Bebekler Neden Ağlar ?

 Tüm bebekler ağlar. Bebeğinizi ağlarken dinlemenin ebeveyn olmanın en zor kısmı olduğunu fark edebilirsiniz. Bebeğinizin bakış açısından ise ağlamak, hayatta kalmanın en önemli parçası olup bunu birisini kızdırmak veya üzmek için yapmaz.

Bebekler neden ağlar?

Bebek ağlaması insan neslinin hayatta kalmasına yardım etmiştir, bu iletişim kurmanın en önemli yoludur. Erken iletişimin en belirgini olmasına rağmen yegâne olanı değildir. Küçük bebekler diğer zekice yollarla iletişim kurmaya çalışır. Yetişkinlerin yüzlerine maksatlı bir biçimde gözlerini diker, mırıldanır, güler, parmak yakalar ve yemek istemediklerini kenara kaçarak veya emmeyerek gösterirler. Anneler tüm bunlara tepki verir ve çoğundan da büyük bir keyif alır. Ancak, belli bir noktaya kadar ilk yaşlarının tüm aşamalarında veya çok küçükken, ağlama bebeklerin en güçlü iletişim kurma yoludur.
Ebeveynler sıklıkla ağlamaya hazırlıklı değildir ve doğru şeyi yapmaktan yalnızca çok mutlu olan ve bebeklerinin tüm ihtiyaçlarını karşılayınca bebeklerinin ağlamayacağını düşünen ilgili insanlardır. Tüm bebeklerdeki belli miktarda ağlamanın normal olduğu gerçeğini keşfetmek onları üzer ve bu miktar bazı bebekler için daha da fazladır.

Ebeveynler haklı olarak, bebeklerinin ana iletişim kurma yönteminin ağlama ile olmamasının her şeyi daha da kolaylaştırabileceğini düşünmeye başlar ama ağlama bebekler için koruyucularına bir şeye ihtiyaçları olduğunu bildirmenin ana yoludur.

Birçok zaman ihtiyaç duydukları, belli ve kolayca temin edilebilen şeylerdir. Ağlamanın belli nedenleri olarak açlık, aşırı yorgunluk, susama, çok sıcak veya soğuk hissetme, soyulması ve banyo yaptırılması veya ani sesten dolayı korkmasıdır.

Bebekler fiziksel acı duyduklarında da ağlar. Herkesin anlayabileceği kaza, aşı veya sünnet acısı bariz belli nedenlerdir. Kasık fıtığı veya bağırsak düğümlenmesi gibi sağlık problemleri de diğer acı veren tecrübelerdir. Bebek hastalandığında bu çok üzücüdür ama bir kez teşhis konduğunda problem tedavi edilebilir, ki bir şeylerin yapıldığını bilmek her zaman rahatlama sağlar.

Ortada belli bir neden yokken, özellikle ağlama uzun süreli devam ettiğinde anneler, babalar ve hatta sağlık personeli çaresiz, umutsuz ve sıkıntılı hisseder. Eminim bebek de çok kötü hissediyordur.

Ağlama şekilleri

Yaşına göre gün içindeki ağlama zamanlarına göre bebeklerin ağlamaları, tanımlanabilir şekillere dönme eğilimi gösterir.

Doğumdan üç haftalığa kadar birçok bebek çok uyur, ağlama periyotları uzun sürmez ve kolayca çözümlenebilir.

Üç haftalık ve sonrasındaki bebeklerde bazen işler çarpıcı bir şekilde değişebilir. Bebekler daha çok ağlayıp daha az uyuma eğilimi gösterir. Ağlama, huzursuz davranış kabaca üç gruba bölünebilir:
• Nedeni açıklanabilir ağlamalar, beklenen ağlamalardır ve gerekçesi bellidir. Bebeği sakinleştirmek ve yatıştırmak için beslemek, altını değiştirmek, nazikçe sallamak gibi kolayca yapılan şeyler yeterlidir. Bazen banyo yaptırmak, yürüyüş yapmak veya gecenin bir yarısı ise yatağa almak kâfidir.
• Açıklanamayan ağlamalar ise, nedenini bulmanın zor olduğu, beklenmedik ağlamalardır. Kısa süreli nedensiz ağlamalar tüm bebeklerin %80’i için her yirmi dört saatte bir olması normaldir.
• Az sayıda bebek (yaklaşık %20) gündüz veya gecenin büyük çoğunluğunda çok ağlar; tek bir seans yerine birden çok ve uzun süreli ağlar. Bu bebekler çok iyi uyuyamaz, erken kalkar, ağlar ve bacaklarını karnına doğru çeker. Günler haftalara dönüşür, haftalar aylara ama hiçbir değişiklik olmaz. Ta ki bazı şeyler üç ve altıncı ay arasında değişene kadar kötü ve daha da kötü günler ve de nadiren iyi günler vardır. Sağlıklı, sevilen, korunan bebeklerdeki bu tür ağlamalar çoğunlukla bir sır olarak kalmaktadır ve kitabın bu bölümü de bunlar hakkındadır.

 

Herhangi bir kitapçıdaki bebek kitapları bölümündeki kitapların başlıklarına bir bakın. Çok ağlayan bebekler için kesin nedenler, çareler ve bebekler için yardım yolları önerisinde bulunan birçok kitabı her zaman bulabilirsiniz. Ben halihazırda ortalıkta dönen görüşlere sadece kendi bakış açımı ekleyebilirim. Bebek ağlamaları ile ilgili tüm bilgiler için geçerli olduğu gibi, benim yaklaşımım da bazılarına yardımcı olacak, bazılarınaysa olmayacaktır. Aslında neyin işe yaradığından ziyade, daha çok neyin işe yaramadığını yazmayı amaçladım, çünkü bu konuda son yüzyılda sürekli yazılı eser yayınlanmasına ve araştırma yapılmasına rağmen, çok ağlamasının dışında sağlıklı görünen bebeklerde bu tür ağlamaya önemli katkı yapacak herhangi bir neden veya tedavi bulunamamıştır. Fikirler değişir, yeni teoriler eskilerin yerini alır ama bebekler hâlâ ağlar.

Eğer bebeğiniz çok ağlıyorsa aşağıdakilerin farkında olmak önemlidir:
• Ağlayan bebeklerin çoğu tam olarak tanımlanan, tedavi edilebilir bir sağlık problemi olmayan sağlıklı bebeklerdir.
• Çok fazla ağlayan her bebeğe uyan, uygulaması kolay tek bir çözüm yoktur.
• Ağlayan bebekler aynı şekilde keyifli daha büyük bebeklere ve yeni yürüyenlere dönüşür.
• Bebeğinizin hayatının bu parçasını onunla beraber yürüyerek geçirmek zorundasınız. Pratik yardım, destek ve anlayışın yardımı çoktur. Ama belli bir noktadan sonra ebeveynler tek başlarınadır.

Umarım takip eden bölüm, bu tür bebekleri anlamanıza katkıda bulunup size ve bebeğinize ağlama konusunda yardımcı olur.

Aşırı ağlama aileleri nasıl etkiler?

Aşırı ağlayan bir bebekle beraber yaşamak ebeveynlerde, ilişkilerinde ve aile yaşantılarında derin bir etki yapmasına rağmen bebeğin toplam yaşamında bu çok küçük bir parçaya sahiptir. İşler iyi giderken bile insanlar bebeklerin ne kadar zaman aldığını görünce şaşırır. Eğer bir bebek her gününün çoğunu ağlayarak geçiriyorsa, keyifsizse ve gösterilen sevgi ve ilgiye ilgisiz görünüyorsa, anne fiziksel ve zihinsel olarak bitkin düşer.

Zihinsel bitkinlik

Suçluluk duygusu, kendine saygı ve güven kaybı bu olaylarla veya sağlık çalışanları, eş, büyükanne, büyükbaba veya komşular tarafından tetiklenebilir. Bebeği çok ağlayan kadınlar sıklıkla yalnızlaşır, nedeni basit: Her ne kadar anne bebeğin ağlamasını kabullense de diğerleri kabullenemez.

Ağlayan bebeklerin anneleri, çok sevdikleri bebeklerinin herkesin beklentilerini karşılayamadığı zaman ki genellikle “kötü bebek” olarak adlandırılırlar hayal kırıklığı hissederler. Hayal kırıklığı annenin daha çok denemesine ve daha çok bitkin düşmesine neden olacağından sonradan öfkeye dönüşebilir.

Bu çok zor bir durumdur ve tabii ki herkes her zaman bu şekilde tecrübe etmez; her zaman bu duyguları yaşamaz ama bu durumdaki bir anne için böyle zamanlarda keşke asla bebeğim olmasaydı dileğinde bulunması ve her iki ebeveyn için de bebek öncesi hayatlarının güzel olduğunu düşünmesi oldukça anlaşılır bir durumdur.

Fiziksel bitkinlik

Kadınlar gün içinde bebekleri ile çokça vakit geçirdiklerinden ve başka şeyler için de çok az vakit kaldığından evin darmadağınık hale geldiğinin farkına varırlar. İyi niyetle annelere tavsiye verenler “ev işini unut” deseler de, kendileri dağınıklık içinde yaşamayı stresli bulabilir. Pratik yardım önermek daha faydalıdır.

Sürekli olarak ağlayan bir bebek bazı kadınlarda fiziksel tepkiye neden olmaktadır. Göğüs ağrısı, terleme, çarpıntı, mide bulantısı veya hafif baş dönmesi yaygın olanlarıdır. Buna uyku eksikliği ve genellikle uygun olmayan diyet de eklendiğinde, bu şartlar altında çalışan kadınların fiziksel bitkinlik yaşaması şaşılacak bir şey değildir!

İlişkiler

İlişkiler bebek öncesi hiç bu kadar test edilmediği şekilde kesinlikle test edilecektir. Cinsellik ve sosyal hayat yok olma noktasına gelir. Daha önce uyum içinde yaşayan çiftler en iyi bebek bakımı yöntemi konusunda tartışır (kucağa alma, ağlamaya bırakma, yatağı paylaşma, odayı ayırma, ilaç verme/ vermeme, emzirmeyi bırakma/ devam etme, mamayı değiştirme ve benzeri).

Bazı babalar anneleri suçlar, bazıları annenin acısını umursamaz ve bebek için üzülür. Diğerleri ise, çaresiz ve umutsuz bir hal alıp kendi uyku hakları için ısrarcı olurlar, bundan dolayı da anne tek bebekle uğraşmaktan ziyade iki ağlayan bebekle uğraştığı hissine kapılır.

Diğer tip adam ise sorumluğu paylaşmak isteyebilir ve verebileceği kadar destek ve teselliyi anneyi ve bebeği kendinden uzak tutmak için vermeye çalışabilir. Faydasız olduğunu hisseder ve bırakır.

Derdinizi paylaşacak, hangi seçeneğin doğru olduğu konusunda yardım edecek biri olmadığında bebeğin sürekli ağlamasının yarattığı sıkıntı ikiye katlanır. Kimsesi olmayan tek ebeveynler ilaç kullanmaya veya bunu yapmak istemeseler bile sıklıkla bebeği ağlamaya bırakmaya başladıklarının farkına varırlar. Görünüşe göre sanki başka bir çözüm yokmuş gibidir.

