Doğum Sonrası Annelere Tavsiyeler

Doğumdan Sonra Kendinize Bakın

Doğumdan sonraki ilk hafta

İlk hafta süresince küçük bazı rahatsızlıklarınız ve sıkıntılarınız olabilir, bunlarla ilgili gerekli bilgiler aşağıdadır.

  • • Vajinadan kan gelmesi: İlk dört gün yoğun olabilir, giderek azalır ve hafifler. İlk on günde, akıntının rengi kırmızıdan pembe-kahverengiye dönüşür ve sonra krem rengini alır. Krem rengi akıntı altı hafta sürebilir. Aynı dönemde hafif kanama ve leke şeklinde akıntı da normaldir. Enfeksiyon riski nedeniyle altı ila sekizinci haftanın sonuna kadar tampon kullanmamak gerekir (bu dönemde az sayıda kadın âdet görür).

 

  • Doğum sonrası sancıları:  Genellikle daha önce hamile kalmış kadınlarda görülür. Sancı rahmin yeniden toparlanmasını sağlayan oksitosin hormonundan kaynaklanır ve sıkıntı üç ya da dört gün sürebilir. Ağrının geçmesi için sıcak su torbası kullanabilirsiniz; kendinizi ve bebeğinizi haşlamamaya dikkat edin. Ağrı şiddetliyse parasetamol kullanabilirsiniz; parasetamol emzirirken güvenle alınabilir.

 

  • Dikişler: Dikişiniz varsa, beş-yedi gün boyunca bir hemşirenin her gün gelip dikiş yerlerinin iyileşip iyileşmediğini kontrol etmesi gerekir. Doğum keşişinin (episyotomi) ya da doğum sırasında kendiliğinden oluşan yırtığın düzeyine bağlı olarak, dikiş bölgesi ilk hafta boyunca sıklıkla acır. Çoğu çabucak iyileşirken, en kötü durumda olanların iyileşmesi üç-dört günü bulur. Dikişler genellikle yedi ila on iki gün içinde kaybolur. Daha uzun sürdüyse ve rahatsızlık hissediyorsanız, hemşire ya da doktora dikişlerinizi gösterip, aldırabilirsiniz. Dikişler kaybolana ve dikiş bölgesi iyileşene kadar talk pudrası ve krem kullanmayın. İki hafta sonra ağrıların tamamen geçmiş olması gerekir. Bu dönem geçtiği halde ağrılarınız sürüyorsa, aile doktorunuza görünün.

 

  • Hemoroid: Makat içindeki toplardamarların şişmesidir, çok sancılı olup kanama da yapabilir. Genellikle geçicidir, çok büyük bir tedaviye gerek kalmadan yatışır. Ancak bazı kadınlarda üç aya kadar uzayıp sorun yaratabilir. İlk kırk sekiz saatte, soğuk uygulaması acıyı dindirir. Hemoroid merhemi de kullanılabilir, ancak merhemin dikiş bölgesine gelmemesine dikkat edin. Beslenmenize fazladan lifli gıdalar ekleyip, bol sıvı alarak kabızlığı önlemeniz önemlidir.

Bazen Metamucil gibi lif takviyelerine ihtiyacınız olabilir.

  • Aşağıdaki belirtilerden biri ortaya çıktığında doğum yaptığınız hastanedeki doktora ya da aile hekiminize başvurun:

Parlak kırmızı renkli kanamada artış Bayılma ya da baş dönmesi.

Bacağın alt tarafında acılı, sıcak, kızarık bir bölgenin oluşması.

İki saati aşan bir süre boyunca 38 derece ya da daha yüksek ateş.

İdrarda yanma ya da idrara çıkarken zorlanma.

Memelerde sancı ve ateşin 37,5’in üstüne çıkması

 

  • Doğum sonrası kontrol

Kanama durduktan sonra -az miktardaki lekeleri önemsemeyin- yaklaşık altı ve sekizinci haftalarda, meme, rahim ve rahim boynu kontrolü için kadın doğum uzmanınıza ya da aile hekiminize gidin.

Doğum Sonrası Yorgunluk Hissi

Anneler doğumdan sonraki birkaç ay boyunca kendilerini sık sık yorgun hisseder. Neden? Bedeniniz doğum için çok çalıştı. Başlangıçta kendinizi çok zinde ve heyecanlı hissetseniz bile, özellikle yeni doğan bebeğin bakımı sırasında normal olarak yaşanan bazı endişeli anlara ve gece beslenmelerine uyum sağlama sürecinde, bedeninizin fiziksel olarak toparlanması zaman alacaktır. Eğer sezaryenle doğum yaptıysanız ya da herhangi bir doğum komplikasyonu ortaya çıktıysa, iyileşme süresi uzayabilir. Bedeniniz uyum sağlayana kadar, daha önce yapmadığınız bazı işleri yapmak, çok sık kullanmadığınız bazı kasları kullanmak yorucu olabilir. Her zaman için bebeğin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızın üstünde tutmak ve yapılması gereken diğer şeyleri -bebek araya girip böldüğü için- yapamamak da yorucudur. Üstüne üstlük bebeğiniz de huzursuz bir bebekse ve çok ağlayıp, gece çok sık uyanıyorsa, sürekli uykusuzluk sizi halsiz bırakacaktır. Emzirme sorunları da ortaya çıkarsa yorgunluğunuz daha da artar.

Doğum Sonrası kendinize nasıl bakabilirsiniz?

Bebeğinizle geçirdiğiniz zamanın her şeyden önemli olduğunu hatırlatın kendinize. Uyum sağlamak için kendinize zaman tanıyın. Günde en az bir kere olmak üzere, bebeğiniz uyurken başka bir iş yapmak yerine siz de yatıp dinlenin.

Yalnızca birkaç ay boyunca bebeğiniz gece biraz daha uzun uyuyacak ve gün boyu biraz daha az öğünle beslenecektir. Emzirme sorunlarının çoğu ilk dört ve altıncı haftalar arasında çözülebilir. Bu gerçekleştiğinde, kendinizi çok daha az yorgun hissedeceksiniz.

Unutmayın, siz ve bebeğiniz her şeyden önce gelir. Bunu siz net olarak ortaya koyduğunuzda, diğerleri mesajı alacaktır. Ziyaretçilerinize çay, kahve isteyip istemediklerini sormak yerine, bulaşıkları yıkamalarını ya da siz duş alırken bebeğe bakmalarını rica edin.

Çok bilmiş arkadaş ya da akrabalardan gelen mesajları kulak arkası edin. “Bebeğin gazı” için verilen sayısız tavsiye yerine bir işin ucundan tutmaları, yorgunluğunuzu biraz olsun hafifletecektir.

Bebeğinize meme ya da biberon verirken, ayaklarınızı havaya kaldırın. Gevşeme tekniklerini biliyor musunuz? Gevşemeyi öğrenirseniz, bitkinliğinizin azalmasını sağlayabilirsiniz.

Beslenmenize dikkat edin. Günde üç öğün normal yemek yemeniz şart değildir. Taze meyve ve yoğurt, tam buğday ekmeği ve salata, söğüş tavuk eti gibi basit yemekler yiyebilirsiniz. Eşiniz ya da bir arkadaşınız yemeğinizi hazırlarsa, bu daha da iyi olur.

Doğum Sonrası Kilo Verme

Şu anki dış görüntünüzü kabul edin. Doğumdan bir hafta sonra, o kusursuz sıskalıklarına geri dönen şöhretli annelerin verdiği akılları, en küçük detayına kadar aktaran saçma sapan dergileri, lütfen almayın da okumayın da! Bebeğinizi besleyip büyüten bedeninizle gurur duyun (sizi temin ederim ki, bebeğiniz şöhretli bir anneyi istemeyecektir) ve hamilelikten önceki görüntünüze kavuşmak için sabırlı olun. “Normale” dönmek bir yıllık bir çalışma gerektirir ve bu gerçekçi bir zamanlamadır. O arada sizi mutlu edecek şekilde canlı renklerde, rahat elbiseler giyin. Egzersiz keyfinizi yerine getirir ve kendinizi her anlamda hafif hissetmenizi sağlar. Doğumdan sonra, hastane personeli, kendinize zarar vermeden hangi hareketleri yapmanız gerektiğini gösterebilir. Egzersiz yapmak çok iyidir ancak konuştuğum annelerin çoğu, her gün on dakika bile olsa egzersize düzenli zaman ayıramayacak kadar bitkin düştüklerini belirtiyor. Dolayısıyla endişelenmeyin, doğum sonrası egzersizlerinizi tek yapamayan siz değilsiniz.

Eğer egzersiz yapamadığınız için üzülüyorsanız, ilk birkaç ay boyunca hafif hareketler yapın. Pasif gevşeme sağlayan hafif yoga hareketleri mükemmel olur. Öğretmeninizin işinin ustası olmasına dikkat edin.

Yeni hayatınızda egzersize zaman bulamıyorsanız, yalnızca yürüyüş ve pelvik taban egzersizlerini yapmayı deneyin.

Bebeklerle yürüyüş iyi olur. Yavaş yavaş başlayıp, kademeli olarak mesafeyi artırın.

Pelvik taban kasları vajinayı, rahmi, idrar kesesini ve bağırsakları korur. Pelvik taban kası egzersizleri ise, bedeninizin doğum sonrasında toparlanmasına yardımcı olur ve stres inkontinansı engeller. Stres inkontinans, öksürdüğünüzde, hapşırdığınızda ya da aşağı yukarı zıplarken bir miktar idrarın kaçmasıdır. Pelvik taban egzersizlerini belirli bir zaman diliminde yapmanız gerekmez. Dinlenirken, bebeğinizi beslerken, kısaca her zaman kolaylıkla yapabilirsiniz. İşte yapmanız gereken şey:

• İdrar yolunu, vajinayı ve makatı çevreleyen kasları, sanki çişinizi tutuyormuş gibi sıkıp birkaç saniye bekleyin, sonra gevşeyin. Bunu üç kez tekrarlayın.

• Egzersiz esnasında nefesinizi tutmayın. Kalça ya da karnınızı kasmayın. Doğumdan bir ya da iki gün sonra başlayın ve her egzersizde beş kez tekrarlamak üzere, günde on beş ya da yirmi beş egzersize kadar çıkın.

Pelvik taban egzersizleri bazı kadınlara hayat boyu önerilir, bu yüzden ilk üç aydan sonra sayıyı artırmaya bakın. Kaslar yorulana kadar yapabildiğiniz kadar yapın. Günde en az 150 pelvik egzersizini hedefleyin.

Belinizi koruyun. Hamilelik sırasında bedeninizin maruz kaldığı değişim ve karın kaslarınıza ekstradan yüklenen basınç, doğum sonrasında genellikle bel rahatsızlıklarına neden olur. Fazladan fiziksel işlerin de sırt ağrılarını artırması olasıdır. Özellikle ilk altı hafta en fazla zarar görebileceğiniz dönemdir, bu nedenle ıslak çamaşır ya da bez dolu çamaşır sepetlerini kaldırmaya yeltenmeyin.

Beliniz ağrıdığında fizyoterapist, masör ya da kırıkçılar tedavi ve egzersiz önerirler ancak siz, doğum ve doğum sonrası bakım konularına aşina olan bir uzman bulun.

Doğum sonrası unutkanlık

“Postnatal drift” olarak adlandırılan doğum sonrası yaşanan konsantrasyon ve hatırlama sorunu son derece normaldir. Bir süreliğine kendinizi koyuverin. Günde bir kez kendi acil ihtiyaçlarınızla meşgul olun. Bir süre sonra doğum sonrası bu dalıp gitmeler yavaş yavaş kaybolur ama ben ve arkadaşlarımda yirmi yıl sonra bile hâlâ mevcut!

