Dekoratif Ev Aksesuar Ürünleri Mağaza Deneyimi

Seçiminizle eşleşen ürün bulunamadı.

Dekoratif ev aksesuar ürünleri mağazalarının işlevlerindeki değişiklikler nedeniyle, bugün dokunma ve deneme alışveriş dünyası için her zamankinden daha önemlidir.

Bir zamanlar, mağaza sahipleri ve satıcılar sattıkları salon aksesuarları için bizim rehberimizdi. Yeterince bilgiliydiler ve müşterilerin nesneler dünyasındaki aracısı gibi davranacak kadar çoktular. Bir tezgâhtarın sözüne güvenebilirdik çünkü daha önce çok kereler haklı çıkmıştı. Bunun malların camekânlı büyük ahşap dolapların arkasında sergilendiği günlerde, mekânın müşteriler ile elemanlar arasında net biçimde bölündüğü züccaciye dükkânının, tuhafiyecinin ve taşra marketinin altın çağında olması tesadüf değildi.

Bugün, teşhirin “açık satış” ekolü çoğu şeyi satış elemanlarının aracılığı olmadan dokunabileceğimiz, koklayabileceğimiz ya da deneyebileceğimiz açık alana koyar. 1960 yılında ortalama Sears mağazasının yüzde 35’i depoya konurdu. Bugün bu yüzde 15’ten azdır. Bugün bir elemana istediğiniz ev aksesuar ürününü arka depoda olup olmadığını sormak neredeyse anlamsızdır. Çok olasıdır ki, bir arka depo yoktur. Her şey ya raflarda ya da rafların altındaki küçük saklama dolaplarındadır. Bu parlak bir değişimdir—depoda olan herhangi bir şey neye yarar? Bir tezgâhtar bulmadığınız takdirde onu satın alamazsınız ve çok az sayıda tezgâhtar ya da bilgili tezgâhtar veya herhangi bir şey satın almanız için bilfiil gayret gösteren çok az sayıda tezgâhtar varsa ne yaparsınız? Ev aksesuarları ürünlerini ortalık yere olabildiğince davetkâr, cezbedici ve elverişli bir biçimde koymak ve müşteriler ve onların sağduyusunun bu şeyleri kendi kendine keşfetmesine izin vermek son derece akla uygundur.

Dokunma ve denemenin bu kadar önemli hale gelmesinin bir diğer nedeni de, ev aksesuar ürün marka adının azalan gücüdür.

Tüketiciler büyük markaların arkasındaki şirketlere güvendiklerinde, o güven ürünleri satmak için yeterli olurdu. Artık değil. Bu uç bir örnek, ama açıklayıcıdır: Ulusal bir cilt ve saç ürünleri markası için yaptığımız bir çalışmada, tüm etnik gruplar arasında, Asyalı-Amerikalı müşterilerin ambalajı açmak ve losyonlara, sabunlara ve şampuanlara dokunmak konusunda en agresif olduklarını bulduk. Aslında, bu müşterilerin yüzde 23’ü ürünlerin akışkanlığını ve kokusunu test etmek için kutuları yırttı ya da şişeleri açtı. Açıkçası bu, reklama ve medyaya milyonlarca dolar harcamış olmasına rağmen markanın önemli ve büyümekte olan bir etnik kesim arasında hâlâ anında tanınırlık ve sadakat kazanmamış olduğu gerçeği nedeniyle böyleydi.

Bu yüzden, hepimiz Nader-sonrası müşterileriz—gördüğümüz, kokladığımız, dokunduğumuz, duyduğumuz, tattığımız ve denediğimiz zaman inanırız. Neyi satın aldığımıza ve fiyatının ne olduğuna bağlı olarak, kafamızın içinde, huzurlu bir salon dekorasyonu alışverişi yapmadan önce rahatlatılması gereken, sağlıklı bir kuşkucu (yoksa rahatsız eden bir kuşku mu?) vardır. Bir süs eşyasına ve onun değerine, televizyon reklamlarından veya söylentilerden değil, sadece kesin kanıttan gelen belli bir düzeyde güven duymaya ihtiyacımız vardır. Bu kadar basit bir şeyi mağazaların bu kadar az anlıyor görünmesi şok edicidir. Ev dekorasyon perakendeciliğinde pek çok araştırma yaptık ve şu durumla defalarca karşılaştık: Vitrin süslerinin teşhir edildiği büyük bölümler vardı ve çoğu ürünü test etmek çok kolay olmasına rağmen sadece bazı ledli tablolar gerçekten prize takılmış, ayarlanmış ve çalışır durumdaydı.