Sürekli ağlayan bir bebeğin iyi veya kötü giden herhangi bir ilişkiye bir şekilde hasar vermesi olasıdır. Genel olarak, iyi bir ilişki bebek geldikten sonra da devam etmekte ve kötü olanlar daha da kötüye gitme eğilimi göstermektedir ve bebek ilişkinin ne kadar iyi veya kötü olduğuna vurgu yapar. Bu ilk üç-altı ay arasında çok ağlayan bebeklerin ailelerinin %20’sini korkutur, ancak birçok yeni ilişki daha güçlü ortaya çıkar ve bu çiftler arasında yeni bir bağ oluşturur.

Ne yapılabilir?

1. Acıkma ve yeme problemlerini çözmek. Çok ağlayan bebeklerin çok azı aç oldukları için ağlar. Ağlamanın nedeni nadiren bu kadar basittir ama bundan kaynaklanmadığından emin olmak önemlidir. Bebeğiniz çok ağlıyorsa ve emziriyorsanız, bebeğinizi tartmak ağlamanın açlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını kontrol için en güvenli yoldur. Bebeğiniz, çıplak bir şekilde ana çocuk sağlığı merkezinde veya doktorunuzda tarttırabilirsiniz. Son birkaç haftada çok az veya hiç kilo almaması bebeğinizin aç olduğunun belirtisidir. Eğer tartı sonrası bebeğinizin aç olduğundan dolayı ağladığı ortaya çıkarsa ek gıda bebeğinizin sakinleşmesine yardım edecektir.
• Emzirme: Bebeğinizin emzirme için en iyi pozisyonda olduğundan emin olun, İyi kilo alan sağlıklı emzirilen bebeklerde açıklanamaz, endişelendiren ağlamalar nadiren emzirme kaynaklıdır. Bazı iyi emzirilen bebeklerde görülen aşırı ağlamanın nedeni olarak bebeğin sadece emzirme başlangıcında gelen ön sütle beslenip çok fazla laktoz alması gösterilmektedir. Anneye, her iki memeden az az beslemek yerine, bebeği kendi bırakana kadar ilk memeden emzirmesi, daha sonra ikinci memeye geçmesi önerilmektedir. Ancak bebeklerin sürekli olarak sadece “düşük yağlı ön süt” tüketmelerinin mümkün olmadığını gösteren araştırmaların da olduğunu dikkate alm. Şahsen, emzirme döngüsünün değiştirilmesi ile huzursuz bebeklerin davranışlarında herhangi bir değişiklik olduğunu görmedim. Bu tip öneriler sıklıkla annenin kafasında emzirme yeteneği ve sütünün kalitesi konusunda gereksiz endişelere neden olmaktadır ki bu da en son arzu edilen şeydir.

Aşırı ağlama hem emzirilen hem de biberonla beslenen bebeklerde eşit olarak görülmektedir; bu yüzden bebeği memeden kesmek ağlamanın duracağı anlamına gelmez. Bazı kadınlar sütten keserek bu durumu daha iyi idare ediyor ama emzirme sizin için çok önemliyse bu adımı atmadan önce her şeyi dikkatlice düşünün.
Biberonla besleme: Mamayı belirlenen ölçülere göre hazırladığınızdan emin olun. Bebekler çok ağladığında, biberonu, biberon emziğini, mama markasını ve mama çeşidini değiştirmek her zaman çözümmüş gibi gelse de bu durum nadiren uzun süren bir fark yaratmaktadır. Genel olarak, üzerinde “doğumdan itibaren uygundur” etiketi olan inek sütü bazlı mamaya bağlı kalmak en iyisidir.
2. Bebeğinizin sağlığından endişeliyseniz, bebeğinizi çocuk doktoruna kontrol ettirerek açıkça tanımlanabilen tıbbi bir rahatsızlık olasılığını ortadan kaldırın.
Israrcı ağlama altında bazen belirli sağlık nedenleri yatar, bu sağlık nedenlerini bebeği birçok teşhis prosedürüne tabii tutmadan muhtemelen tam teşhis etme imkânı vardır. Durum bu olduğunda, rahatsızlık başarılı bir şekilde tedavi edilebilir ve bu da ağlamaya son verir.

Temel sağlık nedenleri

KASIK FITIĞI
Kasıktaki fıtık, kasıktaki sıkı kasların kenetlenmesi ile meydana gelir. Buna düğümlenme denir ve çok ağrıya neden olur. En kısa zamanda da cerrahi müdahale yapılmalıdır. Aynı şey her ne kadar nadir de olsa erkek çocuklarında testislerden biri normal yerine inmemişse de meydana gelir.
Dikkat edeceğiniz üzere, bebek ağladığında dışarıya doğru çıkan göbekteki yumuşak yumru göbek fıtığıdır. Göbek fıtıkları çok yaygın olup nadiren acıya neden olur ve genelde sürekli ağlamanın muhtemel nedeni değildir.

 

BAĞIRSAK TIKANIKLIĞI

Bebekler çok ağladıkları zaman, ebeveynler sıklıkla “içeride bir şeyin düğümlenmiş” olduğundan endişe eder, çünkü bebekleri ağladıkları zaman kızarır ve bacaklarını karnına çekerler . Bebeklerde tıbbi bazı nedenler bağırsak tıkanmasına neden olabilir ama:
• Bunlar çok nadirdir;
• Bu halde doğan bebeklere neredeyse doğumun hemen ardından teşhis konabilir;
• Diğer ana tip bağırsak tıkanıklığının üç ila on iki aylıkken olması çok daha muhtemeldir ve genellikle doğrudan teşhisi yapılır.
• Bağırsak tıkanmasına bağlı ağlamaya; kilo kaybı, solgunluk, bebeğin kakasında ani değişiklik ve davranışlarında kaygı yaratacak biçimde değişiklikler eşlik eder. Kızarma, çok fazla homurdanma, bacaklarını karnına çekme birçok bebek için normal davranış olup acı belirtisi değildir.
İDRAR YOLLARI ENFEKSİYONU

Ağlayan bebeklerin az bir kısmında idrar yolları enfeksiyonu ortaya çıkmıştır. Tedavi edildikten sonra bebeğin keyfi yerine gelir. Bu yüzden ağlayan bebeğe idrar tahlili yaptırmak artık rutin bir kontrol olmuştur. Ağlamanın dışındaki diğer işaretler, bebeğin idrarını yaparken gözle görülür şekilde huysuzlanması, idrarının kokulu olması ve ateştir.

FİZİKSEL VEYA ZİHİNSEL RAHATSIZLIK İLE DOĞAN BEBEKLER

Bu problemlerin çoğu ya doğumda ya da doğumdan kısa bir süre sonra teşhis edilir. Maalesef, bazıları çok daha az belirgindir ve ebeveynler tam olarak neyin yanlış olduğunu öğrenene kadar birçok ay geçmiş olabilir.
Örneğin, beyin felci. Hafif dereceli beyin felçlerinin teşhisi zordur ve stresli ağlayan bebeklere neden olabilir; sağırlık bebeğin ağlamasına neden olabilir, teşhis edilmemiş kalp rahatsızlıkları da mutsuz, sinirli bebeklere neden olabilir ki bunları beslemek zordur ve çok az kilo alırlar.
Bunların hepsi nadirdir ve bebeğinizin ağlamasının nedeni olma olasılığı çok düşüktür, ancak bu rahatsızlıklar vardır ve bazen gözden kaçırılabilir. Bu bedenle, bebeğinizin doktor tarafından kontrol edildiğinden emin olun.

YAYGIN ENFEKSİYONLAR

Soğuk algınlığı, virüs kaynaklı ishal, bronşit, boğaz ağrısı veya kulak enfeksiyonları gibi hastalıklar belli nedenlerden dolayı olur veya kolayca teşhis edilir ve bunların hepsi de bebeklerin çok fazla ağlamasına katkıda bulunur. Bebek iyileştiği zaman, ağlaması azalırken, sağlıklı ağlayan bebekler ağlamaya devam eder.
Virüs kaynaklı ishal, bronşit, boğaz ağrısı veya kulak enfeksiyonları daha büyük bebeklerde ve yeni yürüyenlerde “açıklanabilen” ağlamanın çok daha fazla yaygın olan nedenleridir ve bunlar üç aydan küçük bebeklerde sık görülmez.

AŞAĞIDAKİLER SAĞLIKLI BEBEKLERDE SÜREKLİ,  AÇIKLANAMAYAN AĞLAMALARA NEDEN OLMAZ
Sağlıklı emzirilen bebeklerde “diş çıkarma”, konak, pişik veya hormonal pişik, sulu ishal, biberon emen bebeklerde kabızlık, pamukçuk, pişik.
Ağlama konusunda, açlık ve herhangi bir hastalık olasılığı elendikten sonra geriye, ebeveynlerin çözüm arayışları esnasında hızla aşinalık kazanacakları sayısız teori ve ispatlanmamış teşhis ve onların tedavisi kalır. Her teoriyi ve öneriyi yazmak yeni bir kitap yazmak olacağından ben halihazırda ağlamalarının nedenlerini açıklamaya ve/veya “tedavi” etmeye çalışan tıbbi ve tıbbi olmayan olarak iki grup altında toplanan başlıca temalara bakacağım.

Tıbbi yaklaşım

Daha önceki tıbbi rahatsızlıkların aksine bu tıbbi durumlarda çok belirgin teşhis konmadığından, tedavilerde başarılı sonuçlar elde edilemeyebilir.
Teşhis edilen ve tedaviden fayda sağlayan az sayıda bebeğin dışında tıbbi yaklaşımın diğer avantajları şunlardır:
• Annenin daha iyi hissetmesine yardımcı olur ve bebeğinin huzursuzluğu için kendisini suçlamaktan vazgeçer.
• İlaç tedavisi sıklıkla “yalancı ilaç (plasebo etkisi)” etkisi yaratır. Yalancı ilaç etkisi, varolmayan koşullar için yazılmış tıbbi olmayan tedavi veya zararsız tıbbi tedavi ile olumlu sonuç alınmasıdır. Yalancı ilaç etkisi kesinlikle küçümsenmemelidir, çünkü ilk altı ayda bebeklerin neden bu kadar çok ağladıklarını kesin olarak kimse bilmemektedir. Eğer zararsız çareler ve basit teşhisler ebeveynlerin çok kritik bir dönemi aşmalarına yardımcı oluyorsa, yalancı ilaç tedavisi teşvik edilmelidir. Yalancı ilaç etkisinin varolduğunu anladıktan sonra, ebeveynler ilaçla tedavinin ve çarelerin sınırlarının daha çok farkına varır.
• Yetersiz güvenceler yerine anneye daha sağlam bir hareket planı verir.
Tıbbı yaklaşımın dezavantajları da vardır:
• Ebeveynlerin gerçekçi olmayan sonuçlar beklemesine neden olabilir.
• Bazı çok endişeli ebeveynlere tıbbi teşhis tam olarak açıklanamaz, bu da onlara bebeklerinin uzun dönemli sürecek hastalıkları varolduğunu düşündürebilir ki bu genelde düşük olasılıklı bir durumdur.
• Tıbbi bir neden aramak, ebeveynleri kısır bir döngüde tıbbi bir çare arar hale getirebilir ve başlı başına problem yaratan besleme zamanlarının değişmesine neden olabilir, bu yüzden neler olduğunu bulmaya çalışmak daha da zorlaşır.
• Tıbbi teşhis sıklıkla gereksiz yere emzirilen bebeklerin sütten kesilmesine neden olur.
• Nadiren de olsa, tavsiye edilen ilaç güvenli olmayabilir.

