Yine aynı araştırmacılar, Osmanlı minyatür ev aksesuar ürünlerinin varlığından sözederek, bu görüşlerini desteklemeye çalışırlar.

Kanımızca, İslâm’da taşvir yasağı vardır. Kuran’da açıkça yer almasa bile, İslâm sanatçısı tasvir yapmaktan kaçınır, özellikle insan figürüne karşı soğuktur. Bu durumu (kanıtlamak gerekiyorsa) şöyle kanıtlamak mümkündür:

Kuran’da bir tasvir yasağı aramak boşunadır. Çünkü Kuran, İslâm ev süsleri sanatının biçimlerine ilişkin buyruklar vermez. Sözgelimi bu kitapta «yaptığınız binaları palmetlerle, çiçeklerle süsleyin» diye bir ifade de yoktur. Bu kitap, yalnızca İslâm düşünüşü ve yaşayışı için bir kaynaktır. Kaldı ki, bazı hadislerde, tasvir yapanların cezalandırılacağı, hesap gününde, bu tür tasvir yapanların cezalandırılacağı, hesap gününde, bu tür tasvir yapanlardan, «yaptıkları tasvirlere can vermeleri» nin isteneceği belirtilmektedir. Hadislerin «sahih» olup olmadığı kuşkulu bile olsa, bir hadisin, İslâmın ruhuna büsbütün ters düşmeyeceği açıktır .

Ev süsleri tarihi açısından, tasvir yasağının en büyük kanıtı, figürlü bibloların ötekilere göre sayıca az olmasıdır. Anadolu’nun yerli gelenekleri ve Asya hayvan üslubu gibi iki köklü geleneğe rağmen, Anadolu Türk eserlerindeki figürlerin azlığı dikkat çekicidir (Başka İslâm ülkelerinde ise bu kadarı bile yoktur).

Anadolu Selçuklu ev süsleri eserlerinde görülen figürlü temalar, yazı, bitki ve geometrik süslemelerle boy ölçüşemeyecek kadar az, cılız ve başarısızdır.

İç mimari süsleme ve el sanatlarında figürlü süsleme vardır. Bu figürlerde dikkati çeken noktalar ise şunlardır:

Mimaride, figürlü süslemelerin yer aldığı yapıların hemen hepsi de kervansaray, medrese, saray ve köprü gibi, daha çok profan (din dışı amaçlara hizmet eden) yapılardır. Saraylarda yer alan insan figürlü çinileri ise, geniş halk kitlelerinin görebileceği düşünülemez.

Kervansaray ve medrese gibi yapıların hemen göze çarpmayacak yerlerinde, yırtıcı hayvan, balık, geyik vb. hayvanlar yer alabiliyordu. Ayrıca profan mimaride görülen figürler heykel karakteri taşımaz. Oransız, kabaca yontulmuş, hatta bazen gülünç görünümdeki bir kaç insan figürü dışında gerçek bir heykele rastlanmayışı; hacimli, etrafında boşluk olan (gölgesi düşen) canlı modele çok yakın oyumlanmış biblolardan «kaçınma» şeklinde yorumlanabilir.

Korkunç denebilecek bir duyarlıkla, üç boyutlu mukarnas sistemlerini taşa oyup çıkaran sanatçının el mahareti ve işleme yeteneğinden kuşku duyamayız. Selçuklu figürlerindeki gerilik ve karikatürsü deformasyon işleme ustalığı ile ilgili bir sorun olmayıp, bir «yasaklama» ile ilgili tutukluk olmalıdır. Geometrik ve bitkisel örneklerde gördüğümüz olağanüstü yetenek, ev süsleri sanatçısının daha seyrek ve korkak tavırla işlediği figürlerde gerilemiş ve primitif kalmıştır. Bu duruma ek olarak, dekorasyonda görülen figürlerin ancak 13. yüzyılın sonuna kadar varlığını sürdürebildiği, Beylikler çağında azaldığı ve Osmanlı çağında bütünüyle ayıklandığı da bir gerçektir . Geç Osmanlı döneminde (18. yüzyıl başlarından sonra), benimsenen Barok ve Rokoko üsluplarındaki insan figürleri, Türkiye’de uygulanırken, bu üslupların önemli bir öğesi olan insan figürleri elenmiştir.

Camilerde, figür hemen hiç görülmez. Caminin, İslâm’ın temel kurumu ve İslâm’ mimarisinin odak yapısı olduğunu düşünürsek, figür yasağının hangi kurumdan kaynaklandığı sorununa biraz daha yaklaşmış oluruz.

Minyatür, «Müslüman Türklerde tasvir vardır» diyen ev süsleri araştırmacıları için en önemli bir tutanak noktası olarak görülmektedir; oysa değildir.