Doğum sonrası yaşanan dalgınlığın yanında, normalde yaşamadığınız bazı duygusal değişimler yaşayabilirsiniz. Kadınların çoğu kolayca gözyaşına boğulur, bir an çok neşeliyken aniden durgunlaşır. Başkalarının hiç önemsemediği şeyler sizi öfkelendirip rahatsız edebilir. Bu tür duygular; yaşantınızdaki büyük değişimlerin ardından gelen heyecan, stres ve yorgunluğa karşı vücudunuzun verdiği normal tepkilerdir. Kendinizi biraz tuhaf hissettiğiniz zamanlar için birkaç öneri:

• Bazen her şey kötü gider, bunu kabullenin. İçinizden ağlamak geliyorsa, ağlayın. Her şey güllük gülistanlıkmış gibi davranmak zorunda değilsiniz.

• Neşeyi paylaştığı gibi işleri de paylaşan bir eşin, karmaşık duygularla başa çıkmada büyük faydası olur.

• Başkalarıyla bağlantı kurun. Ana çocuk sağlığı merkezindeki annelerle konuşarak ilk adımı atabilirsiniz. Ana baba kursuna katılanlarla da ilişkiye geçebilirsiniz. Belki de hastanede yatarken arkadaşlık kurduğunuz biri vardır, telefon edin!

• Duygularınızı kontrol altına alamadığınızı düşünüyorsanız, doktorunuzla ya da ana çocuk sağlığı merkezinden bir uzmanla görüşmeniz gerekir. Sürekli kaygı ve depresyonun çaresi vardır.

• Her fırsatta kendinize zaman ayırın. Siz saçınızı kestirmeye giderken, banyo yaparken ya da hiçbir şey yapmadan öylece otururken bebeğinizle ilgilenecek birinin olması, duygu durumunuzu müthiş etkiler.

 

Doğum sonrası saç dökülmesi

Bazı kadınlarda ortaya çıkan saç dökülmesi son derece can sıkıcıdır, çünkü avuç dolusu saç dökülür ve sanki kellik kaçınılmaz gibi görünür. Anne bunun çok yoğun olduğunu düşünse de, genelde dışarıdan fark edilmez. Doğumdan iki veya üç ay sonra ortaya çıkar ve emzirmeyle ilgili değildir. Harekete geçiren faktör bilinmemekle birlikte, bedenin bu dönemde yaşadığı büyük değişimle ilintili olduğu düşünülmektedir.

Yaklaşık sekiz ay sonra saç dökülmesi durur ve doğumun üstünden bir yıl geçtikten sonra yeni, gür saçlar çıkmaya başlar. Şehir efsanelerine ve yanlış teşhislere karşı uyanık olun. Saç dökülmesi stresten kaynaklanmadığı gibi, doğal gıda takviyeleriyle tedavi ya da saç dökülmelerine karşı tedaviler için dünya kadar para dökmenize de gerek yoktur. Annelere, sanki dertlerine çare olacakmış gibi -gerçekte hiçbir değişiklik yaratmayan- masraflı ve faydasız öneriler sunulmasından rahatsızlık duyuyorum.

Bilek ve kol rahatsızlıkları

Hamilelik sırasında ve doğumdan sonraki ilk yıl ortaya çıkan bilek ve kol rahatsızlıkları oldukça çok sayıda kadında görülmekle birlikte, büyük ölçüde kadınların daha önceki işleriyle bağlantılı değildir. Bazı kadınlar bilek ve kollarındaki ağrının katlanması zor ve güçten düşüren bir ağrı olduğunu belirtir. Yaşanan rahatsızlık, annenin bebeğini bile kaldıramadığı ve ağrıdan uyuyamadığı dereceye gelebilir.

Kol ve bilek rahatsızlıkları hamileliğin sonunda başlayabileceği gibi, doğumdan sonraki altı ila on ikinci aylarda ilk kez ortaya çıkıp, bir yıl kadar sürer. Bundan sonra da neredeyse her zaman kendiliğinden geçer. Kadınların çoğu bu problemi daha hafif atlatıp, hiç sözünü bile etmez.

Kesin bulgulara bağlı olarak sıklıkla Karpal Tünel Sendromu ve/veya Teno-sinovit tanısı konur. Karpal Tünel sendromu, (bu durumda) ödeme bağlı olarak bilekte bir ana sinirin sıkışmasıyla ortaya çıkar. Tenosinovit, el bileğindeki tendon iltihaplanmasıdır.

Hamilelikte ve doğumdan sonraki ilk yılda bu durumun altında yatan neden bilinmemektedir, ama -her zamanki günah keçisi olan- hormonların rolü olabilir ve bebek bakımının gerektirdiği fiziksel işler durumu şiddetlendirebilir (neden olmaz). Rahatsızlık, hamileliğin ya da doğumun ardından ortaya çıktığında -Karpal Tünel Sendromu ve/veya Tenosinovit tanısı konan diğer insanların tedavisinden farklı olarak- ihtiyatlı bir tedavi gerektirir.

Yardıma ihtiyaç duyduğunuzda bu olaya aşina bir uzman ya da aile hekimiyle görüşmeniz önemlidir. Bu biraz zor olabilir. Yaygın bir rahatsızlık olmasına rağmen, hamileliğe bağlı bilek ve el sorunlarına ilişkin çok az şey bilinmektedir. Gece ve gündüz el bileği ateli kullanmak, idrar söktürücüler, antiinflamatuvar ilaçlar ya da kortizon iğneleri alışılagelmiş tıbbi tedavilerdir. Konuştuğum kadınların çoğu masaj ve atelle idare etmişlerdi, ancak bu biraz da dayanma gücüne bağlıdır. Artık dayanamaz hale geldiyseniz, kortizon iğneleri semptomları çok kısa bir sürede giderir ve emzirmenizi de engellemez. Söylemeye gerek bile yok, ev işleri için yardım alırsanız, sıkıntılarınız azalır. Ameliyata nadiren başvurulur, bu nedenle ameliyat teklif edildiğinde bir başkasından da görüş alın.

Gece terlemeleri ve sıcak basması

Bir dereceye kadar belli sayıda kadının yaşadığı bu semptomlar emzirmeyle ilgilidir. Mastitin neden olduğu ateş ve üşümeden farklı belirtilerdir ve bazen karıştırılabilir. Mastit belirtileri, soğuk algınlığı belirtilerine benzer, ancak gece terlemeleri ve sıcak basması sağlıklı kadınlarda da görülebilir.

Sıkıntı veren bu duygular östrojen düzeyinin düşük olmasından kaynaklanır. Emzirme sırasında östrojen hormonunun düşük düzeylerde bulunması normal olup etkili süt salgılaması için elzemdir. Östrojen hormonunun düşük olması, kan damarlarında (bazen daralma bazen de genişleme şeklinde) dengesizlik yaratır; bu da terlemeye, sıcak basmasına ve bazen de çarpıntıya neden olur.

Bu durumda yapılabilecek fazla bir şey yoktur. Belirtiler sıcak, alkol, obezite, kafein ve acılı gıdalarla daha da artar. Tüm emzirme dönemi boyunca sürmez, genellikle on ikinci haftadan itibaren (bazen daha da erken), belirgin bir düzelme ortaya çıkar.

Akne

Doğum yaptıktan sonra ilk altı ila sekizinci haftalarda yüzde kabarcıklar, sivilceler olabilir. Bunlar zamanla geçer. Sıkmayın. Emzirmeyle ilintili olduğuna dair bir bulguya rastlanmamıştır. Kabarıklıklar çok büyük ihtimalle doğum sonrasındaki hormonal değişikliklerin bir sonucudur.

Baş ağrıları

Az sayıda kadın emzirdiğinde baş ağrısı çeker. Ağrılar ciddi sıkıntıya neden oluyorsa, diş ve göz problemleri de dahil olmak üzere altında yatan nedenleri bulmak her zaman için önemlidir. Baş ağrıları ayrıca, mastit tehlikesinin bir göstergesi olabilir. Başka neden yoksa, süt yapımına bağlı baş ağrıları sütün gelmesi ya da memelerin çok sütle dolması sırasında oksitosin salınımından kaynaklanabilir. “Emzirme” kaynaklı baş ağrılarının çoğu doğumdan sonraki üç ya da yedi gün boyunca tepe noktasına ulaşır ve kısa bir süre sonra azalır. Bol bol sıvı (en iyisi sudur) alarak, vücudunuzun susuz kalmasını önleyin.

Gerektiğinde antiinflamatuvar ya da parasetamol alabilirsiniz, bu ilaçlar güvenlidir.

Mide bulantısı

Bazı kadınlar emzirmeye -özellikle sütün gelmesine- bağlı mide bulantılarından şikâyet eder. İlk birkaç hafta ile birkaç ay arasında yaşanan bu durum zamanla yatışır.

Mide bulantısı sıklıkla sıvı alımıyla (çok fazla/yetersiz), düşük tansiyonla, aşırı yorgunlukla; idrar yolu enfeksiyonu, grip, mide-bağırsak iltihabı gibi diğer rahatsızlıklarla; ilaç kullanımıyla (özellikle antidepresan ilaçlar) ve yeni bebek sahibi olanlarda çok sık rastlandığı üzere (anne ya yemek yemeyi unutur ya da yorgunluktan doğru dürüst yemek yiyemez) açlıkla ilişkilendirilir.

Doğum Sonrası Eşler Arası İletişim

Eşinizle ilişkinizi düşünün. Siz ve eşiniz birbirinizi bir kez daha, bu kez ebeveyn sıfatıyla tanımak durumundasınız. Bunun için her ikinizin de biraz düşünüp, gayret sarf etmesi gerekir. “Anne ve bebeğin dünyası”nda kaybolup, eşinizle teması kaybetmeniz çok kolaydır. Bebeğiniz önemlidir ama eşiniz de öyle. Eşinizin sizle ve bebekle yakınlaşmaya ihtiyacı vardır, neler hissettiğini size anlatmaya ihtiyacı vardır. Arkadaşlarınızla, yakınlarınızla görüşün. Bebeği olanlarla daha fazla, bebeği olmayanlarla ise daha az vakit geçirmeye başladığınızda, arkadaş çevreniz değişir. Bebeği olan diğer insanlarla görüşmek moral, destek ve rahatlama açısından önemlidir.

Fırsat bulduğunuzda bebeksiz çıkın; bir veya iki saatliğine de olsa ilişkinizin canlanmasını sağlar.

Anne Bebek Bağlanması

70’ler ve 80’lerin “bağlanma teorisi” popüler hale gelince, bağlanma; sanki bebekle anneyi bir arada tutan süper bir yapışkanmış gibi ve bu yapışkan olmadan bebeğin başına gelebilecek kötü şeyleri öngörmek mümkün değilmiş gibi algılanır oldu.

Bağlanmaya verilen önem, bazı avantajları ortaya çıkardı. Annelerin mümkün olduğunca normal yollardan doğum yapmasına yardımcı oldu. Doğum hastanelerinde insan doğasına aykırı, mantıksız uygulamalara son verilip, daha fazla sayıda kadının, bebeğini başarıyla emzirmesini sağladı. Ama bazı kadınlarda da şu duygunun uyanmasına yol açtı: “Bebeğim ve ben belirli bir dönem süresince birbirimize sıkı sıkı bağlanmalıyız, yoksa her şey yiter gider.” Ayrıca babadan hiçbir şekilde bahsedilmediği gibi, tüm sorumluluk annenin üstüne bırakılıyor ve anne her şeyi hatasız götürmek durumunda bırakılıyor, aksi takdirde…

“Bağlanma” hamilelik ya da doğum sırasında bebeğe duyulan aşktır, ancak normal duygu yelpazesi, ani gelişen yoğun duygulardan, tümden kayıtsız kalmaya kadar uzanabilir.