Bebeklerin neden çok ağladığına ilişkin tıbbi teoriler bebeğin bağırsak sistemi çevresinde odaklanır.
Bunlar; kolik/gaz; alerji/gıda intoleransı; reflü, süt şekeri (laktoz) intoleransı dır.

Çok ağlayan bebeklerin bağırsak/mide problemi olduğu yönündeki ısrarcı inanış üzerine yapılan gözlem ve araştırmalar bunun çoğu zaman yanlış olduğunu tekrar ve tekrar olmak üzere göstermiştir. Buna rağmen, sağlık çalışanları, çoğu zaman bebeğin rahatsızlığının ondan kaynaklanmadığını kabul etseler bile, olmayan bir rahatsızlık teşhisi ve tedavisini sürdürebilirler.

Neden? Bunun bir nedeni aslında bebeğin ve ebeveynin sıkıntısını açıklayacak bir durumun olmaması diğer bir nedeni ise zaman faktörüdür (tavsiye ve rahatlatma üzerine harcanacak zamanla kıyaslandığında teşhis etmek daha kısa sürer) ve diğer kısmı da tıbbi yardım nispeten kolayca bulunabilmesine rağmen ailenin sıkıntısına yardım edecek pratik yardım ve kaynakların bu kadar kolay bulunmamasıdır.

Bebeğin bağırsak/mide probleminin teşhisi neredeyse çoğunlukla onun davranışına bağlı tıbbi olarak kanıtlanmış belirtiler üzerinden değildir. Tüm bebeklerin ağladıkları zaman yüzleri kızarır ve bacaklarını çekerler. Bebeklerin çok ağlamasına bağlı olmaksızın, bu durum bir refleks olup tüm bebeklerde gözlemlenebilir. Bu onların genellikle huzursuz olma halidir ve karın bölgesinde bir sıkıntıları olduğu anlamına gelmez. Benzer şekilde, yetişkinlerinde ayaklarını yere vurmaları onların ayaklarında bir problem olduğu anlamına gelmediği gibi. Daha çok ağlama ve neticesinde daha az uyuma, bunu daha çok tekrarlamalarına ve daha huzursuz hale gelmelerine neden olur. Yetişkinler uygun olmayan daha çok kendi niyetlerini veya nedenlerini bebek hareketleri ve davranışlarına yansıtırlar ve bu yüzden bebeklerin davranışları ve hareketleri yetişkinler ile karıştırılıp karın bölgesinde ağrısı olduğu izlenimi yaratır. Tıbbi dayanaklı teoriler bu noktadan başlangıç alır.

Kolik/Gaz sancısı

Tüm tıbbi teoriler içinde karın ağrısı ve gaz çıkarma en çok hayal kırıklığına neden olanlarıdır. Bunlar gerçekten bebekte neyin olduğundan ziyade bebeğin ne yaptığını eksik bir şekilde tanımlamaktadır. Yine de ebeveynler, “kolik”in, tıbbi olarak teşhis edilen bir durum olduğu ve tedavinin hemen gerçekleşebildiği yönünde ikna edilirler.

Karın ağrısı, şiddetli ve ani nöbet halinde gelen acı için genel bir terimdir. Tıp alanında bizler “karın ağrısı” terimini, ağrının olduğu yer tanımlanmadan kullanmayız. Örneğin böbrek sancısı, safra kesesi sancısı veya regl sancısı. Sağlıklı bir bebekte aşırı ağlamayı “kolik” olarak adlandırmak tıpkı bayat balık yemiş olan veya bağırsak tıkanıklığı yaşayan bir yetişkinin karın veya bağırsak bölgesinde çektiği şiddetli acı anlamına gelir. Bu sağlıklı yemek yiyen bir bebek söz konusu olduğunda pek anlam ifade etmez. Ağlayan bebek için “kolik” teşhisi koymanın gerçek anlamı, “Bu sağlıklı bebek çok ağlıyor ve biz bunun neden olduğunu bilmiyoruz” dur.

Bebeklerle ilgili “gaz çıkarma efsaneleri”, “diş çıkarma efsaneleri”nin ardından ikinci sırada yer alır.

Geğirme ve gaz çıkarma doğumdan ölüme kadar insan vücudu için normal olan fonksiyonlardır ve tüm bebekler hemen o anda ve sesli gaz çıkarır. Bazı bebekler yemekleri sindirmeleri ve kakalarını yapmaları ile bağlantılı olarak bazen ağlayarak, yüzleri kızararak, kıvranarak veya homurdanarak bu normal vücut fonksiyonlarına karşı görünüşe göre bir rahatsızlık gösterirler. Ben bunların bebeklerin vücutlarında olan tüm bu yeni algılara karşı daha çok psikolojik tepkiler olduğuna inanıyorum ve yetişkinlerin anladığı şekilde rahatsızlık veya fiziksel acı olduğunu sanmıyorum. Bebekler genel olarak sıkıntılı veya aşırı yorgun olduklarında bunlar gibi içsel vücut hareketlerine daha çok duyarlıdırlar ve bir döngü arayışında bitkin düşmüş ebeveynler bunları bebeğin ağlamasının nedeni olarak görmeye başlar.

Bebeğinize kıvranırken, kıvrılırken veya huzursuzken gazını çıkarması için omzunuzun üstüne koyup veya dizlerinize çapraz yatırıp sırtını ovarak gerginliğini biraz hafifletebilirsiniz ama “gaz çıkarma” teknikleri ağlayan bebeğin davranışında çok az değişikliğe neden olur.

Mide Yemek borusu reflüsü (“reflü” olarak bilinir)

Reflü bebekler için de öyle sık kullanılan bir sözcüktür ki birçok anne “reflü”yü duymuştur.

MİDE-YEMEK BORUSU REFLÜSÜ

Özellikle yemek sonrasında mideden boğazımıza yemeğin gelmesi her yaştaki insan için normaldir. Bu geri gelme “reflü” olarak adlandırılır. Mide ve gırtlağın teknik adı “gastro” ve “oesophagus” ve bundan hareketle bu hareketi tanımlamak için mideyemek borusu reflüsü (gastro-ozöfagal reflü) kullanılmaktadır. Çocukluk ve yetişkinlik dönemlerinde mide ağrısı ve diğer problemlere (ağızda iğrenç bir tat, boğaz ağrısı, öksürme, uykusuz geceler ve benzeri) neden olmazsa bunun farkına varmayız.

Yetişkinlerde ve çocuklarda yemeğin aşağıya gitmesi ve yukarı tekrar çıkmasının fark edilmemesinin nedeni ise boğazın midede öğütülmüş yemeği tutacak kadar geniş olması ve tabii ki de yemek borusu ile midenin üst kısmında olan ve büzen “özofagal sfinkter” olarak bilinen kasın etkili bir şekilde çalışarak yemeği olması gereken aşağıdaki yerde tutmasıdır.

Yutak (özofagus) ve mide arasındaki yemek hareketinin zayıf bir şekilde koordine edilmesi de reflü problemine neden olmaktadır. Bazı bebeklerin neden hiç geri çıkarmadıkları, bazılarının hep çıkarması ve hâlâ keyifli olması, diğerlerinin geri çıkarması ve çığlık atması ve mutsuz olması çok net bir şekilde hâlâ anlaşılamamıştır. Bu sapmaların hiçbiri annenin bebeğine bakma şekli ile ilgili değildir.

Bu durumda bebekte tam olarak neyin probleme neden olduğu tıbbi olarak belli bir şekilde tanımlanmadan “reflü” kelimesini kullanmak kafa karıştırmaktadır. Kolikte olduğu gibi, belli bir belirti olmadan mutsuz bebekteki durumu tanımlamak için genel olarak kullanılan bir terim haline gelmiştir.

Reflü hareketinden dolayı ortaya çıkan zorluklar, spesifik problemler altında incelenebilir.
Sürekli geri kaçış (regurgitasyon): Bebeklerin neredeyse yarısı belli bir dereceye kadar çıkarır ve bu ebeveynleri endişelendirip normal hayatlarım zorlaştırır. Çıkarmanın dışında bebek keyiflidir ve kilo alıyordun Ne yazık ki sürekli koku ve dağınıklık hiç bitmiyorsa ve tüm gün boyunca çıkarıyorsa bu annenin kendine güvenini sarsar. Geri kaçış sıklıkla sekiz-on bir aylık dönemlerde, bebeklerin emeklemeye başladıklarında artış gösterir. Bu dönemde bebek yere paraleldir, hareket ettikçe çok renkli kusmuk bırakır, %5’in dışında, kusma sonunda tüm bebeklerde bir yaşına geldiklerinde durur. Dik durma ile beraber yutak ve mide arasındaki kapakçığın gelişmiş fonksiyonu bu akışın durmasına yardım eder .
Akciğer problemleri: Çok geri çıkaran az sayıdaki bebek mide içeriğinin az bir kısmını akciğerlerine kaçırır. Bu öksürüğe, hırıltıya, soluma güçlüğüne ve zatürreeye neden olur. Bu problemler sürekli olmaya başlarsa, uzman doktor tarafından tıbbi bakım gereklidir. Geri kaçışa bağlı akciğer problemleri daha çok erken doğmuş prematüre ve hasta bebeklerde yaygındır.
Kilo kaybı: Az sayıdaki bebek süt içmeyle ilintili olarak ortaya çıkan acı ve mide ekşimesinden dolayı içme konusunda isteksizdir. Bu olağandışı bir şey olup göğüs kemiği arkasında yanma dört ayın altındaki bebeklerde yaygın değildir ve yine, prematüre doğan, hasta veya gelişmesi gecikmiş bebeklerde ortaya çıkma olasılığı daha fazladır. Bu bebekler iştahsız olur, gelişip serpilmez ve uzman bakımına ihtiyaç duyarlar. Ancak geri çıkarma ile ilgili olarak kilo kaybı yaygın değildir, bu yüzden gelişmemenin nedenini geri çıkarmaya bağlamadan önce kilo kaybına yol açan diğer nedenlerin araştırılması gerekir. Emzirilen bebeklerde düzenli kilo kaybının nedeni kusmadan ziyade süt miktarının yetersiz olmasıdır.
Biberonla beslemede bebekteki geri kaçışı durdurmak için yemeğinin kısıtlanması kilo kaybına neden olur. Çok kusmalarının dışında keyifli olan bebekler geri çıkarmayı dikkate almadan olabildiğince normal şekilde beslenmelidir. Alacakları girdinin azalması kilolarını azaltır.
Göğüste yanma (asit reflüsü): Huzursuz, ağlayan bebeklere reflü teşhisi konduğunda, genellikle bebeğin hep ağlamasının nedeninin mide içeriğinin gırtlağı rahatsız ederek göğüste yanmaya neden olduğu düşünülür. Bebeklerde göğüs kemiği ardındaki yanma gerçekte yaygın değildir, çünkü bebekler özellikle de katı gıdalara başlamadan önce tek tip diyettedirler. Bu durum daha ziyade abartılı teşhis ve tedavidir.