Bilindiği gibi minyatür, insan figürlerini de içeren bir çeşit resimlemedir. Ama minyatürlü elyazmaları birer resim albümü değildir. Minyatürde yer alan insan figürleri, içinde yer aldığı kitabın konusunu açıklayan birer aracı, anlatımı kolaylaştıran görsel malzemelerdir. Saray, yüksek zümre ve belirli meslek gruplarına (tıp, astronomi, mühendislik vb. fen bilimleri) yazılmış fonksiyonel el kitaplarındaki bu figürler, çoğu kez gölge-ışık kullanılmadan renklendirilmiş, karikatürsü ve naif şeylerdir. Bu resimlere bakanlar «canlılık izlenimi almazlar. Bir kuklalar dünyasının oyuncak bebekleri gibi görünen insan modelleri, kitap sayfaları içinde kalmış; hiçbir zaman duvara asılan tablo kimliğine bürünmem iştir. Ayrıca, kaynaklarda minyatür resimlerini yapan sanatçılara hiçbir zaman «ressam» veya «musavvir» (tasvir yapan kişi) denilmeyip; nakkaş denilmesi de, bu tür ev süslemelerin daha çok «nakış» kategorisi içinde düşünüldüğünü göstermektedir.

Tasvir yasağının, genel İslâm ev süsleri sanatı kadar Anadolu Türk Sanatı için de ağırlığını duyurduğu apaçık görülmektedir. Bu düşünceyi. ileri sürerken, yalnızca Anadolu ev süsleri sanatının motif ve figür repertuarını düşünmek yeterlidir sanırız  geometrik, bitkisel motifler ve hat sanatının gösterdiği zengin çeşitleme, insan figürlerini kat kat aşacak boyuttadır.

Batı ev süslerinde, insan. vücudu, proporsiyon kavramları, hareket, poz ve ifade kavramları önemlidir. Hatta, batı resminin tarihi, insan figürünün gelişmesiyle birlikte ele alınır. İslâm’da ise «yasaklanmışlık» duygusu yüzünden, hayvan figürü, insan figürüne göre biraz daha fazladır. Figürler çoğu kez dekoratif kontekste kalır. Anatomi İslâm sanatçısının değil, doğa bilimcisinin işiydi. Bu yüzden figürler gerekli olmadıkça çıplak gösterilmemiştir.

Anadolu romantik ev süsleri sanatında görülen insan figürlü süslemeler; anatomik inceleme ve insan modellerinin kopyası esasına dayanmaz. İnsan vücuduna ait parçalar ise sembolik anlamlarla yüklü olarak karşımıza çıkar. Bunlar arasında; el ve göz ön planda gelir.

El motifi, 11. yüzyılda, herhalde Şiî etkileriyle «Ali’nin Eli» (Pençe-i Ali) olarak veya Ker- belâ’da bir elini kaybeden Ali’nin oğullarından birinin anısını canlandırmaktadır. Bu motifi OsmanlIlar da kullandılar, Hindistan Moğolları da. Aynı motif Magrib’de «Fatma’nın Eli» olarak bilinir.

Ev süsü olarak kullanılan melek figürü, (figür demek doğru kabul edilirse) cinsiyet belirtmeksizin, insan figürü şeklinde, sık sık minyatürlerde karşımıza çıkar. Bu figür bazen demon gibi fantastik yapı içinde görünür.

Her devir için (Selçuklu çağı içinde), ideal bir tip vardır; özel portreler görülmez. Ay gibi yuvarlak yüz, badem gibi gözler, küçük ağız, örgülü veya zülüflü saçlar klişeleşmiştir. Figürlerde portre karakterinin görülmeye başlanması Batı etkileriyle kendini belli eder.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız nedenlerle, Ortaçağ Anadolu ev süslemeciliğinde biblo, ağır bir yer tutmaz. Acemice işlenmiş figürlerden çok, başarıyla ve yüksek bir stilizasyon becesirisiyle işlenmiş bitkiler, geometrik şekiller ve yazı, İslâm düşüncesinin ve onun yarattığı estetik kayguların ürünü olmuştur.

Ev Süsleri Temaları

İslâm ve Türk ev süslemeciliği üzerinde çalışan araştırmacılar, girift ve karmaşık süslemelere genel olarak otantik adını verirler. Klasik olarak bilinen ev süslelerini genel özelliği ya da temel karakteri; bezemelerdeki öğelerin zenginliği ve yapılarındaki karmaşık düzenlemedir.