Güven artırmaya olan ihtiyacımız sadece otomobiller, stereo hoparlörleri ya da lüks ev aksesuar ürünleri gibi pahalı eşyalar için değildir. İçinde soğutuculu bir meşrubat dolabı da olması ABD’de Yeşil Parti’nin başkan adayı da olan ilerici politik aktivist, tüketici hakları ve çevre avukatı için bir gazete bayii tasarımının çalışmasını yaptık. Bir plana göre soğutucu göze çarpmayacak şekilde tezgâhın altına gizlendi ve sonra müşterilere mevcut olanları göstermek için boş meşrubat kutularının teşhirine yer verildi. Hiç işe yarar bir plan olmadığını çok geçmeden öğrendik—insanlar kutuların üzerindeki buzlanmayı göremedikleri sürece meşrubatın soğuk olduğuna inanmaz. Burada (başka yerde olduğu gibi) kanıta duyulan ihtiyaç neredeyse içgüdüsel gibidir. Dolaplar müşterilerin içlerini görebilecekleri bir yere yerleştirildikten sonra çok sayıda soğuk meşrubat satıldı.

İlk elden deneyimlerimizin pek çoğu bize alışveriş yoluyla gelir. Ev aksesuar ürünlerini yakından incelemek için özel bir niyetle nereye gideriz?

Müzelere tabii, ama hediyelik eşya dükkânında—bir perakende ortamında—sergilenmeyen hiçbir şeye elinizi sürmeye çalışmayın. Mağazalar tek başlarına, dokunsal ve duyusal keşiflerle doludur. Bir şeyler satın almaya ihtiyacımız olmasa bile, ara sıra oralara giderek dokunmak ve tatmak ihtiyacı hissederiz.

İnsanın alışveriş yapmasının bildiğim en saf hali, bir çocuğun büyürken mutlaka her şeye dokunmasıdır. O çocuk enformasyon için, anlamak için, bilgi için, deneyim için, duyumsama için aranır. Özellikle de duyumsama için, yoksa herhangi bir şeye neden iki kez dokunmak, onu iki kez koklamak ya da duymak zorunda kalsın? İzlemeye devam edin—bir köpeği izleyin. Bir kuşu izleyin. Bir böceği izleyin. Siz belki o karıncanın yiyecek aradığını söyleyebilirsiniz. Bana göre alışveriş yapıyordur.

Tüm bunlara hâlâ inanmıyorsanız, koklama, dokunma veya herhangi duyusal bir deneyim meselesiyle pek fazla ilgili olmayan bir ürünün bulunduğu yere gidin. Orada, fiziksel hiçbir niteliğin (Belki punto büyüklüğü hariç) beğeniyle bir alakasının olmadığı yerde, ev aksesuar ürünlerinin fiziksel yapısını okşayarak, ovuşturarak, eline alıp kaldırarak ve diğer başka şekillerde deneyimleyen alışverişçilerin görüntüsüyle karşılaşırsınız. Yine de, elimizde olmadan dokunuruz. Biz de herhangi bir hayvan gibiyiz ve tüm bu hayal etme, kavramsallaştırma, düşünselleştirme, düşünme ve görselleştirme güçlerimize rağmen fiziksel yaratıklar olan bizler dünyayı sadece beş duyumuzla (ve belki altıncı hissimizle) deneyimleriz. Dünya ve içindeki her şey bize uzanır ve duyularımız yoluyla bizi uyarır, biz de tepki veririz. Duyumsama yeteneğimiz ve duyumsamaya olan ihtiyacımız öyle temeldir ki, duyularımız vasıtasıyla tanıyamadığımız bir ev aksesuar ürünüyle karşılaştığımızda bile, ondan sanki onu tanıyabilirmişiz gibi söz ederiz.

Gözünüzün önüne geldi mi? Kulağa doğru geliyor mu? O hissi bilir misiniz? Yoksa buna itirazınız mı var?

Dokunmanın çok önemli olduğuna dair işte size son bir neden.

Bir müşteri ne zaman gerçekten bir şeye sahip olur? Teknik olarak, bu tabii ki süs eşyasının parayla değiş tokuş edildiği andan itibaren olur—yani kasada. Ama kasa mağazanın en az sevimli bölümüdür; o anda hiç kimse sahip olmanın keyfini çıkarmıyordur.  Aslında o anda yaşanan sadece kayıp (para) ve sıkıntıdır. (Sırada beklemek, kredi kartının onaylanmasını beklemek, çıkıp gidebilmek için tezgâhtarın o aksesuarı torbaya koyması için beklemek). Açıkçası, bu duygusal ve ruhsal bir andır, teknik bir an değil. Mülkiyet, müşterinin duyuları aksesuarı idrak ettiği zaman başlar. Gözlerde ve sonra da dokunuşta başlar. O şey bir kez elinizde ya da sırtınızda veya ağzınızın içinde olduğunda onu ele geçirme sürecine başlamışsınız denebilir. O şeyin parasını ödemek salt teknik bir ayrıntıdır ve dolayısıyla, bir şey ne kadar erken müşterinin eline verilirse, müşterinin onu denemesini ya da yudumlamasını veya sokağın çevresinde onu kullanmasını kolaylaştırırsa, mülkiyeti satıcıdan alıcıya o kadar daha kolay geçecektir.

Dekoratif ev aksesuar ürünleri alışverişi işte budur.