Eğer ikinci gruptansanız, bu sizin anormal olduğunuz ya da ilişkinizin gelişmesi zaman alırsa bebeğinizin bir şekilde yoksunluk çekeceği anlamına gelmez. Bebekleriyle tam olarak rahat olamayan kadınlarla konuştuğumda, bebekleri büyüyüp “birey” oldukça ilişkilerinin canlandığını ifade ediyorlar.

Prematüre, hasta ya da sezaryenle doğan bebeklerin -anneleri onlarla bağ kurmadığı ya da geç bağ kurduğu için- duygusal yoksunluk çektiğine dair bir bulgu mevcut değildir. Başlangıçta her şey çetin geçiyorsa, özellikle bebeğiniz ilk altı aylık dönemde çok ağlıyorsa, yaşanan endişe ve sıkıntılar bir süreliğine sevginize gölge düşürebilir, ancak haftalar geçtikçe, o sihirli bağlanma duygusunun usul usul geldiğini göreceksiniz.

Her şeye rağmen bebeğinize olan duygularınız sizi endişelendiriyorsa, ana çocuk sağlığı merkezindeki uzmanlarla ya da aile hekiminizle görüşün; böylece sorunun ne olduğunu belirleyip, çözümüne ilişkin yardım alabilirsiniz.

Etraftan Gelen Tavsiyelere Karşı Şüpheci Yaklaşın

İster yeni anne olun ister o kadar da yeni anne olmayın; göğüs germeniz gereken zorlukların başında -sağlık uzmanından tutun da markette rastladığınız birine kadar- karşınıza çıkan herkesin size verdiği çelişkili tavsiyeler yer alacaktır.

Çelişkili öneriler aslında sizin için bir nimettir, aynı zamanda da lanet bir şeydir. Nimettir (ister inanın ister inanmayın), çünkü insan doğasındaki ve yaşantısındaki bir sürü çeşitliliği ortaya çıkarır ve esneklik sağlar. Lanet bir şeydir, çünkü kendinizi savunmasız, güvensiz hissettiğiniz, uykusuz kaldığınız, bırakın kimin önerisinin daha sağlıklı olduğuna karar vermek, ona kadar saymayı bile beceremediğiniz hayatınızın bu döneminde, çelişkili öneriler kararsızlığınızı artırır.

Öneriler -profesyonel uzmanlar ve profesyonel olmayan uzmanlar olmak üzere- iki kaynaktan gelir. Bütün işleri yapan anneye nadiren uzman gözüyle bakılır ve genelde onun çok az şey bilip, başkalarının çok daha fazla şey bildiği varsayılır.

Profesyonel olmayan uzmanlar arkadaşlar, aile üyeleri ve komşulardan ve otobüsteki adamla, parktaki kadın gibi hiç tanımadığınız insanlara kadar uzanır. Genelde onlardan öneri istenmediği halde kendiliğinden tavsiyede bulunur ve bu tavsiyelere kendi bebekleriyle yaşadıkları dayanak oluşturur.

Profesyonel uzmanlar ise, ana çocuk sağlığı merkezinde görevli hemşireler, pratisyen hekimler, uzman doktorlar, sosyal hizmet görevlileri, psikologlar, fizyoterapistler, diyetisyenler, emzirme danışmanları, ebeler, kadın doğum uzmanları, eczacılar vb.’den oluşur. Tavsiyeleri akademik özelliklerine, aldıkları eğitim, aktif çalışma yaşamı ve bilimsel araştırmalara göre farklılık gösteren profesyonel deneyimlerine dayanır.

Etrafta bu kadar fevkalade çeşitlilik gösteren insanların varlığı, bu denli çelişkili önerilerin olmasına neden olmaktadır. Günümüzde anne ve çocuk bakımı o denli parçalara ayrılmış durumda ki, her adımda ve ortaya çıkan her farklı sorunda bir başka uzmanın eline düşüyorsunuz. Çelişkili önerilerin ortaya çıkmasına neden olan diğer etkenler ise, gelenekler, moda, bilimsel araştırmalar ve bebeklerin başlı başına bir gizem olmaları ve bize neyin yanlış olduğunu, ne hissettiklerini söylememeleridir.

Çelişkili önerilerden kaçış yok, Ne yapabilirsiniz?

Herkesin farklı olduğunu ve birine uyanın bir diğerine uymayacağını unutmayın.

Profesyonel olmayan kişilerin, siz istemeden verdiği tavsiyeler genellikle iyi niyet barındırır. Bebeğiniz büyüdükçe muhtemelen aynı şeyi yaptığınızı fark edeceksiniz. Kendinizi yeterince deneyimli hissedip, arkadaşlarınıza bir iki püf noktasından bahsediyor olacaksınız. Size tavsiye edilen şeyleri faydalı bulmazsanız, gülümseyip teşekkür ettikten sonra unutun gitsin.

Özellikle ilk aylarda profesyonellerin tavsiyelerini bir kenara atmak kolay değildir. Bir sürü farklı uzmana görünmek yerine, güvendiğiniz tek bir kişiyle temasta olun.

Uzman tavsiyeleri ile ilgili olarak aşağıda birkaç ipucu yer almakta. Unutmayın, kendinize güveniyorsanız ve herhangi bir problem yaşanmıyorsa, uzman sizsiniz. Size sunulan uzman tavsiyelerini aşağıdakilerin ışığında değerlendirin:

• Sizin yaşamınızda bu uygulanabilir mi, gerçekçi mi? Size başkaca seçenekler sunuldu mu?

• Güvenli mi?

• Size önerilerde bulunan şahsın, bu önerileri etkileyecek birtakım ticari çıkarları olabilir mi?

• Pratik, uygulamaya dayalı deneyimi var mı? Çoğu yazılı bilgi, bu alanda çalışmayan insanların yazdıklarından oluşmaktadır.

• Sağlık uzmanı, diğer “uzmanların” önerdiği şeyi yapmayı reddediyor mu, yoksa size fayda sağlayan şeyi yapmaktan memnun mu?

• Tavsiye çelişkili mi, yoksa sadece önemsiz bazı değişiklikler mi içeriyor ve sağlık çalışanı bu farkı görmenize yardımcı oluyor mu? Annelerin çoğu talimatlar verilmesi yerine yol gösterilmesinden yanadır.

• Sağlık uzmanınız, güvende ve iyi hissetmenizi (kendiniz ve bebeğiniz için) sağlıyor mu? Cevabınız hayırsa, başka birini bulun.

• Sağlık uzmanlarının her şeyi bildiğini zannetmeyin, bilmezler. İşin başında olan sizsiniz. Ve haftalar geçtikçe kendinize olan güveninizi tekrar kazanıp, kendi yargılarınıza güvenmeyi öğreneceksiniz.

Büyükanne ve büyükbabalar için

Torun sahibi olmak kalbinizin deli gibi atmasına neden olan büyük bir duygusal deneyimdir, hatta yeniden hayata dönüştür. Birçok büyükanne ve büyükbaba kendi bebeklerinde yaşadıkları o yoğun duyguları -sürekli tetikte olmak, kaygılanmak, en küçük işten bile büyük mutluluk duymayı- tekrar tadar. Endişelenirler, merak ederler, içten içe çocuklarının her şeyi doğru yapmalarını umarlar. Büyükanne ve büyükbabalar çocuk bakımının gerektirdiği inanılmaz iş yoğunluğuna sokulmamalı ancak yine de bu, bir kenarda seyirci gibi durmaları anlamına gelmez. Büyükanne ve büyükbabalar çok daha etkin bir rol oynayabilirler.

Büyükanne ve büyükbabanın rolü

Genel olarak, büyükanne ve büyükbabalar geçmişe uzanan canlı bağlantılardır. Hem çocuklarına hem de torunlarına rol modeli oluştururlar. İdeal bir dünyada büyükanne ve büyükbabalar ana babaların danışmanı gibidir ve onlara duygusal destek sağlayıp rahatlamalarına yardımcı olurlar. Çocuk büyütmenin zor dönemlerinde devreye girip, çocuklarının kendi ailelerini oluşturma yolundaki kararlarına iyimser, heyecanlı ve olumlu katkı sağlarlar.

Büyükanne ve büyükbabanın rolü aileden aileye, kültürden kültüre büyük değişiklikler gösterir.

Mesafe, yaş ve sağlık durumu, bebeğin büyütülmesi sırasında büyükanne ve büyükbabanın sağlayacağı katkıyı etkilerken, büyükanne ve büyükbaba da duygusal, sosyal ve fiziksel olarak ne kadar katkıda bulunacağını kendisi belirleyebilir. Bazı büyükanne ve büyükbabalar son derece aktiftir, yani ana baba işe başladığında düzenli olarak torununa bakar ve/veya okul tatillerinde çocuklara bakar.

Bazısı ise, bu denli aktif bir rol oynamaya hazır değildir. Kendisi hâlâ çalışıyor olabilir; çocuk bakıyor olabilir; kendi anne babasına bakıyor olabilir; daha önce çok fazla torun baktığı için yorgun düşmüş olabilir. Veya büyükanne ya da büyükbaba geçkin yaşında böyle bir yükü taşımak istemiyor olabilir.

Modern büyükanne-büyükbabalık ve gerçekler

Büyükanne, büyükbaba olmak, bebeğin anne ya da babasını yetiştirmeye adadığınız o sevgi ve fedakârlık yıllarından süzülerek gelen mükemmel armağanlardan biridir. Büyükanne, büyükbaba olmanın coşkusunu anlatan çok şey yazılmıştır ama tüm bu duygusal yanların ardında, çok sık bahsedilmeyen bir şey olabilir.

Bazı büyükanneler, büyükbabalar için torun bakmak yük değildir, tersine harcadıkları çaba ve zamana bakmadan hayatlarının anlam kazanmış olmasına sevinirler.

Bazıları ise, çocuklarının torun bakımına ilişkin beklentilerini karşılamanın fiziksel ve duygusal bir yüke dönüştüğünü düşünür. Bu beklentiyi nasıl kıracaklarını ya da nasıl sınırlandıracaklarını çoğu kez bilemezler. Bir kısmı da -özellikle büyü-

kanneler- aile ve toplumun baskısıyla “yüzünde bir gülümseme, ne olursa olsun her an göreve hazır” olması gerektiğini hisseder.

Gerçekler karşısında hazırlıklı olma

Çoğu ebeveyn torun sahibi olmayı şiddetle arzular ama düşünülmesi gereken bazı önemli konular vardır. Yanlış anlaşılmaları önlemek için, kendi kendine mırıldanmak, arada bir şey çıtlatmak ve her şeyin düzelmesini beklemek yerine doğumdan önce konuyu açmak en doğrusudur.

En büyük yanlış anlama, çocukların ebeveynlerinden alacakları yardım beklentisi karşısında, büyükanne ve büyükbabanın yapabileceği yardımın birbirini tutmamasından kaynaklanır.

Bu satırları okuyan büyükanne ve büyükbabalar için düşünmeleri gereken birkaç nokta aşağıda yer almaktadır:

• Büyükanne ve büyükbabaların sağlayacağı katkının düzeyi çok değişkendir. Hayatlarını düzenlemesi gereken kişiler büyükanne ve büyükbabalar değil, çocuklardır.