Kimi zaman bir boşluk korkusu  ile açıklanmaya çalışılan bu tür bezemelerin zengin biçimlere sahip olmasının nedeni, İslâm uygarlığının sahip olduğu motif kaynaklarına bağlanmaktadır. Ancak, zengin motif kaynaklarına yönelen bu ev süsleri sanatı için tasvir yasağının bir itici güç olduğunu unutmamak gerekir.

Vintage terimi, Türkçeye, Cumhuriyet döneminden önce girmiş, sözlük ve ansiklopedilerin çoğunda:    «Avrupa tarzı süsleme, değişik ev süs elemanlarının tuhaf ve karmaşık bir şekilde birbi-riyle kaynaşması…» biçiminde, ortaklaşa formüle edilmiştir . Ayrıntılı bilgiler veren ansiklopedilerde ve hatta ev süsleri kitaplarında otantik olarak tanımlanan örneklerin birbirini tutmadığı görülür.

Bugüne kadar klasik kelimesinin, 16. ve 17. yüzyıl Avrupasında kullanılmış olduğu düşüncesi, kelimenin fransızca yazılışıyla  pek çok dile geçmiş olması, terimin ilk kez Fransa’da kullanıldığı izlenimini uyandırıyordu. Görebildiğimiz kadarıyla, Batıda retro teriminin ilk kez ortaya çıkışı ve bugünkü anlamıyla kullanılışı 14. yüzyıl ortalarına kadar inmektedir. İtalyan yazar Giovanni Boccaccio (1313-1375)’nun II Decameron (1347/50) adlı eserinde arabesco olarak geçen kelime, ilgili hikaye içinde «Doğu stili giyinmiş bir kişinin elbisesi» ni tanımlamak çin kullanılmıştır (9).

Daha sonra Fransızcaya (1611), Almancaya (16. yüzyıl içinde) ve İngilizceye (1550’den sonra) geçen terim bütün Avrupa dillerinde günümüze kadar kullanılır olmuştur. Batı dillerinde, sözkonusu ev süslemeleri için ayrıca, Mauresque, Saracenic ve Grotesque gibi terimler de eşanlamlı olarak kullanılmış, fakat en yaygın ve kalıcı terim retro olmuştur.

Türk ev süsleri sanatı yayınlarında da sıkça rastlanan bu terim, zaman zaman eleştirilmekle birlikte günümüzde bile kullanılmıştır. Başta C. E. Arseven olmak üzere, bazı yazarlar bu terimin yanlış olarak kullanıldığını, her İslâm süslemesinin bu adla anılamıyacağını söylemişlerse de, terim; ya renkli ve egzotik bulunduğundan ya da kolay söylendiği için bugün bile kullanılmakta, hatta Arabesk adını taşıyan bir de kitap yazılmış bulunmaktadır .

Son elli yıl içinde Türk Ev  Süsleme Sanatları üzerine yapılan ayrıntılı ve analitik çalışmalar göstermiştir ki; «arabesk» terimi somut ve belirgin bir süsleme türünü ifade etmeyip; bir ev süsleme karakterini bulanık olarak anlatmaktadır.

Bugün, «arabesk» gibi bir terimin hiç kullanılmamasıyla kaybedilecek bir şey yoktur; bu kelimenin yerine başka bir kelime koymak da gereksizdir. Çünkü, ne kadar çeşitli ve zengin olursa olsun Türk ev süslemelerinde görülen motif, figür, tema ve bunların birbiriyle karıştırılmasından doğan birleşik kompozisyonları adlandırmak mümkündür. Buna göre, Selçuklu ve Osmanlı ev süslemeciliğinde, adlandırma yaparken, bu motiflerin türü ve cinsi temel ölçüt olarak alınabilir.

Yöresel farklılıklara karşın, İslâm Ev Süsleri Sanatının ortak estetik özelliklere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Anadolu Selçuklu Ev Süsleri Sanatı ise, politik ortamının genişliği oranında, kültürel kaynakları da geniş olan bir sanattır. Bu sanatı asıl besleyen çıkış noktası, İran Büyük Selçuklu kaynağı olup; bu sanatın Anadolu’daki uzantısı, yeni topraklardaki değişik geleneklerle karşılaşarak şekil kazanmıştır. Doğusundaki kaynaktan uzaklaştıkça ve yeni bir kültür coğrafyasının (Rum ülkesi) kaynaklarıyla ilişki kurdukça, yalnızca İslâm diniyle açıklanamayan bir şekiller sentezi oluşmaya başlar. Anadolu Ortaçağ motiflerinin köken olarak, çok yönlü ve zengin kaynaklı olduğu belirtilirken bu bezemelerde kullanılan motif ve figürlerin homojen bir görüntü sunup sunmadığı, hatta bu yeni ev süslerine  gerçekten bir «sentez» denip denemiyeceği de bir tartışma konusudur.