Asit reflüsü nadiren problem olur. Gırtlakta çok şiddetli olabilir ki, bu da ülsere ve kanamaya neden olur ve bundan dolayı bebek kan kusar. Uzman doktor tarafından tedaviye gerek duyulur.
MİDE ve YEMEK BORUSU REFLÜSÜNÜN TEŞHİSİ

Ne yazık ki bebekte mide-yemek borusu hastalığını teşhis etmek çok zordur. Teşhis çoğunlukla davranışsal belirtilere göre konur (ağlama, uyumama, meme veya biberonu istememe, kendini geriye doğru atması ve benzeri) ve üç ila altı ay arasında endişe yaratan o kadar geniş yelpazede bebek davranışı vardır ki, tıbbi durum göstergesi olsa da muhakkak ilaçla tedavisi şart değildir.
Bebeklerde çeşitli yöntemler kullanılarak mide-yemek borusu hastalığı teşhisi konabilir ama hepsinin tüm ağlayan, huzursuz bebekler için uygun olduğu kesin değildir.
Mide-yemek borusu reflüsünün tedavisi: Basit tedaviler bebeğin duruşuyla ilgilidir; bebeği eğimli veya yan yatırın, bu her ne kadar ilk emzirme günlerinde zor olsa da bebeğinizde bir kez emzirmeyi iyice düzene koyduğunuzda yapılabilir; meme ucunun zarar görme olasılığı da azdır.

Bebekte asit reflüsü varsa, az miktarda ama sık sık besleme, çok ve az sıklıkla beslemeye göre genelde daha iyi tolere edilir.
Tıbbi ilaçlar kullanılır .

Çok nadiren cerrahi müdahale yapılır. Buna yalnızca hiç şüpheye yer olmayacak şekilde kesin teşhis konduğunda ve bebeğin sürekli risk altında olması ve bunun başka yollarla çözülememesi durumunda başvurulur. Bu bebeklerde diğer problemlere göre örneğin beyin felci daha çok rastlanan bir durumdur.

Gıda alerjisi ve gıda intoleransı

Her 3 bebekten birinde inek sütüne veya soya sütü proteinine karşı protein alerjisi ihtimali vardır. Bebeklerde aşırı ağlamanın alerji veya gıda intoleransı kaynaklı olduğu yönündeki araştırma sonuçları çok kafa karıştırıcıdır.

Bazı genel tavsiyeler şunlardır:

Eğer anne bebeği emziriyorsa, bazı antijenlerin bebeğe geçmesini engelleyen gıdalardan uzak durmalı.
Ailelerinde alerji geçmişleri olan bebeklerin, %50-80 ihtimalle alerji olma olasılığı, ailelerinde alerji geçmişi olmayanlarla karşılaştırıldığında daha fazladır. Ebeveynlerin her ikisinde alerji olması durumundaki risk tek ebeveynde olmasına göre daha fazladır. Eğer annede (baba ile karşılaştırıldığında) alerjiye dayalı bir hastalık varsa risk daha da artar.
Aile geçmişinizde çok fazla alerji rahatsızlığı varsa (yemek reaksiyonları, saman nezlesi, astım, egzema) süt ve süt ürünlerini beslenme düzeninizden çıkarmayı düşünmeye değerdir, hatta diyetisyen gözetiminde beslenme düzeninizden, ters etki göstermeye meyilli çeşitli yemekleri diyetinizden çıkarmayı deneyin (örneğin buğday ve balıkta olduğu gibi doğal salisilat içeren gıdaları).

Bebekler çok nadir durumlarda annenin sütünden geçen proteine (genellikle süte) önemli tepkiler göstermektedir.
Huzursuz bebekleri olan ve emziren annelerin çoğunluğunda, çok katı diyetlerin neden olduğu stres, alman sonuçlarla orantısızdır. Bebeklerde gıda alerjisini engelleme konusunda son görüşler, bu tip yöntemlerin faydası olmadığı yönündedir .

Ağlayan bebeklerin büyük bir çoğunluğu üç ve dört aylıkken annenin ne yediğine bakmadan kendiliğinden düzene girmektedir. Ben sonuç olarak annenin ne yediğine karışmanın başarısız olma eğilimi gösterdiğine ve sıklıkla halihazırda yaşanan strese daha çok katkı sağladığını gördüm.
Eğer mama ile besleniyorsa, mamayı değiştirin:

Mamanın değiştirilmesi nadiren bebeği mutlu eder ve bu da sıklıkla kısa sürer.

Eğer ailenin geçmişinde güçlü bir alerji geçmişi varsa ve bebek meme emmiyorsa, bebeğe HA mamasının ilk dört ila altı ay içinde verilmesi şiddetle tavsiye edilir. HA mamaların yüksek risk grubundaki bebeklerde, atopik eg zemalarm oluşmasını ve gıda alerjisinin oluşmasını engellediği görülmüştür. Bunun ağlamasının dışında sağlıklı ama huzursuz bebeği sakinleştirip sakinleştirmeyeceği spekülasyonlara açıktır ama denemeye değebilir.

Düşük laktozlu soya bazlı mamanın (diğer bölüme bakınız) veya keçi sütü mamasının durumu iyileştirdiği yönünde bir kanıt yoktur.

Laktoz intoleransı

LAKTOZ İNTOLERANSI NEDİR?

Laktoz insanoğlu dahil yalnız memelilerin sütünde oluşan bir şekerdir. Tüm türlerin bebekleri süt içtiklerinde sindirime yardımcı olması için laktaz denilen bir enzim üretir. Sütten kesilme gerçekleştiğinde insanoğlu hariç diğer memelilerde laktaz üretilmez.

İnsanların tümünde laktaz üretimi sürmez. Asya, Akdeniz ve Ortadoğu bölgesindeki insanlar ve bazı Avustralyalı yerlilerin bünyesi sütten kesildikten sonra laktaz üretimi yapmaz, yani günlük yemeklerinde bulunan laktozu mideleri sindiremeyebilir. Ciddi oranda süt ürünü tüketme geçmişi olan Kafkasyalı ve diğer insanlar yetişkinlik dönemlerinde de genellikle laktaz üretmeye devam eder.

LAKTOZ İNTOLERANSI TİPLERİ

1. Doğuştan birincil Laktoz İntoleransı

Bebeğin laktaz üretme yeteneği olmadan doğması ile ortaya çıkar. Doğumdan kısa bir süre sonra anlaşılır. Bu bebekler kilo almaz ve çok hastadırlar. Bazı araştırmacılar çok az sayıda bu şekilde olan bebek belirlendiğinden dolayı, böyle bir durumun gerçekten varolduğunu sorgularlar.

2. ikincil Laktoz İntoleransı

Midebağırsak iltihabı, bağırsak paraziti, çölyak, bazı ilaçlar, inek sütü proteini intoleransı gibi rahatsızlıkların ardından midenin hasar görmesi nedeniyle ortaya çıkar. Laktaz üretimi düşer ve süt ürünleri verilmeye devam edildiğinde gaz, mide bulantısı ve ishal tekrarlar. Ancak anne sütü yüksek düzeyde laktoz içermesine rağmen, ikincil laktoz intoleransı problemi olan birçok bebekte gayet iyi tolere edilmektedir. Meme emen bazı bebeklere -midesinin iyileşmesine bağlı olarak bir haftalığına veya daha uzun süreli olarak anne sütü yerine düşük laktozlu mama (veya midedeki hasara bağlı olarak hem mama hem de anne sütü ) verilmesi tercih edilmelidir.
İkincil laktoz intoleransı vakaları ilk üç ila dördüncü aydan itibaren daha yaygın olarak görülür, çünkü büyük bebekler/yeni yürüyenler bir kez hareket etmeye başladıklarında, diğer yaşıtlarıyla kontak kurduklarında ve genel olarak da dışarıdaki büyük ve vahşi dünyada olduklarından, yaygın olan enfeksiyonlara daha çok açıktırlar.
3. Fonksiyonel Laktaz Eksikliği

Bu durum en çok ilk üç ila altı ay içinde olan ağlayan sağlıklı bebekler için önemlidir. Çok fazla kaka yapan (sulu, köpüklü kaka) görünüşe göre de karın bölgesi ağrısı ve (bunu her zaman anlamak zordur) sıklıkla kızarık poposu olan büyüyüp gelişen bebeklerde oluşur. Bunlar ayrıca genellikle mutsuzdur (çığlık çığlığa ağlarlar). Eğer meme emiyorlarsa, bu bebeklerin anne sütü ile öğütebileceklerinden daha fazla laktoz aldıklarına inanılmaktadır. Burada şunu belirtmeliyim ki azımsanmayacak sayıdaki emzirilen bebek çok fazla kaka yapar ve bu kaka bazen de suludur, çok fazla gaz çıkarır ve ilk altı ila sekiz haftada bebeğin poposunda geçici kırmızılıklar olur, ama keyifsiz olmadıklarının ve çoğunlukla öğünler arasında iyi uyuduklarının altını çizmek zorundayım. Bu rahatsızlık, bu türde olan bebeklerle ilgili değildir. Bu rahatsızlık bu tür belirtiler gösteren ve aynı zamanda da gün içinde ve dışında çok uzun süreler çok keyifsiz olan bebekler için geçerlidir.
  Tavsiye edilen eylem planı aşağıdakileri uygulamaya çalışmaktır (bebek emziriliyorsa):
• Bebeğe ikinci memeyi önermeden ilk memeyi kendiliğinden bırakmasını bekleyin.
• Aralıklı besleyin, mümkün ise öğün aralarını üç saate çıkarın. Eğer üç saatten önce beslemek zorunda kalırsanız en az dolu olan göğsünüzü verin.
• Bebeğin pozisyonunu kontrol ederek maksimum emme durumunda olduğundan emin olun.

Bu yöntemin yağ oranını yükselttiği ve laktozun sindirilmesine yardım ettiği düşünülür. Belki de, denemeye değer.

Ya mamayla beslenen bebekler?
Eğer mamayla besleniyorsa, düşük laktozlu mamaya geçiş önerilebilir.