• İdeal olan, en baştan büyükanne ve büyükbabaların neler yapıp neler yapamayacağının çocuklara net bir dille anlatılmasıdır. İlk torun telaşında, çok fazla taahhüt altına girmeyin. Bebek ya da çocukların fiziksel ihtiyaçlarına yardım etmeden önce yeni ortama uyum sağlayana kadar biraz arka planda durun.

• Diğer torunlar yoldaysa, bir torunla daha fazla ilgilenip diğerine fazla zaman ayırmamanın ailedeki uyumu sarsacağım göz önünde bulundurun. Aynı şekilde büyük çocuk, kardeşlerine kıyasla sizden daha fazla yardım gördüğünde de benzer bir sonuç ortaya çıkar.

Genel pratik bilgiler:

Uyumlu bir ilişki sürdürmenin en hayati kuralı, yalnızca sorulduğunda tavsiyede bulunmaktır.

Yeni anne olmuş kadınlar, neredeyse otuz yıldır bir bebekle yakın teması olmayan endişeli büyükanne ve büyükbabaların bahşettiği, bebek bakımıyla ilgili bilgi deryasında boğulurlar. Bana kalırsa, çocuklarına çok düşkün büyükanne ve babaların yaptığı en büyük hata budur ve yarattığı gerginliği bilseniz şaşarsınız. Yeni çocuk sahibi olan ebeveynlerin -özellikle annelerin-tavsiyelerinize ihtiyaçları olduğunda, size akıl danışacaklarından emin olun.

• Kızımız/gelininiz daha çok sağlık uzmanlarından ya da kitaplardan bilgi ediniyor diye alınmayın (ya da benim durumumda, benim kitabımın dışındaki kitaplar). Onun okuduğu kitapları siz de okuyun, bilgilerinizi tazeleyip, güncelleydi.

• İsim koyma, doğum şekli, beslenme düzeni, evle ya da çocuk bakımıyla ilgili düzenlemeler ve okul seçimi gibi konuları gülümseyerek kabul edin.

• Geniş ailelerin çoğu, ziyaretler planlı olduğunda olayı çözer. Her iki taraftan da habersiz ziyaretler -çok nadir olmadığı sürece- rahatsızlık verici ve zahmetli olabilir.

• Uzakta, özellikle denizaşırı bir mesafede oturuyorsanız, birlikte geçirilen zamanın, bazı çakışmalar nedeniyle tadının kaçmaması için ziyaretlerin dikkatlice planlanması gerekir. Küçük evlerde uzun süre misafir ağırlamak zordur. Uzunca bir süre için herkesin bir arada yaşamaya nasıl katlanacağını düşünmek gerekir. Uzun misafirliklerin herkes açısından iyi gitmesi için hoşgörü, iyi niyet ve düzen gerekir.

Bebeklerle ilgili bazı özel noktalar

Bebek doğduğunda nesiller arasında gerginliğe neden olan bazı genel konular şunlardır:

• İhtiyaç duyulan şeyler, destek ve yapılması gereken işlerde yardımdır. Büyükanne ya da büyükbabanın, “bebeğin neden öyle değil de böyle yaptığına dair” hiç durmadan akıl vermesi, annenin kendisine olan güvenini zedeler ve bebeği olduğu gibi kabul edip, “iyi”, “kötü”, “şımarık”, “gazlı”, “yaramaz” gibi sınıflandırmalardan kaçınmak gerekir.

• Bebek bakımına ilişkin yaklaşımlar günden güne (ve geceden geceye) değişme gösteriyor. Çocuğunuz da sizin seçtiğinizden daha farklı bir yaklaşımı benimseyebilir. Örneğin, siz bebeğinizi biberonla beslediyseniz, o emzirebilir; siz bebeğinizi ayrı yatakta yatırıp günlük işlerinizi yapmış olabilirsiniz, o ise, bebeğini tam gün kucağında taşıyıp, gece de beraber yatabilir. Ya da o bebeğini ağlarken bırakabilir, belki bu sizin hiç yapmadığınız bir şeydi. Olumsuz yorumlarda bulunmadan onun seçimini kabul edip, destek vermeniz önemlidir.

• Katı gıdalara dört ya da altı aydan önce başlanmaz. Bu dönemden önce bebeğe katı gıda verilmesinin bir faydası yoktur ve gece boyunca uyumasını da sağlamaz.

• Öğün aralarında emzirilen bebeklere su verilmesi gerekmez. Hava çok sıcak olmadığı sürece hazır mamayla beslenen bebeklerin de suya ihtiyacı yoktur.

• Anne sütüyle beslenen bebekler (ve mamayla beslenen bazı bebekler) genelde dört saatte bir beslenmezler. Beslenme saatlerinin esnek olması gerekir, yani bu, bebeklerin bazen daha sık beslendiği zamanlar olduğu anlamına gelir. “Aa, yine mi besliyorsun onu?” diye bebeğin kaç kez beslendiğine karışmadan, bırakın kızınız huzurla işini yapsın.

• Bebekler sekizinci haftadan itibaren (ya da mutlaka üç yaşma kadar) otomatik olarak “tüm gece derin bir uykuya dalar” diye bir şey yoktur. Küçük bebeklerin geceleri kendiliğinden biraz daha uzun uyuması güzel bir sürprizdir. Ancak küçük, sağlıklı, büyüyüp serpilen bebeklerin gece uyanmalarını engellemenin sağlıklı bir yolu yoktur.

• Sağlıklı bebeklerin -anneleri istemediği sürece- düzenli olarak tartılmaları gerekmez.

• Yaşça biraz daha büyük bebekler, yanma büyükanne ya da büyükbabası geldiğinde hareketlenir. Bebeklerin dokuz ve on ikinci aylar arasında farklı yüzlere ve yerlere karşı temkinli olması normal olmakla birlikte, neden çoğunlukla büyükanne ya da büyükbabadan sakınır, bilinmez. Bu kalıcı olmamakla birlikte, kişisel bir şey değildir ve sizin yaptığınız yanlış bir şeyden de kaynaklanmaz. Böyle bir durumla karşılaştığınızda telaşa kapılmayın, sakin olun ve bebeğin çok fazla dikkatini çekecek davranışlarda bulunmayın. Daha fazla bilgi için 436. sayfadaki ayrılık endişesi ve yabancılama ile ilgili bölüme bakın.

Kardeş Kıskançlığı

Eğer bu ilk bebeğiniz değilse, birincide sizi fazlasıyla üzen bir sürü şeye bu kez aldırmayacaksınız. Bu kez en fazla önem verdiğiniz şeylerin başında, ilk çocuğunuzun yeni gelen bebeğe uyum sağlaması olacaktır. Aynı zamanda ebeveynler, çoğu kez, yeni bebeği daha önceki kadar sevip sevmeyeceklerini merak eder, özellikle ilk üç ila altı ay arasında, ilk çocuğun davranışlarında bazen kaygı verici şekilde bir gerileme olduğunda, yeni bir bebek sahibi olmaktan dolayı suçluluk duydukları da olur. Kendinizi sık sık suçlu hissediyorsanız, ailede diğerleriyle bir arada yaşamayı öğrenmenin büyük önem taşıdığını ve bunun insan gelişiminin önemli bir parçası olduğunu hatırlayın. Birçok ailenin birden fazla çocuğu vardır ve ebeveynler sevgilerini çocuklarıyla paylaşırken hiç sıkıntı çekmez.

Bu konuda çok fazla şey yazılmıştır. Ana babaların ilk çocuğu yeni kardeşe hazırlarken son derece iyi niyetli ve özenli davrandıklarına şahit oluyorum, yine de bir süreliğine olaylar biraz zorlaşabilir. Uyum sağlamada çekilen zorluklar geçicidir. Bazı çocuklar, ailedeki değişiklikleri, diğer çocuklara göre, biraz daha geç kabullenir. Çocukların uyum sağlamadaki zorlukları, en fazla on beş aylıktan üç yaşa kadarki dönemde görülür. Üç yaşından sonra çocuk daha çok kendi kendini yönetir duruma ulaşıp, dünyadaki konumundan ve sizin şefkatinizden daha da emin hale gelir. Bir dereceye kadar kendi kendine bakabilir, arkadaş ve yuva gibi değişik şeyler ilgisini çekmeye başlar. Bu, çocukların arasındaki yaş farkının az olmasının yanlış olduğu anlamına gelmez, ama yaş farkı azsa, çocuklar küçükken yapmanız gereken işler için daha fazla enerji ve dayanma gücüne ihtiyacınız olacaktır.

Aşağıda, ilk çocuğunuzu yaşamındaki o büyük olaya hazırlamanız için bazı öneriler yer almaktadır:

• Bebek doğmadan önce bütün değişiklikleri tamamlamış olun. Uyku problemi, biberon, emzik, tuvalet eğitimi, yatak odasına geçiş ve yuvaya başlama gibi konuları mümkün olduğunca bebek doğmadan önce halledin. Ancak fırsat bulup bu değişiklikleri oturtamadıysanız, en iyisi doğumdan sonra en az altı ayın geçmesini bekleyin.

• Birden fazla çocuğu olan ailelerle görüşüp, bu işin üstesinden nasıl geldiklerini sorun. Kendi ailenizi ya da eşinizin ailesini örnek alabilirsiniz.

• Hamileliğiniz dışardan belli olana kadar çocuğunuza bebekle ilgili bir şey söylemeyin, ama sizden önce kimse söylemesin. İlk söyleyen siz olun. Bırakın bebeği hissetsin, onunla bebekler hakkında konuşmalar yapın; neler yaptıklarından bahsedin, aynı zamanda kendisi bebekken yaptığı sevimli şeyleri anlatın. Bebeğin yürüyemediğini, konuşamadığını, dolayısıyla onunla hemen oyun oynayamayacağını belirtin.

• Ev dışında daha fazla zaman geçirmesini sağlayın. Sosyal hayatının olması, gideceği yeni evler ve yeni yerler olması anlamına gelir. Bu aynı zamanda, kendisinin bebekten farklı olduğunu göstermenin bir yoludur.

• Bakımına ilişkin bazı düzenlemeleri önceden planlayın, neler olup bittiğini anlasın ve kendisi için sorumluluk duyulduğunu hissetsin.

• Doğum yapacağınız hastaneyi gösterin. Orada kısa bir süre kalacağınızı ve kendisinin de sizi ziyarete gelebileceğini söyleyin. Bavulunuzu toplarken yardım etmesine izin verin. Ona belli etmeden, hastaneye geldiğinde vermek üzere bavulunuza sürpriz birkaç şey koyun.

Doğum sonrası

İlk çocuk, bunun kalıcı bir durum olduğunun farkına varana kadar, olaylar çoğu kez sorunsuz bir şekilde gelişir. Bundan sonra ise, olumsuz davranışların ortaya çıkması olasıdır. Bu dönemde çocuklarda olumsuz davranışlar çoğu kez bebeğe yönelik olmayıp, uyulması gereken şeylerin bütününe yöneliktir. Bu nedenle çocuğunuz bebeğe karşı sevgi dolu olup, size çok kötü davranabilir.

İlk çocuğunuzun düzenini mümkün olduğunca korumaya bakın. Bebek olmadan onunla geçireceğiniz zamanlar büyük fayda sağlar. İstediği bir şeyi yapamadığınızda, sık sık mazeret olarak bebeği göstermeyin. Siz ilk çocukla vakit geçirirken babanın bebeğe bakması veya siz bebekle ilgilenirken, babanın ilk çocukla, onun ilgisini çeken bir şeyler paylaşması çözüm olabilir.

