Hipnotik Dil Kalıpları

Hipnoz… Gizemli bir güç gibi gözükür çoğu zaman. Öyledir de… Eğer ehil ellerde kullanılırsa mucizeler yaratabilir. Peki, hipnoz günlük hayatımızda nasıl uygulanır? Bazen kendi kendimize “Transa geçmiş gibiydim.” ya da “Hipnoz oldum sanki.” deriz. Tam olarak ne demek istediğinizi hiç düşündünüz mü? Trans, daha önce de belirttiğim gibi bir şeye ya da bir yere tam konsantrasyon hâlidir. Hipnoz ise bir iletişimdir. Bir kişiye bir şeyi yapmasını söylüyorsanız ve o kendi isteğiyle yapıyorsa bu kişi, sizin hipnozunuz altındadır.

Öyleyse amacımız, binleri hipnoz eden bir konuşma yapmaksa, bir kişiyi etkileyecek, hipnoza girmesini sağlayacak kelime yapılarını öğrenmeliyiz. Hipnotik dil kalıpları, sıra dışı bir hipnoterapist olan Milton Ericksonun modellenmesiyle ortaya çıkmıştır. Milton Erickson, dört yaşına kadar konuşamamış olmasına rağmen, ömrünün sonuna kadar sadece konuşarak, dünyanın her yanından gelen hastalarını iyileştirmiştir. Kişiler zaman zaman, sizin de gördüğünüzde hip-nozda olduğunu söyleyebileceğiniz değişik durumlara
girmişlerdir ancak Ericksonun, değişiklik yaratması için hipnoza sokmasına gerek yoktur. Kişileri tabiri caizse ayakta hipnoz eder ve etkiler. Öyleyse biz de Ericksonun yöntemlerini kullanarak, toplulukları hipnoz edebiliriz.

Bilinçaltını Aşmanın Yolları

Etkileyici bir konuşmanın hedefi, dinleyicileri hipnoz etmektir. Bir hipnozcunun, karşısındaki kişiyi hipnoza sokmasının temeli olan bazı tekrarlarını ve olumlamalarını öğrenmeliyiz.
Bilinçaltı, duyguların bulunduğu sağ beynimiz, bilinçli zihnimizin “critical faktör”, yani “eleştiri yetisi” dediği bir duvarla korunur. Çünkü bilinçaltımız doğruyu yanlışı, gerçeği şakayı ayırt edemez ve her şeyi olduğu gibi kaydeder. Bu nedenle critical faktör, her bilginin bilinçaltına girmesini engeller. Çocuk doğduğunda tek bir zihni vardır; bilinçaltı. Çünkü beyninde, gelen bilgileri karşılaştıracağı başka bir bilgi yoktur. Zaman içinde yaşadığı deneyimler sonucu karşılaştırma yapacak verilere sahip olur. Artık bir bilinçaltı vardır ve bu karşılaştırma yaptığı veriler ise, critical faktörü oluşturmaktadır.

Ama bizim hedefimiz, bilinçaltına ulaşmak Bu duvarın aşılmasının bazı yolları vardır. Bunlardan birisi tekrarlardır. Genellikle duygusal içeriği olan vergiler, para, başarı gibi aynı sözcüklerin yinelenmesine dayanır.
Yeterince sık tekrarlanırsa, fikirleri insanların bilinçaltına yerleştirmek kolaydır. Bilinçaltı, tekrarı sever.

Critical faktörü aşan ikinci yol, pozitif dil kullanmaktan geçer ki bundan, daha önceki bölümde bahsetmiştim. Asla “Karşı tarafın akıllıca karar verdiğini düşünmüyorum.” demeyin. “İşleri berbat ettiler.” deyin. “Bana öyle geliyor ki… Sanıyorum…” gibi kaçamak cümlelerden kaçının.