ÖZETLEMEK GEREKİRSE:
• Huzursuz bebeklere yardım etmek için diğer stratejilerde olduğu gibi bebeklerde laktoz intoleransı teşhisi ve tedavisi genellikle tahmin işidir ve genellikle de bebeğin davranışlarında çok fazla değişikliğe neden olmaz. “Laktoz intoleransı”na karşı annelere bebeklerini sütten kesmeleri ve mama kullanmalarının söylenmesi özellikle onları en çok üzen öneridir.
• Laktoz damlası kullanmayı destekleyen bir kanıt yoktur.
• Bu eylem planını önermekte isteksiz davranıyorum: Az sayıda emziren anne -çaresiz kaldıklarında- sütten kesme veya kısmen sütten kesmenin ve bebeklerini düşük laktoz mamalarıyla beslemelerinin; bebeklerinin davranışları üzerinde olumlu etkisi olduğunu fark etmişlerdir.

İlaçla tedavi

Tıbbi teşhisler genellikle ilaçla tedaviyi de beraberinde getirir. Hem ebeveynler hem de sağlık çalışanlarına “ilaçla tedavi sonrası iyileşmenin sağlanacağı” inancı çekici gelmektedir, ama bebeklerin ağlamalarını “ağrı”, “reflü” veya “gaz sancısı” diye isimlendirip ilaçla tedavi ettiğimizde bile bazı problemler vardır.
• Çoğu zaman teşhis ve ilaçla tedavi tahmin işidir, çünkü belirtiler çok net değildir ve bebeğe neler olduğunu soramayız.
• Sürekli bir yüksek başarısızlık oranı vardır, yani bu, bebeğin davranışının herhangi bir zaman aralığı için değişmediği anlamına geliyor. Ebeveynler ne zaman yeni bir şey deneseler (mama değiştirmesi, ilaçla tedaviye başlama, ilaçla tedaviyi sonlandırma ve benzeri) bebek bir veya iki günlüğüne sakinleşip tekrar çok ağlama dönemine geri dönmektedir.
• Araştırmaların gösterdiğine göre ilaçla tedavinin işe yarayıp yaramadığının ölçülmesinin bir zorluğu da yalancı ilaç (plasebo) etkisinin %20 ile 30 arasında olmasıdır .
• İlaçla tedavi örneğin göğüste yanma, alerjik reaksiyonlar, kabızlık, isilik ve hatta daha fazla sinirlilik hali gibi diğer başka problemlere neden olup bebeğe yardımı daha da zorlaştırabilir. Ve yıllar geçtikçe çok popüler olan gaz, kolik ve reflünün ilaçla tedavisinin bebeğe muhtemel faydalarından ziyade riskler taşıdığı ortaya çıkarılmıştır.
Bebeğin ağlamasını sürekli durduran ilaçların bebeğin acısını azaltmaktan ziyade sakinleştirici etkisi vardır. Bebeğin sindirim sisteminden ziyade merkezi sinir sistemini etkiler ve ebeveynler sıklıkla bunun farkında değildir. Çok ağlayan sağlıklı bebekleri uyuşturmak riskli bir iş olup bebeğin yararına değildir.
Ne yazık ki sürekli huzursuz ve ağlayan bebeklerin tolere edilememesi yüzünden böyle durumlar ortaya çıkmaktadır. Ağlayan bir bebekle hayata katlanmak zordur, çünkü anne herhangi bir pratik yardım almıyordur ve ağlayan bebeği ile beraber tek başına terk edilmiştir. Sakinleştiricilere, bebeğin ihtiyaç duymasından ziyade yoğun stresli zamanlarda bir çeşit rahatlama yolu olarak başvurulur. Bebekleri uyuşturmaktan ziyade sağlıklı bebeklerin ağlaması daha güvenlidir.

İşte çok ağlayan bebekler için kullanılan ana ilaçlar.

Kolik/Gaz

Bebekler için sancı ve gaz sıkıntısı ilaçları kârlı bir piyasa oluşturmaktadır. Her zaman yeni bir tanesi ortaya çıkar ve ağlayan bebeklerin mide tedavisinde abartılı iddialarda bulunulur. Geçmişte de gördüğümüz üzere bu yeni bir uygulama değildir. Eczacılar tarafından sıklıkla ilaçla tedavinin nimetlerinden dem vurularak çeşitli mucizevi iksirler hazırlanmış ve en azından son iki yüzyıldır da ebeveynlere satılmaktadır. Paranızı boşa harcamadan veya bebeğiniz için zararlı olabilecek bir şey almadan önce iyice düşünün. Diğerleri için yaptığınız detaylı incelemeleri “bitkisel” veya “doğal” diye pazarlanan iksirler için de yapın.

YATIŞTIRICI ETKİYE SAHİP OLMAYANLAR

Gaz giderici damlalar: Bebeğin bağırsağındaki hava kabarcıklarının basıncını azaltarak gazın dışarıya çıkmasına yardım eder. İçeriğindeki simetikon bağırsaktaki küçük baloncukları birleştirerek daha büyük baloncuk haline getirip daha kolay dışarı çıkmasını sağlayan bir etmendir! Bir doz her besleme öncesinde verilir. Kullanılması güvenlidir.
Sancı suyu: Sancı suyu uzun zamandır piyasadadır. İçeriğinde dereotu yağı, sodyum bikarbonat (tuz), su, şeker ve alkol vardır. İlk zamanlarda alkol bazı bebeklerde hafifçe yatıştırıcı etki yapsa da bebekler alışır ve tatlı tadı severler. Alkolsüz sancı suyu da ayrıca vardır. Eğer sancı suyu kullanıyorsanız, çok fazla kullanmayın. Çok fazla sodyum bikarbonat (tuz) bebeğin böbrekleri için iyi değildir.
Bitkisel çaylar: Bebekler için bitkisel çayların kullanılması üreticilerin kalite kontrol eksikliği bunları güvensiz hale getirmiş ve içeriğinde diğer bazı şifalı bitkilerin, otların ve tohumların olma olasılığı nedeniyle artık tavsiye edilmemektedir.
“Gaz” için bitkisel hazır karışımlar (sıklıkla “doğal” diye adlandırılır): Bunlar birçok market ve eczanede bulunur ve çok çeşitli bitkiler içerir. Ebeveynler bu karışımları kullandıktan sonra bebeklerinin ağlamalarında mucizevi bir değişikliğin olduğunu sıklıkla söyler, ne yazık ki değişiklik genellikle geçicidir. Eler zaman ne içerdiğine bakın, nadiren de olsa, çok tehlikeli sakinleştiriciler bu “doğal bitkisel karışımlarda” kullanılmaktadır.

SAKİNLEŞTİRİCİ ETKİ

Bazı gaz ve ağrı ilaçları, bebeğin merkezi sinir sistemine etki eden ve böylece bebeği sakinleştiren ilaçlar içermektedir. Eler ne kadar bunlar bağırsakta spazmlarının hafiflemesini sağlasa da, bu muhtemelen anti-spazm etkisi göstermesinden ziyade merkezi sinir sistemine etkisiyle bebeği sakinleştirmesi yüzündendir.
Disiklomin: Disiklomin içeren hazır ilaçların prospektüsünde altı aydan küçük bebeklerde kullanılmaması yönünde uyarılar vardır ki bebeklere hâlâ ilk üç ila dört ay döneminde genel olarak “gaz” ve “ağrı” teşhisi konur.

1986 yılına kadar disiklomin içeren hazır ilaçlar ağlayan bebeklerde serbestçe kullanıldı. Disiklomin içeren ilaçların çok ağlayan bebeklerde ağlamayı durdurmada çok başarılı olduğu zamanlar olmuştur ama bu iyileşme yalnızca birkaç gün sürmüş ve sonrasında tekrar disiklomin öncesi ağlamaya dönülmüştür.
Bu hazır ilaçlar serbestçe mevcut olduğundan ve ebeveynler de çok nadiren tam olarak “ağrı” konusunda bilgilendirildiklerinden disiklomin karışımları çok sıklıkla kullanılmış ve suistimal edilmiştir. Aşırı kullanım rehavete, idrarda azalmaya, kabızlığa ve mide ekşimesine neden olabilir. Hazır ilaçlarda bulunan disiklominin kullanımının altı aym altındaki bebeklerde güvenli olmadığı beyan edilmiştir. Sağlıklı ağlayan bebeklere verilen tüm ilaçlara bakıldığında disiklomin, üzerinde uyarılar bulunmayan diğer ilaçlardan daha tehlikeli değildir.

Ağlayan sağlıklı bebeklere verilen diğer ilaçlardaki problemlerle, disiklomin kullanımıyla bağlantılı problemler aynıdır. Burada tahmin işin içine girmektedir, bu yüzden olumlu şeylerin olması umuduyla kayıtsız bir şekilde
herhangi bir ilaç kullanımı risklidir. İlaç kullanımı bebeğin merkezi sinir sistemini bastırdığından riskler artmaktadır.
Eğer “ağrı” için disiklomin içerikli karışım kullanıyorsanız:
a) Sınırlarının farkında olun. Ağlama için mucizevi bir ilaç değildir.
b) Kesinlikle tavsiye edildiği gibi kullanın. Maksimum doza ulaştığınızda kullanımı durdurun ve ilacı lavaboya dökün.

SAKİNLEŞTİRİCİLER

Aşağıdaki ilaçlar sakinleştiricidir. Karnındaki ağrıyı tedavi etmez ama bebeği uyutur.
Fenobarbital: Ne yazık ki fenobarbital ve atropin içeren ilaçlar hâlâ sağlıklı ağlayan bebekler için reçete edilmekte ve sıklıkla da ebeveynler bebeklerine ne verdiklerini bilmeden bunu bebeklerine içirmektedirler. Fenobarbital bir yatıştırıcı olup tüm sinir sistemini baskılayarak bebeklerde uzun ve derin uykuya neden olmaktadır. Ayrıca bağımlılık yaptığından ani bırakma bebekleri sarsmaktadır.

Fenobarbital ciddi doğum travmaları ve nadiren de diğer spesifik tıbbi nedenlerle doğan bebeklerde, bebeklerin ilaç reddetmesi durumunda kullanılan bir ilaçtır (madde bağımlısı annelerden olma). Çok ağlayan sağlıklı bebeklerde kullanılması uygun değildir. Karışımında bu madde bulunan ilaçları asla kullanmayın.
PARASETAMOL ve IBUPROFEN HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ: Parasetamol içeren ilaçlar bebeklerin ateşi yükseldiğinde veya -ameliyatın ardından- ağrısı olduğunda kullanılır. Ağlama nedeni belli ve kesin değilken ağlayan bebeklerde kullanılması faydalı değildir. Ebeveynler başka hiçbir şey düşünemediklerinde bir doz parasetamole başvurur. Bunu nadiren yapmakta bir problem yok ancak akılda tutmanız gereken şey, bebeklerin ilk birkaç kez alışlarında parasetamolün bebekler üzerinde hafif sakinleştirici bir etkisi olduğudur.

Ibuprofen enfeksiyon giderici bir ilaçtır. Bebeklerde, yeni yürüyen çocuklarda ateşlenme veya ağrı belirtileri olduğunda ayrıca kullanılan bir ilaçtır. Hem ibupro fen hem de parasetamol ateşi düşürmede ve ağrıyı azaltmada aynı etkiye sahiptir. Parasetamolde olduğu gibi ibuprofenin de ağlama nedeni belli olmayan sağlıklı bebeklerde kullanılması uygun değildir.