Arkadaşlarınız ziyarete geldiğinde ilk çocuğunuzla da ilgilenmelerini ve ona da hediye getirmelerini hatırlatın. Eğer ilk çocuk anlayacak yaştaysa, bebeklerin daha fazla ilgi çektiğini, kendisinin de bebekken bütün ilgiyi topladığını anlatın. Kendini yalnız hissediyor ya da kıskanıyorsa, sizin yanınızda oturabileceğini söyleyin.

İlk çocuğunuzun davranışlarındaki değişime hazır olun. Hayatındaki değişiklikler yüzünden konsantrasyonu etkilenecektir. Her zamankinden daha beceriksiz olabilir, bu yüzden onun için güvenli bir ortam yaratmaya çalışın. Küçük çocuklar, paylaşma ve işbirliği gibi kavramları anlamaz, bu nedenle makul ölçüleri aşmayan, olumsuz davranışlarını görmezden gelip, olumlu davranması için çocuğa özen gösterin.

Kıskançlık duymasından dolayı vicdan azabı çekmemesi için, ona duygulardan bahsedin. Duyguların ne denli güçlü olabileceğini ve duygularımızla başa çıkmanın uygun yollarını anlatın. Şu anda bebeğin biraz sıkıntı yarattığını, can sıktığını ancak bir süre sonra bebekle ikisinin çok iyi birer arkadaş olup, bir sürü şeyi birlikte yapacaklarını açıklayın.

İlk çocuğunuzun bebeği incitebileceği durumları engellemeye çalışın, aksi takdirde böyle bir durum onun kendisini çok kötü hissetmesine neden olur.

Bebeğe ait olan şeyleri evin etrafına yayarak çocuğun burnuna sokmamaya gayret edin. Bebeğiniz hakkında, “Allah’a şükür, bu sefer oğlumuz oldu”, “bu daha uyumlu bir bebek” gibi çocuğunuzu incitecek konuşmalardan kaçının.

Çocuğunuzun otomatikman yeni bebeği sevmesini beklemek hiç de gerçekçi değildir. Bu, zamanla oluşan bir şeydir. Bebeğin ondan hoşlandığını düşünmesi, çocuğun da yeni kardeşine karşı özel duygular beslemesini kolaylaştırır. Böyle düşünmesi için çocuğunuzu teşvik edin.

Son olarak unutmayın ki, hepimiz insanız, bebeklere ve küçük çocuklara bakmak hepimiz için hayattaki en zor şeylerden biridir. Bazen insanın tepesinin atması, aynı anda birden çok çocukla uğraşamaz hale gelmesi anlaşılır bir durumdur. Kendinize işkence etmeyi, vicdan azabı yaratmayı bırakın. Zamanla her şey yoluna girecektir. Üç ila yedi ay gibi bir süre içinde ilk kıskançlıklar sona erer ve ilk çocuğunuz, ailenin tek çocuğuyken nasıl bir hayat sürdüğünü unutur gider.

Doğum sonrası depresyon

Bebeğin doğumundan sonra depresyona giren kadınların durumunun teşhisi ve iyileştirilmesine yönelik olarak son yıllarda oldukça fazla ilerleme kaydedildi.

Ne mutlu ki, elli yıl öncesinin görüşlerine artık itibar edilmiyor. O dönemde doğum sonrası depresyon yaygın olarak, annelik rolünü ve anneliğin getirdiği normal sorumlulukları üstlenmeyen kadınlarda akıl hastalığının bir göstergesi olarak kabul görüyordu.

Bu görüş değişikliği, depresyona giren kadınların artık korkmadan daha rahat yardım isteyebileceği anlamına geliyor. Doğum sonrası depresyona ilişkin yazılar, kitaplar ve sağlık personelinin eğitilmesi çok sayıda kadının, yardıma ihtiyaç duyduğunu kabul etmesine ve bu kadınların etkili bir tedavi görmesine katkıda bulunmuştur. Maalesef, bu olumlu gelişmelere rağmen, birçok kadının yardım isteme konusunda tereddüt etmesinin yanında gereken yardımlar için kaynakların yetersizliği, bu konuda hâlâ atılması gereken adımlar olduğunu gösteriyor.

“Doğum sonrası” depresyonu terimi hiç içime sinmemiştir. “Doğum sonrası” birçok açıdan yanıltıcı bir terimdir, çünkü bebeğin doğumundan hemen sonra gelişen bir vakayı kasteder. Doğumdan sonra, yeni bir bebeğin yarattığı heyecan sona erdikten ve başlangıçta kendisine yapılan yardımların bir anda kesilmesiyle depresyona giren kadınları kapsamaz. Çalışma hayatım boyunca, çoğu kadının doğumdan sonraki ilk iki yıl içinde bir dereceye kadar depresyona girdiğine ve bu durumun -bir kısmında çocuklar okula başlayana kadar ya da kendileri tekrar işe başlayana kadar- aralıklarla sürdüğüne tanık oldum. Ayrıca “doğum sonrası” depresyon şablonunun, fiziksel ve stres altında normal davranışlar gösteren kadınların, sanki anormallermiş gibi hissetmelerine yol açan bir yanı da var.

Bütün diğer anneler gibi, uykunuzun bölünmesi, anne olmanın günde yirmi dört saat süren sorumluluğu ve bebeğinizin sağlığına ilişkin doğal olarak duyduğunuz endişelerden dolayı, doğum sonrasında bir dönem kendinizi yorgun ve kötü hissedebilirsiniz. Günümüzde kadınların çoğu iş hayatında mükemmeliyetçi oluyor, yanlış yapmamak gerektiğini öğreniyor. Bebeklerin ne yapacağının önceden tahmin edilememesi, bakım sırasında yaşanan deneme ve yanılmalar, her sorunun bir çözümü olmayışını yavaş yavaş anlamak, tüm bu muazzam değişiklikleri kabullenmek altı ila on iki ay boyunca sürebiliyor. Yardım almak gerektiğinde, doğru yardımı alabilmek için, annelik hüznü ile -bebekle yeni bir hayata uyum sağlamanın yarattığı karmaşık duygular- doğum sonrası depresyonunun birbirine karıştırılmaması önem taşır.

Annelik hüznü

Kadınların %70’i, belli bir dereceye kadar annelik (bebek) hüznünü tadar. Doğumdan sonraki ilk bir hafta-on gün içinde, ağırlıklı olarak hormonal dengesizliğin eşlik ettiği annelik hüznünün etkisi altına girersiniz. Duygusal ve ağlamaklı bir dönem olabilir. Annelik hüznü genellikle çok uzun sürmez, uykunuzu, iştahınızı, iş görmenizi ve bebeğinizin bakımını etkilemez. Annelik hüznü nadiren uzayıp travmatik bir hal alır ve ağır depresyon başlangıcının habercisi olur, ancak bazı kadınlara göre ise, annelik hüznü çok ihtiyacı duyulan duygusal bir gevşeme yaratır.

Doğum sonrası psikoz

Doğum sonrası psikoz doğum sonrası depresyonun şiddetli bir biçimi olabileceği gibi, çoğunlukla her bin doğumda bir ya da iki kez ortaya çıkan değişik bir akıl rahatsızlığı türüdür. Acil müdahale gerektiren bir bozukluktur, tedavi edilmediğinde annenin intihar (ve çoğunlukla olmasa da yeni doğan bebeğin öldürülmesi) riski yüksektir. Acil teşhis ve doğru tedaviyle doğum sonrası psikozda birkaç ay içinde tam olarak iyileşme sağlanır.

Hafif depresyon (bazen doğum sonrası hayal kırıklığı ya da doğum sonrası uyum denir)

Burada “hafif” sözcüğünü depresif duyguların etkisini küçümsemek amacıyla değil, depresyon çeşitlerini birbirinden ayırt edebilmek için kullanıyoruz. Evde küçük çocuklarla ilgilenmek durumunda olan annelerde hafif depresyon şikâyetlerine sıkça rastlanır. Annenin geçmişinde depresyon öyküsü varsa, depresyon riski artar. Ancak geçmişinde depresyon öyküsü bulunmayan birçok kadın, çocuk sahibi olduktan sonraki ilk yıllarda depresyon yaşar. Eğer evde olan babaysa, aynı risk annede olduğu gibi baba için de geçerlidir. Evde küçük çocuklarına bakan kişilerin yaşadığı depresyon çoğu kez, bu kişilerin çok emek ve dikkat gerektiren bir uğraş içinde olmalarından kaynaklanır.

Neden olur? Bebek bakımı, yalnız kaldığınız, ara veremeyeceğiniz ve iş olarak kabul görmeyen bir görev olabilir. Bebeğin beslenmesi, ağlaması, uyku düzeni ile ilgili endişeler yüzünden çoğu kez stresli bir iştir. Maddi karşılığının olmayışı, insanı yorgunluktan bitkin düşürmesi, takdir edilmeyişi, fark edilmeyişi de çabasıdır. Doğumdan önce kadının farklı beklentiler içinde olmasına rağmen, doğum sonrasında bebek bakımının eşiyle kendi arasında eşit olarak paylaşılmayacağı gerçeğiyle yüzleşmek de birçok kadın için depresyonun ortaya çıkışında önemli bir faktördür.

Buna benzer hafif depresyon, iki ya da üç yıl içinde çeşitli kereler ortaya çıkma eğilimi gösterir ve sıklıkla, bebeğin geçirdiği belli bazı gelişme dönemleri, uyku problemleri, bebek hastalıkları, parasal sorunlar ya da ilişkide birtakım sorunların yaşanması gibi olaylarla şiddetlenir. Hafif depresyon o kadar yaygındır ki, birçok insan bu durumu, ebeveynliğe uyum sağlamanın ve başkalarından fazlaca destek görülmediği durumlarda bebek ve çocuklarla eve kapanmanın normal bir parçası olarak kabul eder.

Bu anlatılanlardan “annelik budur” gibi bir anlam çıkarılmasın. Bu duyguların normal gibi gösterilmesi, bu ve buna benzer birçok acı deneyim bir şekilde bunu rasyonalize etmeye meraklı olan toplumun iddiasıdır.

Bu duyguların, biz annelerin taşıması gereken bir yük gibi algılanması, depresyonun azalmasını ya da sıkıntıların geçmesini sağlamaz. Ayrıca kendinizi giderek dibe batıyor gibi hissettiğiniz zamanlarda, yardım istemekten kaçınmayın.

Hafif derecedeki depresyon, genellikle doğru insanla karşılıklı görüşme, grup terapisi, bebeğin uyku ve beslenme sorununun çözülmesi ve bazı kadınların durumunda işe geri dönme ile -hatta haftada bir ya da yarım gün çalışarak- iyileşme belirtisi gösterir.

Ciddi düzeyde depresyon (çoğunlukla doğum sonrası depresyon denir)

Kadınların %10 ila 25’i doğumdan sonraki ilk aylarda depresyonu daha şiddetli yaşar, ancak zaman zaman problemin farkına varmaları uzun zaman alır. Nedenleri sayısızdır. Daha önce belirttiğimiz iş yükü ve uyum sorunlarına ek olarak şu nedenler de sayılabilir:

• Ailede, duygusal sıkıntı ve akıl sağlığı sorunları veya depresyon öyküsünün bulunması.

• Bebeğin babasıyla yakın ilişki kuramayan kadınlar; yakın çevresinde yaşadığı sıkıntıları anlatabileceği, derdini açabileceği arkadaş ya da akrabası bulunmayan kadınlara göre depresyona daha yatkın olurlar.

• Son derece düzenli bir yaşam süren ve kontrollü yaşamaya alışmış kadınlarda risk oranı daha yüksektir.

• Forseps ya da sezaryenle doğumun ardından yaşanan, hayal kırıklığı ya da kendini yetersiz hissetme gibi duyguların rolü olabilir.