Üçüncü yol, hayal kurdurmaktır. Bilinçaltımız, hayalle gerçek arasındaki farkı ayırt edemez. Siz onlara geleceğin resmini çizdiğinizde, gerçek ile gerçek dışı arasındaki farkı ayırt etmeleri zorlaşır. Başkan Franklin Roosevelt, halka açık konuşmalarında, büyük çöküş döneminin sorunlarıyla başa çıkmak için geliştirilen programlara çok az değinip, Amerika’nın görkemli geleceğinin tablosunu çizmeyi yeğlermiş.

Dördüncü yol, şaşırtmaktır. Dinleyenlerinizi nasıl şaşırtabilirsiniz? Buna kafa yorun. Onlar şaşırdığında mesajınızı verin. Örneğin, başkalarının ifade etmeye korktuklarını açıkça söyleyince, sahip olduğunuz gücü hemen fark ederler. Mesajınızı o anda vermelisiniz.

 

Süreç Talimatları

Süreç talimatları dediğimiz kalıp ise, bilinçaltının silme, çarpıtma ve genelleme özelliğini kullanarak, karşı tarafa mesajınızı iletme yöntemidir.

Belirsiz dilin muazzam bir etkisi vardır. Herkes kafasında deneyimine göre bir şeyi canlandırır. Ve bilinçdışı zihin, doğrudan değil dolaylı iletişim kullanır.

Süreç talimatlarına örnek olarak, “Rahatça anlayabilirsiniz.” emrini gösterebiliriz. Dinleyenlere neyi anlamaları gerektiğini direkt söylemiyorsunuz. Zaten dakikalardır mesajınızı anlatıyordunuz. Ya da diğer bir örnek; “Kendinize göre bir anlam çıkarabilirsiniz.”

Başka bir örnek; “Beni dinledikçe farkına varacaksınız.” Neyin?

Örnek; “Bir şeyi fark edin…”

Örnek; “Biri düşünmeli ama kim?” Dinleyiciler cevabı kendileri bulacaktır.

Şimdi değiş, bir şeyler öğren, biri değiştirmeli, bir şeyler değişmeli, bir şeyleri fark edin…

 

Gizli Emirler

Kim emir almaktan hoşlanır? “Ayşe burada yok, sonra ara.” “Bilmiyorum, Mehmet’e sor.” Birisi size emir verdiğinde, içinizden ona saldırmak gelmez mi? Neden böyle olduğunu düşünüyorsunuz peki? Çünkü insanlar, gün boyu yaptıklarını iki nedenden yapar. Birincisi; kendi istedikleri için, İkincisi; mecbur bırakıldıkları için. Zorla yaptıkları şeyleri istemeden ve içerleyerek yaparlar, sonuçta iş kalitesiz çıkar ve kendilerini kötü hissederler. Kişilere istediklerinizi yaptırmanın daha kibar ve bilinçdışı bir yolu vardır. Kişiye, yapıp yapmama tercihinin onun elinde olduğunu söyler gibi, ancak bilinçdışında bir emir olarak algılanan bir cümledir bu. Biz buna hipnotik dil kalıplarında “gizli emirler” diyoruz.

 

Hipnotik Dil Kalıpları Örnekleri

– Kapıyı kapatıp yanıma oturabilirsin.
– Fark etmeye başlayabilirsiniz.

“Fark edin.” demek tepki uyandırır.

– Bana hak vermeye başlayabilirsiniz.

“Bana hak verin.” derseniz, bilinçli zihin, “Niye vereyim ki?” diye düşünür.

– Başlangıçta sadece bir yıllığına kulübe üye olmak isteyebilirsin, sonra üyeliğini yenilersin.

 

Negatif Emirler

Bilinçaltı negatifi anlamaz. Ancak insanlar hipnozda olsun olmasın, daha yararlı tepkiler almak için kullanılabilir. “Ödevini hemen yap demiyorum.” dediğinizde, karşınızdakinin bilinçaltı bunu,“Hemen yap!” olarak algılayacaktır.

“Sana bu arabayı al diyecek değilim.” dediğimde,“Arabayı al!” demiş olurum.

“Kararınızı değiştirmenizi isteyecek değilim.”