Aile geçmişinde astım veya diğer alerji problemleri varsa ibuprofen asla kullanılmamalıdır. Şüphe halinde aile doktorunuza danışın.

Her iki ilacın da güvenliği güvenli kullanım şekline bağlıdır. Günümüzde kendine göre güçlü ve dozda olan çok sayıda ilaç mevcuttur. Üretici firmanın direktifleri doğrultusunda, dozun doğru ölçülmesi çok önemlidir. Eğer şüpheye düşerseniz, ikinci bir kişiyle kontrol edin.
PARASETAMOL VE ASTIM RİSKİ

2008’de yayınlanan bir çalışmaya göre, ilk yıl içinde parasetamol verilmesi çocukluk döneminde astım olma riskini arttırmaktadır, ancak alerji uzmanlarının söylediğine göre, her ne kadar çalışma ciddi olarak değerlendirilse de, parasetamo lün astıma neden olduğuna dair kesin bir kanıt sunmamaktadır. Basım esnasında (2009), parasetamol kullanımının hâlâ en güvenilir ağrı kesici olarak görüldüğü belirtilmekteydi. Ibuprofen daha önce bahsedildiği gibi duyarlı çocuklarda astımı kışkırtabilir. Parasetamolün ana kullanımı, 38,5 derece veya üstü ciddi ateşlenmeler veya operasyon sonrası ağrıyı dindirme amaçlı olmalıdır. Ne parasetamol ne de ibuprofen sağlıklı bebeklerde aşı öncesi rutin olarak verilmemeli veya belli belirsiz “uyuma”, “diş çıkarma” veya “ağrı” belirtilerinde/problemlerinde sık sık verilmemelidir.

Mide ve yemek borusu reflüsü

Bebeklere yirmi yıl düzenli olarak çok çeşitli “reflü” ilaçları verildikten sonra, bebekte göğüste yanma teşhis edilmedikçe; kusma/geri çıkarma, öğürme veya aşırı ağlama için yaygın olarak kullanılan ilaçların hiçbir faydasının olmadığı yönünde birçok kanıt ortaya çıktı.
Zaman zaman teşhiste şüphe olmadığında, çok az dozda antibiyotik kullanılarak yemeğin boğazda geçişi hızlandırılır, geri çıkarma ve mide ekşimesi minimuma indirmeye çalışılır.
Mide-yemek borusu reflüsü konusundaki belirsizliklerden dolayı bu durumdaki bebekler için faydalı olabilecek nadir fırsatların da kaçması ne yazık ki olasıdır. Diğer tarafta ise şüphesiz bebekler sahip olmadıkları şartlar için tedavi görmektedirler.

İşte sağlıklı bebeklerinin neden çok ağladıklarına dair bazı tıbbi olmayan nedenler:

Aşırı ağlamaya yönelik tıbbi olmayan yaklaşıma göre, çoğu kez bebeklerin çok fazla ağlaması organik (organlara ait) kaynaklı bir durumdan ziyade, bebeğin yeni çevresine tepki vermesinin bir yoludur.
Elbette tıbbi olmayan gerekçeler sadece teoriden ibarettir veya birilerinin bakış açısıdır, ama aynı şekilde bebeklerin neden çok ağladığı yönündeki birçok tıbbi teori de aynıdır. Birçok ebeveyn tıbbi olmayan yaklaşımı faydalı bulduklarını ve tahlillerden, deneysel tedaviden ve kargaşadan kaçınılmasına imkân verdiğini fark etmiştir. Bu yaklaşım ebeveynlere bebeğe adapte olabilmenin yollarını ve “tedavi” etmekten veya durdurmayı denemekten ziyade ne yaptığına bakmayı ve ebeveynlerin tüm seçenekleri deneyip, uymadığında da onları değiştirme yollarına göz atmalarına yardımcı olmaktadır. Tıbbi yaklaşımda olduğu gibi, tıbbi olmayan yaklaşım da ağlamayı durduramayabilir ama annenin kendisi ve bebeği hakkında daha iyi hissetmesine yardımcı olur ve ona dolambaçlı tıbbi yollara girme ihtiyacı duyurmadan yoluna devam etmesi için güven verir.

Uyku

Benim kanaatime göre uykuya dalamama ve yeniden uyuyamama (diğer hiçbir faktörle ilgili olmadan) sağlıklı bebeklerde ağlama ve huzursuzluğun ana nedenidir. Küçük bebeklerin uyumayı öğrenmesi “görevlerinden” biridir. Uyumayı öğrenmek aşağıdakilerle ilişkilidir:
• Uykuya dalmak için “kendilerini nasıl bir arada tutacaklarını” öğrenmeleri. Bu bazı bebekler için zordur, çünkü uykuya dalamama sonucu uyanık kalmanın da keyfini çıkaramazlar. Hareketleri sersemleşir, göz kontağı kuramazlar ve tedirginliği arttıkça artan bir ağlama nöbetine girerler.
• Rüyalı hafif uykudan (REM) aniden uyanınca tekrar uykuya dalmayı öğrenmek. Daha önce bahsedildiği gibi, bebekler uzun süreli rüyalı hafif uykudan kolayca uyandırılırlar. Uyanma nedeni normal vücut fonksiyonlarından (örneğin anüsünde kakanın olması bebek için yabancı bir histir ya da aynı şekilde yellenme) olabilir veya örneğin sıçrama (moro) refleksi gibi bebeğin davranışıyla ilgili de olabilir. Bir kez uyandığında uykusuna geri dönemez, ağlamaya başlar ve sonunda kontrolsüz bir şekilde ağlar, bu bebeği daha da gerginleştirir.
• Uyku aşamaları arasında hafiften uyandıktan sonra tam olarak uyanıp ağlamaya başlamadan uykuya nasıl geri dönüleceğini öğrenmek.

Aşırı yorgunluktan dolayı hayal kırıklığı

Uykusunu alamadığında bebeğin keyfi kaçar. Daha az uyuduğunda bebek daha çok ağlar. Çok ağlayan bebeklerin çoğunda, ağlamanın nedeni az uykudur ama ağlamak daha az uykuya neden olmaz. Bu, bebek daha çok uyuyana kadar değiştirilmesi zor bir durumdur.

“Sıkıntı” konusu üzerine

Bebekler neden çok ağlar? Değerlendirilen ihtimallerden biri de “sıkıntı”dır. Bana göre bu üstünkörü ortaya atılmış bir fikirdir, dolayısıyla destekleme konusunda her zaman isteksizimdir. Hareket eden objeler gösterilerek, onunla konuşarak, odanın içinde birlikte dans ederek, kitap okuyarak, rüzgârda dalgalanan ağacın yapraklarını göstererek bebeğin dikkatini çekip, problemini anlık da olsa unutturabilirsiniz. Ancak bebekteki huzursuzluğun ana nedeni gerçekte fazla yorgunluk ise, sıkıntıyı, davranışlarının nedeni olarak öne sürmek zaten aşırı yorgun olan bebeği aşırı uyaracak ve problemi daha da kötüleştirme olasılığını güçlü olarak öne çıkaracaktır. Bebekler iyi uyuduklarında sıkıntı konusu genellikle değerlendirilmez, çünkü iyi uyuyan bebekler genel olarak uyanıkken iyi uyumayanlara göre daha mutludur. Sıkıntı önleyici sınırsız aktiviteler aramadan önce bebeğinizi sakinleştirmeye ve uyutmaya çalışmak daha iyidir.

Duyu eşiğinin düşük olması ( Bebeğin dokunmaya, seslere, tatlara, sıcaklık değişikliklerine hassasiyet düzeyi.)

Birçok normal sağlıklı bebek ışığa, harekete, sese ve kendilerinin normal vücut fonksiyonlarına (geğirme, sıçrama refleksi, bağırsak hareketleri, işeme veya kaka yapma) abartılı bir şekilde tepki verir. Sonuçta böyle bebekler, vücut sisteminin bir dolu duyu ve hareketine alışana kadar uyku problemi yaşarlar. Zor doğum geçiren veya hasta prematüre bebeklerde daha düşük duyu eşiği eğilimi vardır, ama bu her zaman geçerli değildir.

Bebeğin huyu

Bebeğin huyu, mizacı zaman zaman öne çıkar. Bebeğin aşırı ağlamasının “zor” mizaçla ilişkilendirildiği az sayıda bulgu mevcuttur, ama benim bu yaklaşımla ilgili takıldığım bir nokta var. Bebeği “zor” olarak görmek, başka tıbbi bir problemin gözden kaçması anlamına gelebilir. Rahatsızlığının nedenini tam olarak bilemediğimiz zaman, bu gezegende yalnızca birkaç haftadır bulunan bir bebeğin “zor bebek” olarak nitelendirilmesi; yaşamının bu aşamasında ne tür bir insan olacağı konusunda hiçbir fikrimizin olmadığı küçük bir insanın aşağılanmasıdır. Ebeveyn olarak öğrendiğim şeylerden biri de, sabırlı olmak ve hikâyenin sonunu beklemektir.

Diğer faktörler

Bebek çok huzursuz olduğunda ve sürekli ağladığında ne yazık ki herkes suçlayacak birini veya bir şeyi arar. Suçlama yıkıcıdır, yapıcı değildir ve aşağıdaki faktörlerin oynadığı rol değerlendirilirken çok dikkat edilmelidir. Bundan dolayı anne ve babalar tüm ailenin içinde bulunduğu durum için suçlanmamalıdır. Bunlardan bahsediyorum, çünkü bazı çok ağlayan bebek vakalarında bir kısmının rolü olduğuna inanıyorum. Bazen bunları kabul etmek bunların değiştirilebileceği anlamına gelir veya aile üyelerinden ya da akrabalardan yardım temin edilebilir. Söz konusu faktörler şunlardır:
• Evde tadilat yapılması;
• Evden taşınma;
• Parasal sorunlar;
• Çalışan ebeveynin kariyerinde yaşanan büyük değişiklik;
• Uzaktan yatıya gelen misafirler;
• İlişki problemleri;
• Anlayışsız eş;
• Evde bebekle beraber olan ebeveynin kendisini hayattan soyutlanmış hissetmesi veya yalnızlık çekmesi (genellikle de anne);
• Bir veya her iki ebeveynin çok büyük duygusal strese girmesi;
• Bir veya her iki ebeveynin hastalanması;
• Bebekliyken hayattan gerçekçi olmayan beklentiler.

Çok ağlayan bebeklerde tıbbi olmayan seçenekler, bebeğin o denli ağlamamasına ve ebeveynlere ağlayan bebekle beraber yaşam için yardım çevresinde odaklanır. Bunların hepsi bazen faydalı olur ama her ağlayan bebek için, her zaman işe yarayan tek bir seçenek yoktur. Tabii ki bebeğe teşhis konur ve tedaviye başlanırsa bunlar ilaçla da yapılabilir.

Ağlayan bebek nasıl sakinleştirilir ?