• Sürekli ağlayan bir bebek.

• Hormon dengesinin oynadığı rol belirsiz olmakla birlikte, doğum sonrası depresyonda büyük bir rolü olması mümkün görünmüyor. Hormon dengesizliği doğumdan aylar sonra ciddi depresyona giren kadınların sayısını açıklamada yetersiz kalıyor.

• Strese maruz kaldığında biyolojik olarak duygusallığa daha yatkın olan kadınlarda risk oranı yüksektir.

Depresyonun nedenleri kadından kadına değişir. Bazı kadınlar yukarıda sayı-

lanların hiçbirini yaşamadığı halde depresyon sarmalına girebilir. Bazı kadınlar ise bu sayılanların tamamını yaşasa bile ciddi düzeyde depresyon yaşamaz. Doğum sonrası depresyon toplumun her kesiminden -alt sınıftan, orta sınıftan, eğitimli, eğitimsiz, yoksul, varlıklı- kadınları etkileyebilir.

Doğum Sonrası Depresyon Belirtileri Nelerdir?

Uyarıcı belirtiler şunlardır:

• Kontrolü kaybetme duygusu.

• Kendine güvenmeme, özsaygıda azalma ve kendini değersiz hissetme.

• Sürekli bitkin olma hali ve kendini eve mahkûm gibi hissetme.

• Sürekli hayal kırıklığı, öfke ve küskünlük hissi. Konuştuğum kadınlar sıklıkla, bebeksiz ya da çocuğunu büyütmüş kadınlara özendiklerini dile getiriyorlardı.

• Boşluk duygusu.

• Sürekli baş ağrısı, çarpıntı, avuç içi terlemesi, (bebek iyi uyuduğu halde) uyu-yamama ya da iştah kaybı gibi fiziksel belirtiler.

• Sürekli olarak kendini suçlu hissetme ve utanç duyma.

• Aklını kaybetme korkusu.

• Kendine ya da bebeğine zarar vereceğine dair kuruntulara kapılma.

• Panik atak yaşama.

NE YAPABİLİRSİNİZ?

Bu yıpratıcı belirtilerin kendiliğinden geçeceği umuduyla, hiçbir şey yapmadan sıkıntıları yüklenmeyi sürdürmemek gerekir. İyileşme yolunda atacağınız ilk adım, bunu birine anlatmaktır. Yaşadıklarınızı, ana çocuk sağlığı merkezindeki uzmanlara veya aile hekiminize bildirin. Yardımcı olamadıklarını hissettiğinizde, bir başkasını deneyin.

Doğru bir sağlık uzmanı:

• Sizi olduğu gibi kabul edecek, sizi neşelendirmeye çalışmayacaktır.

• Sırlarınıza saygı gösterecektir.

• Hissettiklerinizi tam olarak ifade etmenizi sağlayacaktır.

• Bebeğin uyku, ağlama ve beslenme ile ilgili sorunlarında size yardımcı olacaktır ya da sizi yardımcı olabilecek kişiye yönlendirecektir.

Yardım seçenekleri

• Yetenekli bir sağlık uzmanına danışmak, sizin kendi kendinize yardım etmenizi sağlayacak ilk hayati adımdır. Kendi kendine yardım; kendinize iyi bakmayı, biraz mola verip kısa ve uzun dönemli amaçlar belirlemenizi öngörür. Sağlık danışmanının yardımıyla, kendinizi toparlayıp hayatınızı yeniden yönlendirmeye başlayabilirsiniz.

• Birçok kadın, aynı deneyimi yaşamış kadınlarla biraraya gelerek, kendi sorununu güvenle paylaşabildiği doğum sonrası depresyon destek grubuna katılmanın faydasını gördüğünü belirtmektedir.

• Bu konuda yazılan kitapları okumak hem sizin hem de eşiniz için yararlı olacaktır.

• Eşinizin de desteğe ve bilgiye ihtiyacı vardır. Erkekler sıklıkla sorunu hemen çözmeye kalkışır, ancak takdir edilmedikleri duygusuna kapılarak kendileri de depresyona girer. Eşinizin, tüm bu yaşadıklarınızın kendisinin hatası olmadığını ve sorunu çözmek için gerekli gücün kendinde olmadığını bilmeye ihtiyacı vardır. Dinleyerek, yaşadığınız duyguları kabul ederek ve iyileşmek için seçtiğiniz yolda size destek vererek yardımcı olabileceği gibi, aynı zamanda bebeğin bakımını ve ev işlerini üstlenerek de yardımcı olabilir.

• Bazı zamanlarda psikiyatrik destek ve ilaç tedavisi uygundur. Bazı kadınlar bundan hoşlanmayabilir ama kendi dalında uzman psikiyatristler, kadınları gereksiz yere ilaca boğmadıkları gibi, bazen konsültasyon sonrasında hiç ilaç vermezler. İlaç tedavisi, belirtileri azaltır ama danışma ve yukarıda belirtilen diğer desteklerin de birlikte sürdürülmesi gerekir.

İyileşme yavaş gerçekleşir, iki ila on iki ayı bulur, bazen daha da uzar. Sizin ve eşinizin sabırlı olması, sağlık danışmanının da olayı sonuna dek üstlenmesi gerekir, çünkü zaman iyileşme sürecinin bir parçasıdır. İyileşme zaman alsa da, çoğu kadın için sonuç olumludur.

Açık konuşmak gerekirse, bir tercih hakkı olsa, kimse doğum sonrası depresyonunun sıkıntılarını yaşamak istemez ama birçok kadın (ve erkek) yaşanan deneyimin ardından geriye dönüp baktıklarında bazı olumlu şeyler olduğunu kabul ediyor. Depresyon acısıyla başa çıkmaya çalışırken; yaşamlarına yeni, olumlu bir boyut katmalarını sağlayacak -kendileri ve başkalarıyla ilgili- bir dolu şey öğreniyorlar.

 

Doğum sonrası tiroit bezi iltihabı

Doğum sonrası depresyon belirtileri bazen, tiroidit adı verilen tiroit bezi iltihabı ile karıştırılır. Doğum sonrası tiroit bezi iltihabı (Postpartum tiroidit), kadınların % 10 ila 15’inde, doğumdan sonraki bir yıl içinde görülür. Kesin nedeni bilinmemekle birlikte, gebelik sırasında gelişmekte olan bebeğe zarar verebilecek olan yabancı maddeleri engellemek için vücudun bağışıklık fonksiyonunun baskılanmasından dolayı ortaya çıktığı sanılmaktadır. Doğumdan sonra bağışıklık sistemi tekrar harekete geçip aşırı miktarda antikor üretir ve bu antikorlar yalnızca enfeksiyonlarla mücadele etmekle kalmaz, vücudun kendi salgılarına ve organlarına da savaş açar. Tiroit bezlerinin de hedeflenen salgı bezlerinden biri olması, tiroit bezinde iltihaplanmaya ve hormon düzeyinde yükselme veya düşmeye neden olur.

Hipertiroit evre: Hormon düzeyi yükselir; bu da kilo kaybı, konsantrasyon kaybı, titreme, çarpıntı, sıcak basması ve yorgunluk hissi, sinirlilik ve uykusuzluğa neden olabilir.

Hipotiroit evre: Aşırı faal evreden sonra, tiroit bezi yeterince tiroit hormonu üretemez. Bu aşama üç ila sekizinci aylarda ortaya çıkabilir ve sekiz ay kadar sürer. Bu evrenin belirtilerinden bir kısmı nedeni açıklanamayan kilo alma, üşüme, depresyon ve yorgunluktur. Yanlış teşhis sonucu hipotiroite, sıklıkla doğum sonrası depresyon teşhisi konulur. Hormon düzeyleri inip çıkar, bu nedenle belirtiler iki evre arasında geçiş yapar.

Teşhis kan tahlili sonucu konur. Doğum ertesinde yukarıdaki belirtilerden birkaçından şikâyetçi olan kadınların tiroit bezi fonksiyonları kontrol edilmelidir.

 

Doğum Sonrası Cinsellik

Cinsel olsun olmasın her türlü bedensel fonksiyonun açıkça tartışıldığı, incelendiği, reklamının yapıldığı, videoya, filme çekildiği ya da hakkında yazılar yazıldığı bir dönemde yaşıyor olmamıza karşılık, uzun dönemli ilişkilerde çiftler arasındaki cinsellik -özellikle çocuk doğduktan sonra gerçekte neler olduğu konusu- büyük bir sır olarak korunur.

Yıllarca doğum sonrası cinsellik hakkında, bir miktar çekingenlik içeren kuru bir dille sunulan kapsamlı bilgilerle donatıldık ama bu bilgiler, içtenlikten uzak, derinliği olmayan, ilk ağızdan itiraflara yer vermeyen cinstendi.

Zaman zaman annelerle konuşurken konu sekse geldiğinde önem verilmediğini gördüm.

Bu nedenle bu bölümü, iki kitaptan derlenen bazı bilgilerle hareketlendirmeye karar verdim. Özellikle bu iki kitabı seçmemin nedeni, bazı şeylerin babaların bakış açısından anlatılmasıydı.

Önce biraz genel bilgi:

Bazı kaynaklara göre, doğum ve emzirmenin ardından kadınların cinsel isteklerinin şiddetle artması doğaldır. Bu bazı kadınlar için geçerli olsa da, birçoğu böyle

hissetmez. Ve tabii ki birçok çift hiç problem yaşamaz. Yine de, cinsel yaşamınızın bir şekilde düzgün gitmediği zamanlarda kendinizi anormal hissetmeniz çok kolaydır, böyle dönemlerde aşağıdaki bilgiler faydalı olabilir.

Bazı araştırmaların sonuçlarını öğrenince şaşırabilirsiniz:

1. Bebeğin doğumu, çiftin cinsel yaşamında olumsuz olarak görülen bazı değişiklikler yapabilir. Birçok çift için altı hafta sonra cinsel yaşama geri dönüş gerçekleşmez. Çiftlerin çoğu doğumdan sonraki altıncı haftaya kadar seks yapmaz. Birçok çift, doğumdan sonraki bir yıl boyunca, hatta daha da uzunca bir süre- hamilelik öncesi döneme göre daha seyrek cinsel ilişkiye girer. Hamilelik öncesiyle karşılaştırıldığında, kadınların en azından yarısının doğumdan sonra cinselliğe olan ilgisi azalır, bu durum altı ila on iki ay -hatta bazen çok daha uzun- sürer. Buna rağmen, bu durum sıklıkla, cinselliğe yeni bir derinlik katar ve kadınlar doğumdan öncesine göre daha kolay orgazm olurlar.

2. Kaldıkları yerden devam eden çiftler istisna oluşturmaktalar. Bu, yeni ebeveynlerin -özellikle annelerin- akimdan geçenlerle ilgili olduğu kadar aynı zamanda doğumun yarattığı sonuçlar, bitkinlik ve emzirmeyle de ilgilidir.

DOĞUM SONRASI CİNSELLİĞİN GÜNDEMDEN DÜŞMESİNİN NEDENLERİ

Annenin açısından:

• İlk olarak, doğumun -özellikle uzun ve zor doğumların- ardından yaşanan rahatsızlık. Doğum keşişi (episyotomi) ya da doğum sırasından kendiliğinden oluşan yırtık nedeniyle atılan dikişler, hemoroid veya sezaryenin sonradan ortaya çıkan etkileri, kadınların cinsel duygularını etkileyen şeylerdir.