“Sakın bana hak verme.”

“Daha erken, hemen şimdi karar vermek zorunda değilsin.”

“%100 Düşünce Gücü” isimli efsane fenomen kitaptan bir alıntı yapmama izin verin.

Bir adam, patronunu yemeğe davet eder ama patronun burnu aşırı derecede büyüktür. Adam, altı yaşındaki kızının, patronunun burnuyla dalga geçeceğini düşünür ve karısını defalarca uyarır. Patron yemeğe gelir. Her şey çok iyidir ama adamın burnu, kadının aklından çıkmaz. Sürekli kendi kendine, “Burun hakkında konuşma.” diye telkinde bulunur. Yemekten sonra, küçük kızın patronun burnuna odaklandığını görünce de kızı kaptığı gibi yatırmak için odasına götürür. Odasından döndükten sonra çay getirir ve patrona sorar; “Burnunuzu nasıl alırsınız? Kremalı mı kremasız mı?”

Kadın o kadar çok burun hakkında konuşma diye düşünmüştür ki bilinçaltı bunu, “konuş” emri olarak algılamıştır.

Örnekler:

Sakın haklı olduğumu düşünmeyin. Bunun için erken. Beni dinleyin.

Bana hak vermeni isteyecek değilim.

Hemen karar vermek zorunda değilsin.

 

Sohbetsel Önermeler

Sohbetsel önermeler, karşınızdaki kişiyle sanki sohbet ediyormuşçasına, genelde uzun bir cümle içine gizlenerek verilen emirlerdir. Örneğin; “Saat kaç biliyor musun?” Kimse bu soruya “evet” diye yanıt vermez. Önce saatine bakar. Siz de bunu konuşmalarınızda kullanabilirsiniz. “Kime oy vereceğinizi biliyor musunuz?” gibi.

İş yerinizde çalışanlarınıza; “Faturalar kontrol edildi mi?” dediğinizde, “Git ve kontrol et.” demiş olursunuz ama kibar bir şekilde.

 

Organları Kullandığımız Dil

Bilinçaltı, dolaylı telkin, hayal kurma ve benzetmelerle aktif olarak çalışır. Özellikle organlar söz konusu olduğunda, bu benzetmeler bilinçaltında daha etkili olur. Sunumlarınızda; “konuya parmak basmak” ya da “göz atmak” gibi cümlelerde organları kullanabilirsiniz. Yine aynı şekilde günlük hayatımızda, bazı organlarımızla kurduğumuz cümleler de bilinçaltımızda emir olarak algılanır. Örneğin “ciğerim yandı”. Ciğerlerinizle ilgili bir sorun yaşamak istemiyorsanız, kurduğunuz bu cümlelere dikkat edin.

 

Alıntılar

Milton Erickson, alıntılardan sıkça yararlanırdı. Sırf telkin hikâyelerini topladığı “Sesim Seninle Her
Yerde” adında bir kitabı bile var. Bilinçaltıyla iletişimde, doğrudan telkin çoğu zaman işe yaramaz, bilinçaltına alıntılarla seslenebilirsiniz. Düşünsenize bir, çalışan biri kendisine sürekli bağırıp duran patronuna şöyle söylese nasıl olur? “İşe gelmeden önce caddede yürüyordum. Bir adam bana doğru gelip, ‘Sen aptalın tekisin.’ dedi. Bir adam gelip size ‘sen aptalın tekisin derse, ne tepki verirsiniz? Caddede olsanız yani, onu demek istiyorum.” Doğrudan patronuna söylemediği hâlde “sen aptalın tekisin” cümlesi, patronun bilinçaltına yerleşmiştir bile.

Bir gün, Richard Bandler, kalabalık bir guruba konferans veriyormuş. Katılımcılar kendi aralarında konuşmaya başlamışlar. Richard Bandler da bir hikâye anlatmaya başlamış; “Milton Erickson, Phonix’te bir çiftlikte misafirmiş. Gece, içini gıcıklayan bir hayvan sürüsünün çıkardığı sesle uyanmış ve gün aydınlanınca kalkıp bakmış ki gürültüyü yapanlar bir grup hindiymiş.” Katılımcılar, sunum boyunca bir daha asla kendi aralarında konuşmamışlar.