Emzik: Huzursuz bebekler -acıktıklarından değil ama rahatlamak için sıklıkla bir şey emmeye ihtiyaç duyarlar. Bebeğe meme vermek de anne bundan rahatsızlık duymadığı sürece çözüm olabilir.
Sakin tutuş: Sert hareketler bebeğe huzursuzluk sinyalleri verip onu daha da diken üstünde tutar. Bebeği esnek pozisyonda kundaklamak ve aşırı uyarmadan kaçınmak faydalı olabilir.
• Bebeği kanguru ya da bebek askısında taşımak.
• Bol su içinde gevşeme banyosu işe yarar.
• Özellikle ebeveynler bitkin ve gergin hissettiklerinde ve artık yapılacak bir şey olmadığında bebeğin ağlamasına izin verilebilir. İyi beslenen, yorgun bebekler ağlamalarına izin verildikten kısa bir süre sonra sıklıkla uykuya dalarlar.  Ben bebeğin ağlarken yirmi-otuz dakika boyunca rahat bırakılmasını tavsiye ediyorum. Ebeveynler ne zaman isterlerse bebeği kucaklarına alabilir ama sürekli alma ve yerine koyma ile bebeğe makul bir süre vererek uyumasına izin verme arasında bir denge kurulmalıdır.
• Hafifçe sallama, pışpışlama, müzik veya yürüyüşe çıkmak… Hepsi sakinleştirici teknikler olup bebeklerin gevşeyip rahatlaması için binlerce yıldır kullanılmaktadır.

Yardım alma

Sağlık çalışanları

Ne yazık ki ağlayan bebekler ile ilgili yardım ve destek konusunda birçok sağlık profesyoneli iyi not almaz. Tabii ki her meslek grubunda olduğu gibi sağlık çalışanları arasında da yardıma istekli olmayan insanlar olması doğaldır. Ancak bu gerçeğin yanı sıra sağlık çalışanlarının pek de yardımsever görünmemesinin başka nedenleri vardır:
• Sürekli ağlayan bebeğin ana babası, bebeklerinin ağlamalarını durdurabilecek mucizevi bir cevap arar. Oysa böyle bir cevap yoktur.
• Sağlıklı, ağlayan bebeklerle sürekli uğraşan sağlık çalışanları çoğu kez huzursuz bebeklerle çeşitli zorluklar söz konusu olduğunda çıkmaza girerler, ama uzun dönemde anne ve bebekle çok vakit harcasınlar veya harcamasınlar, zorlukları çözme moduna girerler. Bazı sağlık çalışanları ise ilgisizleşip çabuk cevap arayışına girer.
• Birçok aile, sağlık uzmanlarına geri bildirimde bulunmaz. Sağlık uzmanını bir kez görürler, tedavinin işe yaramadığını söylemeyi asla düşünmeden diğer sağlık uzmanına giderler. Sonuç olarak, bazı sağlık uzmanları, bebeğin ağlamasında bir işe yarayıp yaramadığını gerçekten bilmeden, hep aynı eski formülü önerip durur.
• Çok fazla hastası olan veya her hasta için belli bir zaman sınırı olan ve bu şekilde hasta kabul eden sağlık uzmanları bebeğin sağlıklı ve doğru beslendiğinden emin olduktan sonra anneyi ve ağlayan bebeği teselli edip onları rahatlatmak için zaman ayıramayabilirier.

Profesyonel bir destek ararken esas zorluk, tavsiyesine güvenebileceğiniz birisini bulmaktır. Birkaç farklı görüş almak mantıklıdır ama sizin esnek olabilecek, sevebileceğiniz ve güvenebileceğiniz, onunlayken kendinize güveninizi hissedebileceğiniz, olayı size tarafsızca özetleyebilecek ve böylece sizi tamamen bilgilendirecek,
sizin yönteminizin bebek için risk oluşturmaması kaydıyla, sizi destekleyen birine ihtiyacınız vardır.
Başlıca sağlık çalışanları olarak ana çocuk sağlığı hemşiresi, aile doktoru, çocuk uzmanı, psikolog, sosyal hizmetler görevlisi sayılabilir.

Diğer yardım

Sağlık uzmanına gittikten sonra yemek düzeninizi ve bebeğinizin mamasını değiştirip ilaç tedavisi uyguladığınız halde mucizevi bir karşılık almadıysanız, ağlayan bebekle yaşamak zorunda kalacaksınız.

Bu bölümde “ebeveyn” kelimesini anne kelimesinden daha çok kullandık, çünkü babalar da en az anneler kadar ağlayan bebek sahibidir. Erkeklerin de ebeveynliğin iyi ve kötü yanlarını eskiye nazaran daha eşitçe paylaştıklarım kabul etmekteyim ama şu da takdir edilmelidir ki, bebeğin bakımı için bebekle beraber uzun ve yalnız saatleri sıklıkla anne geçirmektedir. Babaların annelerin sahip olmadığı kaçma yolları vardır ve ağlayan bebek öncelikle kadının problemi olarak kalmaktadır.

Pratik yardım hayati önem taşır ve bu yardımı toplumumuzdaki ne kadar az kadının aldığım görmek üzücüdür. Eminim ki, doğumdan sonra ilk üç ile altı aylık dönemde kadınlar için daha istikrarlı, kolayca bulunan yardım ve “destek” imkânı olsa ağlayan sağlıklı bebekler için çok daha az teşhis ve tıbbi yardım söz konusu olurdu. Bebekle ilgili olarak doğrudan yardımı söz konusu olmasa bile sadece evde bulunan birinin yarattığı fark hayret vericidir.

Pratik yardım ve arkadaşlık söz konusu olmadığında, ayarlayabilirseniz aşağıdaki fikirlerin sınırlı da olsa yardımı olur:
• Sınırsız tavsiyeleri ile sizi çıkmaza sokmayan, ağlayan bebekte hiçbir şeyi anormal olarak algılamayan, bebeğinize dikkat edecek ve biraz nefes almanızı sağlayacak, güvenebileceğiniz bir arkadaş veya aile üyesi var mı?
• Ev işi için yardımcı tutabilir misiniz? Birine bunun için ödeme yapabilir misiniz? “Yellenme” konusunda sürekli mırıldanan akrabanızdan alışveriş yapmasını, bulaşıkları yıkamasını veya başka bir pratik yardım isteyebilir misiniz? Bebeğiniz ağlarken kulaklığınızı takıp temizlik yapabilir misiniz? Daha iyi hissedeceksiniz sonuçta ister beraber yürüyün veya evi beraber temizleyin bebeğiniz yine de ağlayacaktır. Düzeni tekrar sağladığınızda daha iyi hissedecek, daha kontrollü olup onu uyutabileceksiniz.
• Mümkünse annenizi çağırın. Eğer anneniz evin içinde ağlayan bebekten rahatsız olmuyorsa, annenize gidin.
• Kendinizi neyin daha iyi hissettirdiğini bulmaya çalışın, sonra bebeğiniz sakinleşene kadar ne yapmaya ihtiyaç duyuyorsanız onu yapın. Örneğin, ana çocuk sağlığı merkezine veya favori sağlık uzmanınıza ziyaretler yapın (bundan rahatsız olmazsa).

Öfke kontrolü

Zaman zaman her ebeveyn bebeğine veya içinde bulunduğu duruma öfke duyar ki, bu bebek sahibi olma gerçeğiyle doğrudan ilintilidir. Bebekler insanı çok mutlu eder ama aynı zamanda hayal kırıklığına da uğratır. Bebek yetişkin birinin hayat tarzını etkiler ve annenin bağımsızlığını sınırlar. Ayrıca kusar, çokça ağlayabilir, en uygunsuz anlarda uyuyamayabilir. Kızgınlık veya sinirlilik bir anlık da olabilir, daha yoğun bir duygu da olabilir, öyle ki ana ya da baba sonradan pişman olacağı bir şeyi kolayca yapabileceğini hisseder. Birçok zaman anne bebekle yalnız olduğundan, babaya nazaran bu duyguyu daha yoğun ve daha sıklıkla hisseder.

Yirmi dört saatlik bir zaman diliminin büyük çoğunluğunda ağlayan bir bebek varsa, kızgınlık hissi normaldir. Aynı zamanda bebekle ilgili olumsuz hislerin de zaman zaman olması normaldir. Birine içini dökmek önemlidir. Erkek şok olmadan ve korkuya kapılmadan eşinin bebekle ilgili kızgınlık hislerini dile getirmesine ve bebek hakkında kötü şeyler söylemesine izin vermelidir. Tanıdığım birçok kadın zaman zaman her türlü kötü kelimeyi kullanarak daha iyi hisseder, çünkü bunları söylemelerine izin verilmiştir. Neredeyse her zaman bu duygular kısa sürelidir ve ebeveynler bunun üstüne harekete geçme eğilimi göstermez. Bu duygular her şey daha iyiye gittiğinde kaybolur.

Yine de kontrolden çıktığınızı hissettiğiniz zamanlar olabilir ve bu haldeyken bebeğinize zarar verme olasılığınız vardır. Bebeğinizi odasındaki beşiğine geri koyun ve uzaklaşabildiğiniz kadar uzaklaşın. Hemen birisini arayın: eşinizi, annenizi, aile hekiminizi… Yardım almaktan utanmayın.

Ağlayan bebek sahibi olmak önlenebilir mi?

Muhtemelen hayır. Hayatlarının ilk altı ayında neden bazı bebeklerin çok mutsuz olduklarına dair kesin nedenleri bulana kadar kesin olarak ne veya nelerin katkıda bulunduğunu tam olarak tahmin etmek zordur.
Hamilelik döneminde özen gösterilmesi ve olumsuz alışkanlıkların bazılarının değiştirilmesi yardımcı olabilir ama her türlü özeni gösteren ebeveynlerin, yine de önemli sayıda ağlayan bebekleri dünyaya gelecektir ve fazla özen göstermeyen bazı ebeveynlerin de sakin çocukları olacaktır. Bazen çok adaletsiz görünse de unutmayın ki tüm dikkatin gösterilmesi ve doğru ortamın sağlanması ile bebeğinize çok güzel bir hayat ve gelecek sağlayabilirsiniz, bu da ilk altı ayda göstermiş olduğu ağlama zorluklarının çok ötesinde bir şeydir.

Hamilelik dönemindeki özen

Olabildiğince taze yemek yiyin, hazır yemekleri ve rafine edilmiş yemekleri azaltın. Sigarayı bırakın. Araştırmaların gösterdiğine göre, bir veya her iki ebeveynin sigara içtiği evlerde aşırı ağlayan bebek olayı riski daha fazladır. Alkol ve uyuşturucudan uzak durun. Rahatlama tekniklerini öğrenmeyi deneyin. Her ne kadar bunlar bebeğinizin susmasına yardımcı olmasa da, olaylarla daha rahat başa çıkabilirsiniz. Kendinize ve bedeninize bakmanız suçluluk duygusunu ortadan kaldırıp sizde daha az gerilime neden olur.