Selçuklu ev süslerinde görülen öğeler içinde, doğadan alınmış olan motif ve figürler sanatcı tarafmından belirli bir şemalaştırma veya özetleme şeklinde . (stilizasyon) uygulanmıştır. Doğadaki örneğin özgün yapısına karşı duyulan ilginin yokolmasıyla başlayan değişme, giderek ikonografik bir şemayla özdeşleşir. Bitki, insan ve hay vanların, şekil ve kimlikleri tanınır halde olmakla birlikte bir üsluplaştırma, Ortaçağ Türk ev süsleri sanatının ortak yönelişidir.

Ev Süsleri Tasarımları

Ev süsleri tasarlama işlemi; farklılaştırma, biçim verme, iyice işleme, iyice şekillendirme, mükemmelleştirme, geliştirme tasarımlarının tümünü kapsamaktadır. Selçuklu ev süsleri sanatçısı, Doğudan ya da batıdan almış olduğu motif miraslarını durmadan işlemiş, sonuç olarak, salon dekorasyonunda «Selçuklu karakteri» yaratılabilmiştir.

Üsluplaştırılmış ve birbiriyle alabildiğine karıştırılmış olan motifler karmaşası, ilk bakışta içinden çıkılmaz bir yığın olarak görünür. Ancak, zengin ve başdöndürücü motifler evrenini «anlaşılabilir» bir düzene sokmak da mümkün gözükmektedir. Büyük malzeme yığınları oluşturan, konu, motif ve temaları, anlaşılabilir bir kategoriler sistemi içinde açıklayabilmek, somut bir sınıflama ile mümkündür.

Hangi alanda olursa olsun, bir araştırmacının elindeki malzemenin kabarık sayılara ulaşması, bu malzemenin bir sınıflama içine sokulmasını zorunlu kılmaktadır. Bu işlemde, birbirinden nitelikçe farklı örnekleri kendi içinde kümelemek ilk adımdır. Selçuklu ev süslemeciliğinde gördüğümüz; bitki, hayvan, insan, geometrik şekil, günlük eşya ve mimari karakter taşıyan formları, yani birbirinden çok farklı varlık, sembol ve soyut nesneleri ayrı ayrı gruplayabiliriz .

Selçuklu ev süsleri sanatı esas alınarak yapılan ayırım, Beylikler ve Osmanlı çağları için de geçerlidir. Ancak, Osmanlı çağında bazı temaların azaldığı, örneğin insan figürünün bütünüyle ortadan kalktığı düşünülürse; ev süsleri motifleri bakımından sonsuz zenginlik gösteren Selçuklu çağını esas almanın daha doğru olacağı anlaşılır.

Ev Süsleri Figürleri

Farklı araştırmacılar Osmanlı bezeme konularını sınıflarken, daha çok kendi ana çalışma konularını açıklayıcı yollar izlemişler, ev süslerinde kullanılan motifleri sınıflayan denemeler yapmışlardır .

Böyle bir sınıflamayı bir tablo haline çevirirken , insan, hayvan ve bunlardan geliştirilmiş olan fantastik yaratıkları «figür» genel başlığı altında toplayabiliriz.

Doğadaki varlıklardan stilize ederek alınmış ikinci grup, bitki motifleridir ki, bunları da kendi adlarıyla, «bitkisel motifler» başlığı altında toplayabiliriz.

Bu iki grubun dışında kalan motif ve şekiller bütünüyle insan elinden çıkma, köken olarak doğada örneği bulunmayan sanat motifleridir. Bu topluluğu «geometrik şekiller», «eşya motifleri», «mimari formlar» ve «yazı» olmak üzere ayırabiliriz.

Ev süslerinde görüldüğü üzere altı ana grup oluşmakta; ayrıca bu gruplar tip ve türlere göre alt gruplara ayrılabilmektedir. Bu sınıflama ev süsleri araştırmacıları için değişik amaçlara hizmet edecektir. Öncelikle, yeni karşılaşılan bir örneğin, tür ve tipi bu tabloda yerli yerine oturtularak bir «tipolojik ayırım» sağlanabilir. Böylelikle, karşılaştırma, değerlendirme yapılabilir ve dolaısıvla bir tarihleme denemesi de kolaylaşabilir. ”  ‘

Bu uygulama, ilk bakışta karmaşık görünen motif yığınlarını sistematik bir sınıflamaya sokarak, yanlış adlandırmaları önler.

Ayrıca, çeşitli motif ve şekillerin karma olarak kullanıldığı ev süslerini de açıklar.