Hikâye anlatmak, dinleyiciyi uyanık tutmak açısından da son derece önemlidir. Ancak alıntılar, yalnızca hikâye anlatmak değil, aynı zamanda başkalarının yaşadıklarından ya da söylediklerinden örnek göstermek demektir.

Richard Bandler ve John Grinder, bir gün M. Ericksondan insanları etkilemede kullandığı metaforu öğrenmek için randevu isterler. Milton, “Çok doluyum.” der ve randevu vermez. Richard Bandler ve John Grinder, kendi kendilerine Milton Erickson’un yöntemlerini inceler ve bir süre sonra da Ericksonu ararlar. “Bay Erickson, tüm büyük düşünürler, fikirlerinden tüm insanları yararlandırırlar.” dedikten sonra Milton, hemen randevu verir.

“Annem her zaman, çarşafını iyi düzeltirsen, akşam rahat uyursun der.” Eğer bir çalışanınızla masasını düzenli tutmasıyla ilgili bir konuşma yapıyorsanız, sadece bu cümleyi kurmanız yeterli olacaktır.

 

“Değil mi?” Soruları

“Değil mi?” soruları da önemli bir telkindir. “Doğru olan bu değil mi?” gibi bir soru, seyircileri, doğru olanın bu olduğunu düşünmeye davet eder.

Örnekler;

“Bunu yapmak istiyorsun, değil mi?”

“Olanları görüyorsunuz, değil mi?”

 

Çifte Açmaz

Çifte açmaz, kişiye yalnızca iki seçenek bırakmaktır. Hipnozda ve satışta kullanılır. Biz hipnozda şöyle bir cümle kurabiliriz; “Önce hangi elinin rahatlamaya başlayacağını merak ediyorum. Sağ mı sol mu?” Kişi, bu cümlenin anlamını kavramaya çalışırken, ellerinden birini rahatlarken bulur. Bunlar sizin de zaten yaptığınız şeyler, öyle değil mi? (Bu da ayrıca bir “değil mi” sorusudur.)

Örnekler;

“Ödevini yemekten önce mi sonra mı yapmak istersin?”

“Iphone 4S mi 5 mi almak istersiniz?”

Eğer metinlerinizi hazırlarken bu cümle kalıplarına dikkat ederseniz, karşınızdakileri hipnoz edersiniz.

 

Tarihin En Etkileyici Konuşmasının Hipnotik Dil Kalıplarına Göre Analizi

Tarihin en etkileyici konuşması, boşuna tarihin en etkileyici konuşması olmamıştır. Cümlelerin çoğunda bir hipnotik iletişim bulabilirsiniz. Halk galeyana gelmiş ve sorumluları linç etmeye gitmiştir. Hipnotik dil kalıpları, italik olarak yazılmıştır.

– Ben Ceasar’ı gömmeye geldim, övmeye değil. (Negatif emirler)

– Ben Brutus’un söylediklerini çürütmek için söz söylemiyorum. (Negatif emirler)

– Kalbim tabutun içinde şurada Ceasar’ın yanında. (Metafor olarak organlar kullanılmıştır. Tabii ki gerçek anlamda düşünüldüğünde, kalbinin tabutta olması olanaksızdır. Ama bilinçdışında, dinleyen kişilerde muazzam bir etki yaratmaktadır.)

– Ben onlara haksızlık edecek değilim. (Negatif emir)

– Ceasar’ın sizi ne kadar sevdiğini öğrenmeniz doğru olmaz. (Sohbetsel önermeler)

– Sizler odun değil, taş değil, insansınız. (Negatif emir)

– Onun mirasçıları olduğunu bilmemeniz daha iyi olur. (Negatif emir)

-Eğer bunu bilirseniz, bundan neler çıkacaktır? (Süreç talimatları)