Diğer kültürlerin ağlamayan bebekleri

Diğer kültürler derken Batı kültürünün aksine geleneksel kültürleri kastediyorum. Gözlemler ve anekdotlar oradaki bebeklerin bizdeki gibi çok ağlamadıklarını ortaya koyuyor (belki hiçbirinde reflü yoktur). Ben bu tür bir bilginin ağlayan bebeği için her şeyi yapan anneye nasıl bir faydası olduğundan tam olarak emin değilim. Köylü toplumlardaki bebek bakım yöntemlerinin modern toplum kadınları tarafından uygulanması çoğunlukla mümkün değildir.
“Diğer kültürlerin ağlamayan bebek” olayına sürekli yapılan atıflar Batılı kadınların ulaşamayacağı bir annelik tarzı sergilediğini akla getirmektedir, bebeklerinin neden ağladığı ortada! Ben bu yaklaşımın şehirli kadınların kendine olan güvenlerini yıktığını ve çok da yardımcı olmadığını düşünmekteyim.
Bazı kültürlerde annelik görevi bir tek kişinin üzerine yıkılmaz, bu yüzden de çok ağlayan bebekle aile yakınlarının başa çıkması söz konusu olabilmektedir. Şehirli kadın için hamilelik ve doğum gerçekçi olmayan bir seviyeye çekilmekte, sonrasında bu kadınlar görevleri ile baş başa bırakılmakta ve her şey üstlerine geldiği zamanlarda kadınlar neyi yanlış yaptıkları konusunda şüpheye düşmektedir.
Kadınlarımızı eğitimleri, bağımsızlıkları ve hayatları konusunda suçlu hissettirmeyi bırakalım ve bebeklerine, bizim kültürümüz çerçevesinde nasıl yetiştirmek isterlerse o yönde bakmaları için yardım edelim.

Bu dönemi atlatmak için size son ipuçları

• Bebeğinizi suçlamamaya çalışın, kendinizi de. Bu dönem hayatınızın yalnızca bir parçası. Bebeğiniz yirmi bir yaşma geldiğinde bunlara nasıl güleceğinizi bir düşünün.
• Yapabildiğiniz zamanlarda geleceği düşünerek iyimser planlar yapmayı deneyin, böylece tamamen çıkmaza girmiş gibi hissetmezsiniz. Tatil ile ilgili konuşun ve bazı geceler bebek sakinken dışarı çıkmayı konuşun.
• Ortaklar beraber çalışır! Bu hayati önem taşır. Sorumluluğun çoğu annenin omuzlarında, bu yüzden babalar lütfen onun yaklaşımını destekleyin. Hafta sonraları vardiyalı çalışma organize edin. Birbirinizi suçlamayın.
• Makul olan her ne varsa deneyin. Bebeğinizi her zaman kucakta tutarak onu ne “şımartır” ne de ağlamasına izin vererek onu incitirsiniz.
• Hiçbir zaman size doğru gelmeyen, sizde ekstra strese neden olan veya ciddi rahatsızlık yaratan tavsiyeleri uygulamayın. Unutmayın ki sorumlu olan siz siniz, sağlık çalışanları veya size ne yapmanız gerektiğini söyleyen herhangi biri değil.

Ağlayan bebeklere dair birkaç hikâye

Bebeğim çok kötüydü. Uyanık olduğu zamanlarda her zaman çığlık atıyordu, hiç mutlu değildi. Yellenme ile başladı ve ben her türlü gaz çıkarma formülünü denedim. Hiçbiri fayda etmedi. Özellikle besleme sonrasında daha da çok ağlıyordu. Sadece birkaç gün emzirebildim.

Ana çocuk sağlığı merkezine gittim, orada reflü teşhisi koydular. Bundan sonra biz de gaz giderici damlaya ve erken ek gıdaya başladık. Bu hafif bir değişikliğe neden oldu ama bunlar altı aylık olana kadar devam etti. Bundan sonra daha çok yedi içti ve gelişme gösterdi.

Çok yorgundum ve moralim bozuktu. Bitkin düştüm ve hastalandım. Ondan keyif alamıyordum, çünkü çok mutsuzdu. Bebeklerin bu kadar mutsuz olabileceklerini bilmezdim! Bebeklerle, kendi bebeğim olmadan önce çok tecrübem olmamıştı ve onlar hep mutlu görünüyorlardı.

Kocamla olan ilişkimi askıya almıştım, çünkü her zaman çok yorgundum, bebek tüm zamanımı alıyordu. Kocamın bunu yeterince anladığını sanmıyorum. Bebeğimle beraber pratik yardım almak zordu, çünkü bakımı çok zordu ve kimse onu umursamadı veya bana yardım etmek istemedi.

ÖNERİLER: Tüm yardımları kabul edin. Hamilelik döneminde ağlayan bebek için kendinizi hazırlayın, arkadaşlarınızdan çokça tavsiye almamaya ve bebekleri karşılaştırmamaya özen gösterin.
Bebeğim sürekli ağlardı. Onu sakinleştirmek için her şeyi denedim ama olmadı. Sağlık çalışanları tarafından bebeğimin normal olduğu teyit edildi ve bunu kabul ettim. Doğru şeyi yaptığınıza ve onu incitmediğinize dair birisinden teyit aldığınız sürece sizde bir problem olmaz. Ben bunu başardım.

Kapıyı kapatıp, radyoyu açarak ağlamasına izin verdim. Ağladıkları sürece bebeklerin sorunu yoktur. Asıl ağlamayı kestikleri zaman endişelenin.

Kocam çok destek oldu ve onu uzun yürüyüşlere götürdü. Bu öyle bir bebekti ki her zaman hareket halinde olmak istiyordu.

İlaç vermedim. Sakin olmaya özen gösterdim ve acele etmedim. Depresyona girmedim.

Dört aylıkken sakinleşti ve bu gerçekten rahatlatıcıydı, aslında eşsiz bir şey gibiydi. O andan itibaren çok iyi. Sütten kesmenin yardımcı olabileceğini düşündüm ama o benim sütüm için can atıyordu ve bu yüzden yapmadım ve yapmadığıma da mutluyum.

ÖNERİLER: Çokça yürüyüşe çıkın. Çocuk ve aile hemşiresiyle konuşun; her şeyi yaptığınızdan emin olun sonra da ya yürüyüşe çıkın ya da bebeği ağlamaya bırakın.

Altı ila yedi günlükten başlayarak sabah erken saatlerden akşam saat 5’e kadar ve tabii sıklıkla geceleri de ağlıyordu. Ağlamakla kalmayıp aynı zamanda çığlık da atıyordu, vücudu sanki tuğla gibiydi. Kendini geriye doğru atardı. Nadiren onu sallayıp uyutabilirdim, ancak sonra tekrar uyanırdı.

Çocuk ve aile hemşiresiyle on bir haftalık olana kadar her hafta görüştüm. Sancı suyu, gaz giderici damla denedik ama her ne kadar kısa süreli işe yarasalar da hiçbiri bir değişikliğe neden olmadı.

Emziriyordum, meme uçlarım yara ve bir kez de mastit olmasına rağmen kilosu çok iyiydi.

On bir haftalıkken çocuk doktoru ile görüştüm. Emzirmeye devam ederken uzman doktorun tavsiyesi ile soya mamasına başladım. Aynı zamanda reflü tedavisi başlamıştı. Onu olabildiğince dik tutmaya çalıştım, görünüşe göre bu işe yaradı.

On altı haftalıkken çok daha iyi oldu. O dönemde memeyle kavga ediyordu, memeden kestim. Bu sefer de biberonla mücadeleye başladı.

Bir ay daha çabaladım ki bu dönemde artık günde üç öğün beslenmeye geçmişti. Ne bulursa da içmeye başladı. Bundan sonra gündüz hiç uyumasa da geceleri uyudu.

Altı aylık olduğunda çığlık atmaya son verdi.

Kendimi nasıl hissettim? Yetersiz olduğumu ve bir şeyleri iyi yapamadığımı hissettim. Beceremediğimi hissettim. İnsanların benim hakkımda konuştuklarını ve bunun da hep böyle süreceğini hissettim. Bebek sahibi olmanın hayatımın en büyük hatası olduğunu hissettim. Depresyona girdim ve çok fazla kilo aldım. Kocam her zaman yanımdaydı ve destekleyiciydi ve asla beni suçlamadı ama evliliğimiz zarar görmüştü. Arkadaşlarımın bebeklerinin nasıl olup da mutlu ve sakin olduklarını, benimkininse mutsuz olduğunu merak ediyordum. Neden ben?

  Her ne kadar ondan nefret ettiğimi düşündüğüm zamanlar olsa da ona karşı her zaman çok özel hislerim oldu. Hiç kimse bir bebeğin ne kadar ağlayacağı konusunda önceden hazırlıklı olamaz. Onu şimdi çok seviyorum.. Şimdi yürümeye başladı ve inanılmaz oldu. Arkadaşlarımın o sakin bebekleri ise birer canavara dönüştü.

 

İlk hafta da bir problem yoktu ama iki buçuk haftalık olduğunda çok ağlamaya başladı. En kötüleri sabah saat 7 ile gece yarısına kadar olanıydı. Onu sakinleştiremedik, her şeyi denedik; sakinleştirici su, sıcak su, gaz için damla, ilaçlar bir değişikliğe neden olmadı. Araba ile gezdirmeyi ve uzun yürüyüşleri denedik.

  Bitkin düştüm ve ağlamaklıydım ama depresyonda değildim. Ne yapılacağını bilmemekten dolayı kendimi suçluyordım. Kocam buna alışamadı, çünkü erken kalkması gerekiyordu ama beni suçlamadı ve ilişkimiz karşılıklı anlayıştan dolayı zarar görmedi.

  Hemşire bize ana çocuk sağlığı merkezine gitmemizi önerdi. Kocam bu konuda pek hevesli olmadı, sonuçta kendimizin başa çıkabileceğini düşünüyordu. Merkezde gördüklerim olaya değişik açıdan bakmamı sağladı ve artık daha iyi idare ediyordum. Kollarımda uyutmaktan ziyade onu beşiğinde uyuttum. Doktor bebeğimin beslenmelerini çok sıkı bir rutine bağladı. Bunu yapmaya çalıştım ama işe yaramadı… Bundan sonra o ne zaman isterse o zaman emzirmeye karar verdim ve tabii geceleri bizimle aynı yatakta uyumasına da…

  Üç aylıkken ağlamaya son verdi.

SONRADAN ANLAMA: İlaçla tedavi yardımcı olmadı ve paranın boşa harcanmasıydı. Kimse bana “bebeği takip etmem gerektiğini söylemedi, bu yüzden herkesin tavsiyesini takip edeceğim diye deliye döndüm”, çünkü bunlardan hiçbiri bana veya bebeğime uygun değildi. Ana çocuk sağlığı merkezi olayların nasıl olması gerektiği yönünde bana değişik bir bakış açısı verdi. Anne için destek hayati önem taşır, çünkü bebeğiniz olmadan önce ne kadar zor olabileceği yönünde hiçbir fikriniz yoktur.