• Emzirme: Emzirmenin kadının cinselliğini nasıl etkilediğine dair eldeki veriler çelişkilidir. Bazı kadınlar, emzirdikleri dönemde bütünüyle yeni bir tarzla cinsellikten zevk aldıklarım belirtirken, diğer bir kısmı bebeği memeden kesene kadar ya da tekrar âdet görene kadar cinsel hazda bir düşüş olduğunun altını çiziyor. Emzirme döneminde östrojen düzeyinin düşük olmasından dolayı, vajina duvarı da muhtemelen incelir, esnekliği azalır ve daha kuru olur; bu da cinsel birleşmenin rahatsızlık vermesine, hatta kadının canının yanmasına neden olur.

Meselenin bir başka yönü daha vardır: İlk zamanlarda yaşanan sıkıntılar çözüldükten sonra, emzirme duygusal bir faaliyet haline gelir. Bazı kadınlar, emzirme sırasındaki yakınlığın, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşıladığını ve hayatlarının bu döneminde başka bir şeye ihtiyaç hissetmediklerini belirtir.

Doğumdan sonra bebeğini hemen memeden kesen kadınların, emziren kadınlara göre, mutlaka daha fazla cinsel arzu hissettiklerini gösteren bir araştırmaya rastlamadım. Bildiğim kadarıyla, bebeğini memeden kesen kadınların cinsel duyguları ve cinsel deneyimlerinin oranı, emziren kadınlarla benzerlik gösterir. Başka nedenlerle cinsel ilişkiye girmek istemeyen kadınların bazen emzirmeyi bahane gösterdiklerinden kuşkuluyum.

• “Aşağıda” neler olup bittiği konusunda tuhaf şeyler hissetme: Birçok kadın için bilinmeyenden duyulan korku ve bedeninin alt bölgesinin tamamen yeniden düzenlenmiş olmasından kaynaklanan -anlayışla karşılanabilecek- bir isteksizlik söz konusudur. Bir aynayla alt bölgenize bakarak, vajinanıza iki parmağınızı sokup hafifçe gezdirin, her şeyin normal olduğunu hissetmek sizi rahatlatabilir.

• Bitkinlik, koşullar gereği -yalnızca doğumdan sonraki ilk altı hafta değil, çok fazla emek sarf edilen ilk üç yıl içinde- sık sık yaşanır, hele bir de üç yaşından küçük birkaç çocuk varsa! Kadınların çoğu; gün boyu birçok şeye koşturup akşam olup yorgun düştüğünde, cinsellik konusunda -sanki yemeği hazırlamak gibi- bir başka talebe yanıt vermekten farklı değilmiş gibi hissetmekten yakınmaktadırlar.

• Kesintiye uğrama: Bebekler ve yeni yeni ayaklanan çocukların uyanma, uykuya dalma ve yemek saatlerini kestirmek zordur ve kısa bir süre sonra ya uyuyup ya da televizyonun karşısına geçeceğiniz için, sevişmeye zaman ayırmak da ciddi bir gayret gerektirir.

• Bazı çiftler için, yattığı yatağı ya da odayı üçüncü bir kişiyle paylaşmaya alışmak zaman alır (bazılarıysa hiç alışamaz).

• Bazı kadınlar doğum yaptıktan sonra kendi bedenlerinden utanır. Memeden vajinaya her yerinden akıntı olduğunu, bunun da hem fiziksel hem de zihinsel olarak seksi engellediğini düşünür.

Babanın açısından:

• Çok az sayıda erkek doğuma tanıklık etmiş olmaktan dolayı öyle bir sarsıntı yaşar ki, bir süre eşine cinsel anlamda yaklaşamaz.

• Çok az sayıda erkek, eşinin bedenindeki değişiklik nedeniyle sevişmek istemez (bazılarına ise bu yeni durum daha seksi gelir). Sütten dolayı ıslanmak cinsel isteğini köreltebilir (diğerleri ise bunu cinsel olarak tahrik edici bulur).

• Bitkinlik erkekler için de geçerli bir nedendir.

• Bazı erkekler bebek ya da çocuğuyla yatağı, hatta aynı odayı paylaşmaktan bile ciddi anlamda rahatsızlık duyar. Ve bebek monitörleri de gerçekten can sıkıcı olabilir.

• Bazı erkekler cinsel olarak reddedilmeyi, kişisel olarak reddedilmiş gibi algılıyor ve bu durum biraz uzun sürdüğünde, ilgisiz davranıp, seks için herhangi bir girişimde bulunmayı kesiyorlar.

• Sonuçta -ve bu konuda farklılıklar olduğunu biliyorum- süre ne kadar olursa olsun erkekler için cinsellikten uzak kalma, kadınlara göre daha büyük bir sorun oluşturuyor. Cinselliğin fiziksel ve duygusal bağlantısı olmadığında, ihmal edilmiş ve bir yana atılmış gibi hissediyorlar.

Ne yapmalı, ne yapmalı, ne yapmalı?

Öneriler (bir kısmı hoşunuza gidebilir, bir kısmı sizi dehşete düşürebilir)

• İlk zamanlarda cinsel ilişkiden uzak durmayı kabullenin. Bu durum, doğuma, bebeğe, emzirmeye, yorgunluğun ve etraftan gelen desteğin düzeyine, ana babanın mizacına bağlı olabilir ve altı ay kadar sürebilir.

• Bir kez daha şu gerçeğin altını, özür dileyerek çizmek durumundayım, eşlerinden yardım gören kadınların gerçekten de cinsel isteklerinde artış oluyor.

• İletişim çok önemlidir. Bebekten önce çiftin iletişimi iyiyse, bebekten sonra da bu iletişim sürer ya da zaman içinde tekrar kurulur. Ancak daha önce çiftin ilişkisi zayıfsa, bebekle beraber ortaya çıkan -cinsel ya da diğer- sorunların çözümü daha da güçleşir.

• Baskı yapmadan yavaş adımlar atın. Masaj, sarılmak ve cinsel birleşme olmaksızın vücut teması yakınlık sağlar.

• Cinselliği kendiliğinden gelişen, insanı sarsan, ayaklarını yerden kesen bir olay gibi algıladığımız için, hayatımızdaki diğer şeylere zaman ayırdığımız gibi cinsellik için de zaman ayırmayı kabullenmek kolay değildir. Ancak cinsel yaşamımıza tekrar dönebilmenin yolu da çoğu kez böyle mümkün oluyor. Ayrıca cinsel ilişkinin çok uzun, insanın ayaklarını yerden kesen türden olması da gerekmez. Başlangıçta olumlu, duygusal bir birliktelik için, yeterince iyi bir seks, hiç olmamasından iyidir. Önünüzdeki engelleri mümkün olduğunca kaldırmaya çalışın, olayı planlayın. Televizyonu kapatın.

• Araştırmacılara göre sevişme isteği, ille de duyguların şahlanmasıyla başlamaz. Daha doğrusu cinsel isteğin, cinsel arzuların -sevişme öncesi değil- sevişirken ortaya çıktığı zamanlar da olur. Bir diğer deyişle, içinizden gelmese bile yapın. Özellikle kadınlar, kendilerini fiziksel olarak iyi hissettiklerinde,

mantıkları başka bir şey söylese de, tereddüdü bir kenara bırakıp, işe girişmekler. Sanıyorum, bu bir süre ara verdikten sonra tekrar egzersize başlamaya benziyor. Önce kafanızdaki engeli ortadan kaldırmanız gerekir ve bunu yaptığınızda kendinizi çok iyi hissedip, neden bu kadar geç kaldığınıza şaşıracaksınız.

• İlk yıl içinde bir ara, bebeklerin ve çocukların yattıkları yerler konusunda karşılıklı olarak kabul gören bir düzenleme yapılması gerekebilir, çünkü bu konu çiftler arasında uyumsuzluk ve cinsel anlamda tedirginlik yaratabilir. Ebeveynlerden biri seks konusunu engellemek için bebekle yatağı paylaşma düzenini benimseyebilir.

• Biriniz ya da her ikiniz de sürekli olarak mutsuzsanız, evlilik danışmanı ya da aile terapisinin faydası olabilir. Doğumdan sonra önemli ölçüde değişikliğe uğrayan cinsel ilişkinin, bir yıl boyunca düzelmemesi; her ikinizin de çeşitli konularda öfke ve suçluluk duymanızdan dolayı, ilişkinin kötüye gittiğinin işareti olabilir.

• Bazı kadınlarda -ve bazı erkeklerde- sekse olan ilginin azalması depresyon belirtisi olabilir (bkz. s. 310).

• Altı ay ya da daha fazla süre geçmesine rağmen, kadın derinlerde bir yerde ya da vajina etrafında ağrı hissediyorsa, doktora başvurmalıdır.

• Cinsel yaşamınız, ilişkinizde sorunlara yol açıyorsa, üçüncü şahıslardan yardım almanız gerekir. Bekledikçe olayları çözmek güçleşir. Yıllarca cinsel olarak hayal kırıklığına uğramış veya çaresiz bir halde beklemek anlamlı olmadığı gibi başarıyla sürebilecek bir ilişkiyi sonlandırmaya da gerek yoktur.

Doğum Sonrası Korunma

Bir süreliğine çocuk yapmak istemiyorsanız, bu durumda cinsel ilişki kurduğunuzda, doğumdan hemen sonra doğum kontrolünü düşünmelisiniz. Aşağıda en çok başvurulan aile planlama yöntemlerine ilişkin bilgiler yer almaktadır. Alışık olmadığınız yöntemleri, özellikle son çıkan doğum kontrol yöntemlerimi kullanırken daha detaylı bilgilere ihtiyacınız olacaktır. Doğum kontrolüne ilişkin önerileri ve yazılı bilgileri ana çocuk sağlığı merkezinden edinebilirsiniz.

Bariyer yöntemler

Kondom ve spermesid: Özellikle ilk haftalarda ve bebeğiniz meme emerken kullanışlıdır.

Diyafram: Ayarlama gerektirir. Yeniden ayarlatmadan önce en az altı hafta bekleyin ve diyaframın boyutunu üç ay sonra tekrar ölçtürün. Cinsel ilişki sonrası sekiz saat vajinada tutulmalıdır.

Kadın kondomu: İnce, yumuşak, şeffaf plastikten yapılan kadın kondomunun, vajinaya tam oturması için her iki ucunda da esnek birer halka bulunur. Doğum kontrolünde bariyer yöntemi olarak erkeklerin kullandığı kondoma benzer ve diğer yöntemlerden -örneğin diyaframdan- daha etkilidir. Erkek kondomuyla aynı anda kullanılmaz. Aynı anda birlikte kullanılması durumunda, kadın kondomu yerinden oynayabilir veya yırtılabilir ve/veya erkek kondomu çıkabilir.

Doğal yöntemler:

Sadece emzirme: Emzik, biberon, herhangi bir gıda vermeden yalnızca emzirmek anlamına gelir. Bu şekilde bebeğinize meme verdiğiniz zaman; âdet görmediğiniz sürece, bebeğinizi gece de dahil sık sık beslediğiniz sürece gebelikten korunursunuz. Bu yöntemle hamile kalma olasılığı düşüktür ama hamilelik size sorun yaratacaksa, o zaman diğer yöntemi uygulamanız yerinde olur. Emzirmeyi, doğum kontrol yöntemi olarak kullanıyorsanız, bir kez âdet gördüğünüzde, bir kez bebeğiniz gece uyuyup meme emmediğinde ve bir kez bebeği biberonla ya da kaşıkla beslediğinizde gebe kalma riski ile karşı karşıyasınızdır.

Cinsel perhiz: Emzirme sona erene kadar ya da yeniden gebe kalmaya karar verene kadar cinsel perhiz uygulaması sanılandan çok daha fazla denenmektedir. Cinsel perhiz, penisin vajina içine girmediği bir cinselliktir, cinselliğin hiçbir şekilde yaşanmaması anlamına gelmez. Öpüşme, dokunma, oral seks ve okşama hep duygusal yakınlaşma yollarıdır.

Geri çekme: Boşalma gerçekleşmeden önce penisin vajinadan çıkarılmasıdır. Geri çekme tamamen güvenilir olmamakla birlikte maliyeti yoktur ve her zaman kullanılabilir bir yöntemdir.

Takvim, vücut ısısı ve mukus yöntemi: Üçü birlikte en güvenli olanıdır. Bu yöntemlerin amacı yumurtlamanın gerçekleşme zamanını tahmin edip, o dönemde cinsel birleşmeden kaçınmaktır.

Hormonlar

Mini hap: Mini hap, bebeğinize zarar vermeyen, emzirmeye etki yapmayan küçük dozda progestoren içerir. Emziren kadınların bazısı, mini hap kullandıklarında bebeğin memeyi almadığını ve/veya sütün azaldığını belirtmektedir. Emzirme konusunda güçlük yaşıyorsanız veya aşırı kanamanız oluyorsa, bazen kullandığınız mini hapı değiştirip, başka bir markayı denemeniz faydalı olabilir. Bu da olmazsa, başka bir doğum kontrol yöntemine geçmek gerekir.

Mini hap, dölyolu mukozasını kalınlaştırarak, spermin girişini engeller. Emzirme ile ek bir korunma sağlanarak kullanıldığında çok tatmin edici bir korunma yöntemidir.

Eğer bebeği memeden kesecekseniz ya da yirmi dört saatlik zaman diliminde yalnızca bir ya da iki kez emziriyorsanız, başka bir doğum kontrol yöntemini seçmeniz gerekir. Kombine hap alıp -kombine haptaki östrojen hormonu süt üretimini azaltsa bile- günde bir ya iki kez emzirmeyi sürdürmek güvenlidir.

Mini hapın gebeliği önleyici etkisi en çok üç ila yirmi dört saat arasıdır, bu nedenle hapı aldıktan sonra üç saat süreyle cinsel ilişkiye girmeyin ya da hapın alınmasına üç saat kala cinsel ilişki kurmayın. Bu durumda hapı almanın en uygun zamanı gün ortası ya da akşamın ilk saatleridir. İlacı her gün aynı saatte almaya özen gösterin.

Kombine doğum kontrol hapı: Hem östrojen hem de progesteron hormonlarını içeren kombine hap yumurtlamayı durdurur. Emziren kadınlara tavsiye edilmez. Bunun nedeni bebeğe zarar vermesi değil, östrojenin süt üretimini etkilemesidir. Bebeği memeden kesecekseniz ve kombine hap kullanmak istiyorsanız, hemen başlayabilirsiniz. Âdet görmeyi beklemenize gerek yoktur. İshal, kusma ve bazı antibiyotikler hapın emilimini etkileyebilir, bu durumda ek bir doğum kontrol yöntemi gerekebilir.

Doğum kontrol iğnesi (DMPA): Progesterona benzer bir kimyasaldır. Her iğne, sizi on iki hafta boyunca gebelikten korur. İlk iğne için en uygun zaman doğumdan sonraki beş ya da altıncı haftadır. Emzirirken güvenle iğne olabilirsiniz, anne sütünün miktarını ya da kalitesini etkilemez. En büyük yan etkisi, genelde çok fazla olmayan düzensiz kanamalardır. Bazı kadınlar ayrıca kilo alma, baş ağrısı ve depresyondan şikâyetçi olur. Gebeliği önlemenin etkili bir yöntemidir.

İmplanon: İmplanon, kolun iç kısmına, derinin altına yerleştirilen, proges-togen içeren küçük plastik çubuktur. Çıkarılmadığı sürece, üç yıl boyunca gebeliği önler. Hamileliği durdurmanın etkili yöntemlerinden biridir. En yaygın yan etkisi düzensiz kanamadır, ama kanama yok denecek kadar az da olabilir, rahatsızlık yaratacak kadar sık da olabilir. Çok az sayıda kadın baş ağrısı, kilo alma ve meme rahatsızlıklarından şikâyetçi olmuştur. Emzirirken güvenle kullanılabilir.

Rahim içi araç (RİA)

RİA’lar, etkili bir doğum kontrol yöntemidir ve bazı kadınlar için uygundur. Doğumdan sonraki sekiz ila onuncu haftada doktorunuz rahim içi aracı takabilir. RİA emzirmeyi etkilemez ama kadın emziriyorsa, az da olsa rahmin zarar görme riski vardır.

Sterilizasyon

Kadında sterilizasyon tüplerin bağlanması (tüp ligasyonu), erkekte ise, sperm kanallarının bağlanması (vazektomi) ile gerçekleşir. Annenin ya da babanın sterilizasyonu, en küçük bebek bir yaşına gelene kadar genellikle tavsiye edilmez. On iki aydan önce böyle bir karara varılması, çoğu kez bir kriz, duygusal gerginlik ya da yaşam tarzındaki bir değişikliğin etkisiyle olur. Bir yıl sonra çoğu insan farklı düşünmeye başlar. Geri dönüşü olmayan bir doğum kontrol yöntemi olduğu unutulmamalıdır.

Doğum sonrası işe dönüş ve çocuğun bakımı

Günümüzde pek çok kadın, çocukları küçükken, çeşitli nedenlerle ev dışında çalışmakta. Bu nedenlerin başlıcaları şunlardır:

• İlişkideki sorunlar ya da ciddi parasal ihtiyaçlar nedeniyle çalışmaktan başka çare bulunmuyor.

• Son yıllarda bir kural gibi kabul gören yüksek yaşam düzeyine bağlı sosyal ve ekonomik baskı nedeniyle kadınlar başkaca seçenek bulunmadığına inanıyorlar.

• Ev dışında çalışmak kendi kendini tatmin duygusu ve kariyer fırsatı yaratıyor. Erkeklerin sorgusuz sualsiz kariyer ve aileyi bir arada götürürken, kadınların her zaman bir seçim yapmak zorunda kalmaları adil değildir. Kadın bebek sahibi olup izne ayrıldığında ve üç-dört yılını çocuklarıyla evde geçirdiğinde, iş hayatında gösterdiği gelişme kesintiye uğruyor ve iş yaşamının birçok alanında bu olasılık göz önünde bulunduruluyor. Çok az sayıda çift çalışma hayatlarım, “ebeveynlerden biri evde bebeğin yanında kalacak” şekilde düzenliyor. Ve çok az sayıda çift bu görevi paylaşıyor.

• Kadın için de erkek için de bir başkasının gelirine bağımlı olarak yaşamak kolay değildir.

• Evde bebek ya da çocuğa bakarak geçen hayat çoğu kez yalnız geçer. Annenin tam gün evde çocuk bakması ideal durum gibi gösterilir ama bu işin gerçek değeri bilinmez. Eve bağlanan kadının yaptığı işi değersiz gibi hissetmesine yol açan bu durum, moral bozucudur.

Yukarıdaki etkenlerin bir bileşimi kadınların çoğu için geçerlidir. İdeal bir dünyada, hepimiz bize en çok uyan neyse onu yaparız. İş dünyasındaki kadınların bir kısmı yakında orada olmayacak ve bu arada şu an evde olan bazı kadınlar ise, tekrar işine dönmeyi şiddetle arzu edecektir.

Sorunlu zamanlar

Bebekler, özellikle diğer çocuklarla bir arada olduklarında çok sık hastalanırlar. Büyüdükçe bu kadar sık olmasa da ilk iki yıl boyunca epey hastalanırlar.

İşe başlayan anneler böylesi bir durumda çok yorulurlar, çünkü hem eşinden hem de patronundan destek gören anne sayısı fazla değildir.

Bu nedenle bebeği kreşe verince, acil durumlarda aileden ya da arkadaş çevrenizden size yardımcı olabilecek kişilerle bağlantı kurun.

Bebeğin kreşten alınması, kreşe bırakılması, bebeğin gece bakımı ve bebek hastalandığında ev işlerinin paylaşılması gibi konuları eşinizle herhangi bir anlaşmazlığa meydan vermeyecek şekilde konuşun. Her şeyi baştan organize edin.

Ebeveynlerden biri evdeyken bebeğin kreşe gönderilmesi ya da bakıcı tutulması

Ana babaların çoğu, birinden biri evde çocuğa bakabilecekken bile “sosyalleşme” açısından faydalı olacağı gerekçesiyle bebeği kreşe yollamaktadır. Bu konu kafanızı kurcalıyor ve net bir yanıt arıyorsanız, şunu söylemekte fayda var: Bebek, diğer bebekleri, çocukları gördüğünde hayran hayran baksa da, tam gün sosyalleşme için henüz çok küçüktür. Aile bireyleri arasındaki ilişkiler bebeğin sosyalleşmesi açısından yeterlidir. İki ya da üç yaşında (bebeğin durumuna bağlı olarak), çocukların çoğu, belirli bir zaman dilimini aşmadan, sosyal ve eğitim amaçlı bir grubun içinde yer almaya hazır hale gelir.

Yukarıda anlatılanlardan, “üç yaşından küçük çocuklar kreşe gönderilmemeli” gibi bir sonuç çıkartılmasın. Ebeveynler, özellikle anneler, kendi ihtiyaçlarım karşılamak üzere zamana, bir kısa teneffüse ihtiyaç duyar. Bebekler ve yeni yürümeye başlayanlar da, çoğu kez böylesi bir değişiklikten hoşlanır. Hoşlarına gitmese bile, çok uzun süre bırakılmadıkları sürece pek şikâyetçi görünmezler.

Ani beklenmedik bebek ölümleri

Hiçbirimiz ani beklenmedik bebek ölümünü düşünmek istemeyiz ama buna rağmen, özellikle yavrularımızın bebeklik dönemlerinde bu konuyu sık sık düşünürüz. Ana babalarla konuştuğum zamanlar bu konu çok sık gündeme getirilmese bile, ana babaların ani beklenmedik bebek ölümleri konusunda endişe duyduklarını anlarım. Zaman zaman bu acı olayı yaşamış ana babalarla da bir araya gelip konuştuğum oluyor. Şu an bu satırları yazarken de bu ebeveynleri ve çektikleri ızdırabı düşünüyorum.

Bebeğiz doğduktan sonra ve bir ya da iki yaşma gelene kadar zaman zaman anı bebek ölümlerini düşünmeniz normaldir. Görünen o ki, her yaşta ve her gelişme döneminde, bebeğin size getirdiği o tarifsiz mutluluğun üstüne kara bir gölge düşme riski mevcut. Tabii olaylar arasında paralellik kurmak kolay değil ama yine de yıllar geçtikçe bu kez araba kazası, uyuşturucu kullanımı, alkol kullanımı gibi dış tehlikelerle ilgili korkular gündeme gelecek. Bu endişeler ana baba olmanın bir parçasıdır. Çocuğumuz yokken hiç yaşamadığımız, farkında bile olmadığımız bu endişelerle ana baba olduktan sonra tanışırız. Bunların varlığını kabul etmek, alınabilecek makul önlemleri aldıktan sonra, günlük hayatımızı sürdürmek de, aynı şekilde, ana baba olmanın bir parçasıdır.

Zaman zaman kafanız ani beklenmedik bebek ölümleri konusuna takılıyorsa, en iyisi endişelerinizi eşinizle, aileniz, arkadaşlarınız ya da bir sağlık çalışanıyla paylaşmaktır.